Demir Küçükaydın Ağabey’e Cevaben…

384

Necat DEMİRCİ

Bu bir eleştiri değildir, öncelikle yürüyen kitlelin faşist eğilimlerinden HDP’yi ve HDP öznesinde koca bir siyasal mücadeleyi sorumlu tutmaktır. Yoksa eleştirilir elbette, binlerce eleştiri de yapılabilir. Sizin eleştirinizin de yanlışlanabilir olduğunu düşünecek olursak gayet normaldir bu eleştiri ve onun yanlışlığı üzerine düşünmek. Ben de bir marksist olarak -Kürt kimliğimden de sıyrılmadan- bu eleştiri dediğiniz tespitlerinizi yanlışlıyorum…

HDP öznesinde Kürtlere dayattığınız bu yürüyüşe katılmaları bunu anlıyoruz, yani eleştirinizin temel dayanağı Kürtlerin katılmamış olması. Anlaşılan HDP’nin yaptığı açıklamalar sizi tatmin etmemiş, HDP’nin yürüyüşe geçen kitlenin ideolojik olarak durduğu -ve sizin savrulduğunu iddia ettiğiniz ırkçı – ulusalcı – işgalci – sömürgeci – soykırımcı – çizgisinin sonradan ortaya çıktığını iddia etmeniz gibi. Peki bu iddianıza temel dayanak nedir? Adalet kurgusu mu? Bir marksist olduğunuz için adaletin bir kurgudan ibaret olduğunu söylemem galiba sizi şaşırtmaz. Çünkü hukuk da adalet de, egemen ideolojinin kurgusundan ibarettir. Bu kurgu tartışmasını daha derinlikli yapabiliriz. Fakat çok daha önemli bir nokta var ki, asıl bizim ilişkimizi gözden geçirmemiz gereken o ilişkinin çirkinliği ve rezilliği üzerinedir. Şayet böyle ifade etmez isem, bu tartihsel yanlışlığa ve adalet düzleminde yürütmeye çalıştığınız tartışmaya ve eleştiriye doğru bir tutum da sergilememiş olurum… O da Kürt ve Türklerin o rezil ilişkisidir… Bu ilişkinin sizlere kodlanmış olan şey ise, sözleriniz ile dışa vurduğunuz o rafineleşmiş Kürt algnız!

Önce Kürt’ten ne anlıyorsunuz, Kürdistan nedir diye kendinize ve belki de sizi takip eden benim gibi bir çok marksiste ve elbette Kürt’e bunu tarifleyi verin. Mesela cümlelereiniz içinde şöyle bir ”şey” var ki çok ilgimi çekti: ”Kürtlere kapıyı kapamıyordu”. Nedir bu Kürtler sevgili marksist ağabey? Homojen bir ”şey” mi? Mesela bu Kürtlerin içerisinde, devrimcisi olduğu gibi, burjuvası, demokratı, marksisti, oportünisti, feministi, feodali yok mu? Varsa hangisine kapıyı açık bırakmıştı? Çünkü rafineleşmiş bir Kürt algınız olduğu bu cümlede çok açık! Kürtler ile kurduğunuz ilişki işte böyle bir ilişki. Özne – nesne ilişkisini bir ulusla değil de, aynılaştırdığınız koca bir kitle ile yaptığınız zaman o eleştirinin zaten tüm zemini Türk devletinin ve egemenliğinin ve egemen ideolojinin kabullerini de esas alıyor.

Oysa Kürtlerin de Türkler gibi bir çok farklı eğilimi olan tek renk olmayan bir ulus olduğunu kabul etseniz, ve bir ülkeleri olduğu hakikati üzerine örneğin, işgal altında, paylaşılmış topraklarında, sömürge statüsü bile olmayan, soykırıma uğramış ve henüz uğrayan bir ulus olduğunu kabul ve hakikat olarak almış olsanız, böyle bir çağrıyı yaparken, bu gerçeklikten asla sapmazdınız… Dahası var..

HDP’yi ciddiye almadığınız çok net. Önce HDP diyorsunuz, ve sanırım HDP’nin – HDK’nın parti programını görmezden gelip, eleştirinizin ilerleyen kısmında Kürt hareketi olarak devam ediyorsunuz. HDK’nın parti programını ya okumamışsınız, ya da okumuşsunuz ama HDPKK diyen o koca egemen Türk ideolojisinin tortuları zihninize sızıvermiş ki HDP ve kitlesini bir Kürt hareketi bir HDP diye tarifliyorsunuz. Ne dediğim anlaşılır mı? HDP bir Kürt hareketi değil, Kürt partisi de değil. Bir marksist olarak ben tarifleyeyim isterseniz HDP’yi ki bu hakikat üzerine HDP’yi sürekli eleştirdiğimi de söyleyeyim…

HDP Kürdistani gövdeye giydirilmiş bir Türkiye elbisesidir, ki bu zoraki elbiseyi yine egemen Türk ideolojisi tarumar etmiş, ve Kürtlerin elinde – üzerinde parçalamıştır. HDP Kürt ulus ülke gerçekliği ve çelişkisi üzerine 40 yıllık birikimini, Türkiye’nin tüm ezilen ve sömürülenlerine -yine yanlış buluyorum- açmış ve bir mücadele sahası yaratmaya çalışmıştır. Yani ortada bir birliktelik oluşmamış, ya da Türkiye (!) kitleler seçim bürolarını yakıp yıkarak bu sahayı onlara dar etmişse, demek ki faşizme alan açan Kürtler ve özgürlük hareketi değil, olsa olsa Türkiye sol hareketi ve devrimcileridir.

Düşman tariflemelerinizi ise üzerine hiç ekleme çıkarma yapmadan kabul ediyorum. Eleştirinizde Kürtler ile kurmuş olduğunuz o kategorik ilişki ve dilini ise, benimsemiyor ve mümkün olan en sert düzeyde eleştirmeye çalışıyorum. Öncelikle bildiğiniz bir hakikatı da sizlere hatırlatarak, ulus ülke gerçekliği üzerinden yapıyorum bu hatırlatmayı. Bu yüzden o özne-nesne ilişkisinin yanılgı ise düzeltilmesi, yok ideolojik bir tercih ise mücadele edilmesi gerektiğini de söylüyorum…

Daha Kürdistan’daki son yıkıma, siyasilerin tutuklanmasına, bu yürüyen kitlenin tarihsel düşmanlıklarına ve CHP’nin Kılıçdaroğlunun Kürtlere adalet tecelli ederkenki düşmanlığına değinmiyorum bile… Kaç bin tutuklusu var Kürt hareketinin? Adalet vardır Türkiye’de, en azından Türkiye devlet geleneğinin Kürt ulusuna biçtiği adalet 100 yıldır sistematik olarak devam etmektedir, ve hiç değişmemiştir bu adaletin tecellisi… Bu da biz Kürt ulusunun somut gerçekliğinden ibaret, pek de üzerinde durulmaması gereken hukuki bir kusurdan ibarettir… Kim bilir…

İlgili yazı aşağıdaki linktedir

https://demirden-kapilar.blogspot.com.tr/2017/07/adalet-yuruyusu-bitti-turk-ulusalclarnn.html