DEVLET AKLI ve KÜRTLER

786

H.Hüseyin Yıldırım

Bir milleti geleceğe taşıyan, bekasını garantiye alan esas kurum devlettir. Devletleşmeyen milletler süreç içinde başka milletlere entegre olurlar, onlar içinde erir, yok olurlar. Kürdler bu süreci yaşıyor. Hele ezeli Kürd millet düşmanı Türk, Arap, Fars ve Ermenilerin Kürd/ Kürdistan realitesini inkar ettiği ve inkar ettiğini yok etmeye çalıştığı bir politikası da olunca ve buna bir de kimi Kürd okumuş, yazar ve politik çevre buna “din, sınıf“ kardeşliği yükleyip olumlulaştırınca bu süreç hızla ilerlemektedir. Tehlikeli bir süreç yaşanıyor. Hem milli dinamiklerin ve hem de uluslararası koşulların olumluluğuna rağmen!

Bu görülmek istenmiyor. Hatta uzun silahlı mücadele içinde olan Kürd politik çevrelerin kimi yaklaşımları buna hizmet etmektedir. Kürdlerin millet olmasından kaynaklı bağımsızlık hakkını ıskalamaları, onun yerine bir başka bağımlılık ilişkisi olan “otonomi,“ “özerklik,“ “kanton,“ ve hatta “federasyon“ monte etmeleri, sömürgecilerimizin “toprak ve siyasi birliği“ni savunmaları, ezeli Kürd millet düşmanı olan Türk, Arap ve Farslarla “birlikte yaşama“yı içselleştirmeleri Kürdlerde bağımsız devlet olma fikrini çürütmüştür.

Kürdlerde devlet aklı önemli düzeyde köreltilmiştir. Bağımsızlık diyen kimi kesimler de bunun gereğini yapmaktan uzaktır. Hükmettikleri kitle tabanı ile kurumlaşmayı devlet sanmaktadır. Oysa bir millet bir partinin hükmettiği kitle ile sınırlı değildir. Çünkü başka siyasal güçler de var ve bunların da hükmettiği bir kitlesi vardır. Her parti kitlesini yönetmeyi bir devlet mantığı sandığından Kürdler dışında başka milletlerde rağbet görmemektedir. Oysa devlet, milleti oluşturan tüm kesimlerin milli birliği ile inşa edilir. Mevcut Kürd politikası bunu boşa çıkarmıştır. Bu konuda direnç gösteren siyasi yapılar da güçlü olan kesimlerin bariyerini aşamamaktadır. Bunun örneğini Kürdistan’ın Güneyi’nde görmek mümkündür. Nawşirwan Mustafa’nın önderlik ettiği GORRAN HAREKETİ bunun büyük çabasını verdi ama Irak-KDP ve YNK’nin birlikte ördüğü duvarı aşamadı. Fakat bu damar güçlüdür ve eninde sonunda o duvarı aşacaktır.

Oysa doğru yol gösterilmişti. Ta 1992 yılında förmüle edilmiş önlerine konulmuştu. Milli siyaset, milli birlik denilmişti. Devleti devlet yapan kurumların inşası denilmişti. Çift başlılığa son denilmişti. Tek ordu, tek istihbarat, kontrol edilebilir şeffaf bir ekonomik politika, işgal altındaki ülke topraklarının kurtarılması, sömürgecilerle milli çıkara dayanmayan ilişkilere girilmemesi, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki milli hareketlerle milli bir işbirliği vs. ortaya konulmuştu. Sonuç olarak Kürdlerin bağımsızlığa ulaşması için kurumlaşma dayatılmıştı. Fakat iktidarı fifti-fifti paylaşan Irak-KDP ve YNK bundan kaçınmış ve şu an yaşanan kargaşaya yol açtılar.

Kürdistan’ın Kuzeyi’nin durumu Güneydekinden daha da felakettir. “Altın tepside bağımsızlık verseler elimin tersiyle iterim,“ “biz bağımsızlık fikrini çöpe attık,“ “Artık devletsiz, patronsuz, ağasız, ‘karısız’, ‘kocasız’ bir dünyayı düşünmenin zamanıdır“ gibi Kürdlerin devlet olmaması için yaratılan ucube teoriler ile Kürd millet potansiyeli tasfiye edilmeye çalışılmaktadır. Kürd milletine geleceğe uzanmak, bekasını garanti altına almak, Kürd millet bireyine mutluluk reddedilmektedir.

Oysa bir ülkenin yaşam standartı ve insanının mutluluğu güvenlik, barınma, beslenme, sağlık, cinsellik ve eğitim alanlarında kendi kendine yeter hale gelmesine endekslidir. Bunu da ancak devlet sağlar. Bir ülke kendi kendine yeterli hale gelmediği zaman onun feleketine yol açar. Kuzey’deki bazı hareketler, Kürdlere bunu reva görmektedir. Kürdistan’ın Güneyi’ne baktığımızda bu alanda hiç bir ilerleme yoktur. Çünkü inşa edilen devlet kurumları değildir, parti kurumlarıdır. Tipik Orta Doğu aile hanedanlıklarıdır.

Bunların millet çıkarı diye bir dertleri de yoktur. Toplumun refahı diye bir politikaları da yoktur. Her şey petrol gelirlerine bağlanmıştır ki bundan gelen gelir de toplumun ihtiyacına göre değil, parti yöneticilerinin el koyup yurtdışına kaçırılması üzerine inşa edilmiştir. Parti yöneticileri milyarder veya milyoner olma yolunda hızla yükselirken, halk her geçen gün açlık sınırının altına itilmiştir. Toplumun hiçbir temel ihtiyaçı –güvenlik, barınma, yol, su, elektirik, ısınma vs.- hal edilmemiştir. Buna şu itirazda bulunabilinir. De facto (fiili) olarak bağımsız olmada daha yenidir denilebilir. Kuşkusuz bu faktörün etkisi var ama esas sorun bu değildir. 1992 yılından bu tarafa fiilen iktidarda olan siyasal güçlerin plansız, hesapsız politikalarıdır. Açgözlülüğün yön verdiği bir politikanın uygulandığıdır. Devlet aklının yerine parti aklının geçirilmesidir. Yoksa ülkeye az para girmedi. Bu parayla on tane devlet kurulurdu. Yeter ki milletin çıkarı birey, aile, aşiret, parti, bölge çıkarı üstünde tutulsaydı. Yapılmayan bu oldu.

Kürdistan kendi kendine yeterli yeraltı ve yerüstü kaynaklara sahip bir ülkedir. Ortalama bir planlama ile toplumun birçok sorununu çözmek mümkündür. Kürdistan tahıl ülkesidir. Eğer tahıl bile ithal ediliyorsa işler iyi gitmiyor demektir. Su kaynakları bol bir araziye sahiptir. Meyve, sebze, şeker pancarı, tütün ekimi vb tarım politiklasıyla toplumu kendi kendine besler hale getirir. Dağlık ve ormanlıktır. Hayvancılık alanına önem verilirse toplumun et ihtiyacını karşılamak bir yana ihraç edecek potansiyele de sahiptir. Fakat ne yazık ki saydığım tüm bu kalemler üretilmemiş, hepsi dışarıdan ithal edilmektedir. Ülke dışa bağımlı hale getirilmiştir.

Oysa bu durumu tersine çevirmek zor değildir. Üniversiteler ve Araştırma Enstitüleri kurmak ve buralarda çare aramakla çözelebilinir. Ki bir ara BM bünyesinde tarım alanında uzman olan biri getirilmişti. Adam kendi alanında otorite biri idi. Birçok proje sundu. Adama cevap bile verilmedi. Adam rahatsız oldu. İstifa etmek istedi. Adamın istifasını bile kabul etmediler. Sonra ne oldu bilmiyorum. Kendisine dedikleri, “Niye bu tür şeylere kafayı takıyorsun. Maaşını al otur. Petrol her şeyimize yetiyor denilmişti. Bunu diyenin bir dönem Başbakanlık yapan Behrem Salih olması vehametin büyüklüğünü göstermeye yeter de artar bile.

1992 yılından bu yana fiilen ülkeyi yöneten siyasal güçler, toplumun ihtiyaçlarına uygun önleyici tedbir alma gereğini duymadılar. Kendilerine dert de etmediler. Petrol, gümrük ve diğer gelir kaynaklarından gelen paraya el koyup toplumun temel ihtiyaç maddelerini ithal ederek topluma sattılar. Topluma ne sattılarsa ne kadar kar ederim hesabı yapıldı. Güney’de böyle bir sistem kurulmuş. Ortada devlet yok. Devletin bütçesi yok. Devlet yerine parti iktidarları var. Parti bütçeleri var. Parti silahlı güçleri var. Parti istihbaratları var. Bu kurumlar ile halk arasında da ara istasyonlar var. Bu köşebaşı mafiaların üstünde de Irak-KDP ve YNK mafiaları var. Herbiri birer mafia olarak iş görmektedirler. Güneyde rüşvetsiz hiçbir iş görülmemektedir.

Durum bu mudur, evet budur. Bu durum Irak-KDP ve YNK’yi ele geçirenlerin kişisel çıkarına uygundur. Fakat Kürd milletinin felaketine yol açan bir durumdur. Irak-KDP ve YNK’yi ele geçiren elit tabaka bunun değişmesi için bir çaba sarf etmemektedir. İkide bir yanyana gelip “bağımsızlık referandumu“ demeleri sadece ve sadece toplumu oyalamak içindir. Halk da bunu görüyor. Kürdleri devletleşmeye karar veren uluslararası güçler de bunu görüyor. Bunun en bariz örneği ABD, İngiltere ve Alman askeri heyetin Güneylilerin önüne Peşmergeyi milli orduya dönüştürün projesini dayatmasıdır. Anlaşılan o ki Güney’de iktidarda olan güçler bunu da savsaklayacaklardır. Zorluk çıkaracaklardır. Bu mantıkla mı bağımsızlık ilan edilecek? Buna inananın aklına şaşarım ama tek umudum GORRAN HAREKETİ’nin buna direnmesi ve uluslararası “üst akıl“ın dayatmalarıdır.

30 Mayıs 2017