Devlet İstemek – İstememek Sorunsalı (Kürdistan)

334

Necat DEMİRCİ

Politik bilinç ve düzey olarak makas aralığımız çok büyük – geniş – arasında uçurumlar olduğundan da kaynaklı Kürdistan ulus ülke gerçekliği ve bağımsız Kürdistan üzerine tartışmalar da çok düzeysiz ilerliyor, hatta ilerlemiyor, bir bataklık halini alıyor… Kürdistan’da bu aanlamda algı ve bilinçler çamurlaşmış

Devlet istemek ve istememek üzerine yürütülmesi gereken doğru tartışma metodolojisi şu formasyonda olmalıdır.

Devleti ne PKK ne de günümüz devrimcileri çözümlemiştir. Devleti çok uzun zamandan beri, kurgu ve kavramsal olarak çözümlemiş yüzlerce düşünür var. Bu yüzden sentezler üzerinden tartışmak doğru değil, bu tartışmayı yürütmeye çalışan bir çok Kürdistan’lı arkadaş sıkı bir politik – tarihsel – kuramsal – felsefi eleştiriyi de hakediyor. Çünkü iki seçenek vardır bir tartışmayı yürütmenin, ki bu metodolojik bir seçimdir. Ya tüm tarihsel – toplumsal kabulleri esas alarak, devletleşmeyi isteyeceksin ve bunun üzerine örgütleneceksin -idealist yöntem-… Ya da tüm bu tarihsel toplumsal kabul ve kurguları yargılayarak devletleşmeyi isteyeceksin veya istemeyeceksin -materyalist yöntem-… Bu maksimalist bir tespit olarak da değerlendirebilir ki, o zaman bu kabul ve redler üzerinde tartışma olanağı da kalmaz…

Devlet örgütlenmiş bir ahlaksızlık mıdır?

Bu anlamda bu önermeyi ortaya atanlar -ki bu önermenin mülkü de onlara ait değildir, Spinozadan, hatta Hobbes’ten günümüze madetolojik olarak tartışılmış ve ortaya çıkmış materyalist bir tespitten ibarettir. Devlet örgütlü ahlaksızlıktır, suç örgütüdür…

Toplumsal kollektif kabullerin ”dinsel”, ”tarihsel”, ”toplumsal”, ”ahlaki”, ”politik”, ”sınıfsal”, ”ekonomik”, ”iktisadi” ve ulusal v.s. kısmını kabul veya red edenler sistematik – metodolojik olarak , bir yandan da bu kabüllerin devletleşme sürecindeki önemini hiç dile getirmiyor! Dinler dahil tüm bu kavramlar devletleşme için önemli midir değil midir? Çünkü bu kabullerin hepsi benzerlik gösteren insan yığınlarını mitler üzerinden organize etmek ve hegemonya kurmak amacı ile ortaya çıkmış kurgu ve kavramlardır. En karmaşık görünen ve fakat aynı amaca hizmet eden devlet organizasyonları da…

Bu yüzden bilimsel eleştiri, (hem ontolojik, hem epistemolojik) tüm bu kurgu ve kavramları ortaya çıkaran tarihsel süreci de -tarihsel materyalizm- bir gerçeklik olarak önüne almalıdır. Ve bu kavramlarla da örgütlü bir şekilde mücadele eder, veya etmek ister.

Tüm bu tarihsel – kollektif kabulleri – kurguları red ederken de bu red üzerine devlet organizasyonu ile Kürdistan topraklarında egemenliğini inşa etmiş devletler ile mücadele etmek de mükündür, ve tek seçenektir…

Devlet dediğimiz organizasyonun üretim ilişkileri ve iş gücü sömürüsü, modern devletlerin ise pazarcı ve sömürgeci – yayılmacı yapılarının egemen sınıfın tarihsel misyonu – motivasyonu ile alakalı olduğunu da söylemeliyiz. Çünkü devletler ulus temelli bir birliktelik olarak vücut bulmuş olsa da, kimin ahlakı, kimin demokrasisi gibi…. Kimin devleti de yakıcı bir sorudur. Devletin sınıfsal kimliğini işin özünün yani ABC’sinin sınıfsal olduğunun bilindiğini düşünerek ve metni boğmamak adına bu metine yedirmemiştim… Ancak bu hali ile çok sorunlu olacağını da baştan kabul etmeliyiz. Neyi niçin istediğimiz sürekli sorgulayan dinamik bir toplum olmalıyız. Kürt ulusu bu anlamda hem çok ileri unsurları olan, hem de çok geri ulusal gerçeklikleri olan dinamik bir toplumdur.

Kürdistan topraklarını paylaşmış olan devletler, paylaştıkları, sömürgeleştirdikleri, soykırıma uğrattıkları ülkemizde, iktidarını sürekli kılmak için tüm bunları yine devlet organları ve resmi politikaları ile yapıyorlar. Bu devletler tipik sömürgeci egemen sınıfın iktidarı ile – burjuva sömügeci iktidar – yürüyen suç örgütleridir. Ve hepimiz bu suç örgütlerinin gönülsüz yurttaşlarıyız…

Bunlar bizim tarihsel hakikatimiz.

Bir devrimci devletleşmeyi tüm bu iktidarı yıkıp atmak, özgürleşmek için ister. Yani tarihin kollektif sömürü için ortaya çıkardığı devlet örgütlenmesini, kendi iktidarını kurup, bu çarpık paylaşımı tersine çevirmek, Kürdistan öznesinde de, kendisini korumak için ister, istemelidir.

Aksi halde, tipik bir burjuva devleti ile, kendisine benzemeyen, iktidarına tehdit gördüğü tüm toplulukları, azınlıkları, ya da ulusları yok edip, pazarını korumak için, insanlık suçları işleyen ahlaksızlığın, korkunun, gericiliğin, sömürünün suç örgütü olacaktır.