DARBE İÇİNDE DARBE (1)

1501

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Üçüncü dünya devletlerinde komplo, siyasetin temel bir unsurudur. Bu dünyada içinde komplo ya da manipülasyon olmayan önemli bir siyasi olaydan söz etmek neredeyse imkansız…

Bir üçüncü dünya devleti olarak TC’de, ezelden beri bu kural işliyor. Bu yüzden, onu bir parça tanıyan herkes gibi ben de ne zaman önemli siyasi bir olay olsa öncelikle, “Bunun arkasında kim var acaba?” diye merak ederim. Buna rağmen zaman zaman bunu göz ardı ettiğim oluyor. Bunun son örneğini, iki gün önce TC’de vuku bulan darbe teşebbüsünü izlerken yaşadım.

Büyük çoğunluk gibi ben de ilk birkaç saat boyunca, “AKP hükümetinin gerçek bir askeri darbe teşebbüsüyle karşı karşıya” olduğu kanaatini taşıyordum. İlerleyen saatlerde bu teşebbüsün boyutları ortaya çıkınca fikrim değişmeye başladı. Gelişmeler hiç de iddia edildiği gibi planlı proğramlı bir askeri darbe teşebbüsü görüntüsü vermiyordu. Kısa bir süre için bunun, bu işten bihaber maceraperest bir grubun işi olabileceği ihtimali üzerinde durdum. Ancak bu da tatminkar bir cevap değildi.

Darbe girişimi buram buram komplo kokuyordu. 11 ve 12 Mart 1971’de sahneye konan “darbe içinde darbe” senaryosunun bir tekrarıydı sanki…
Yazının bu bölümünde, mevcut verilere dayanarak, darbe teşebbüsünün neden buram buram komplo koktuğu konusunu açıklamaya çalışacağım. Bir sonraki bölümde onun, 12 Mart darbesinden bir gün önce yaşanan darbe girişimiyle benzer yanları üzerinde duracağım. Ondan sonra yayınlayacağım bir ya da iki bölümde de darbeyle ilgili diğer konuları yer alacak.
*
Bugüne kadar dördü başarıya ulaşan (27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat), ikisi başarısızlığa uğrayan (ünlü Albay Talat Aydemir’in peş peşe yaptığı iki girişim) ve bir de e-muhtıra olmak üzere toplam yedi askeri darbe olayına tanık oldum. Bu nedenle askeri bir darbenin nasıl yapıldığı konusunda iyi kötü bir tecrübe ve bilgi sahibi sayılırım.

Bir askeri darbe girişiminde bulunmadan önce yerine getirilmesi zorunlu şartlar şunlardır:

Darbeyi gerçekleştirecek bir kapasiteye sahip bir organizasyon kurmak; uzmanlar vasıtasıyla oldukça ayrıntılı bir darbe plan yapmak; darbe planı uygulayacak bir komuta merkezi oluşturmak; müdahalenin başarıya ulaşması için gerekli personeli ve onların görevini tespit etmek; darbe için gerekli silah ve mühimmatı hazır hale getirmek.

Darbe planına uygun olarak verilen start verildikten sonra riayet edilmesi gereken şartlar şunlardır: ilk anda devletin temel kurumlarının ele geçirmek ve muhtemel direniş odaklarının etkisiz hale getirmek; bunun için de müdahalenin, iktidara bağlı silahlı güçlerin ve sivil halkın karşı koymasına mahal vermeyecek bir süratte ve zaman dilimi içinde ve anda yapmak; darbe kurallarını uygularken, en küçük bir taviz vermemek ve en küçük bir itaatsizlik durumunda şiddet uygulamaktan bir an bile tereddüt etmemek.

Her nedense bizim darbeciler yukarıda sıraladığımız zorunlu şartlardan hiçbirine riayet etme gereğini duymuyor. Gözlemler ve sair mevcut bilgiler darbe girişiminin, önceden oluşturulmuş bir organizasyon ve plan çerçevesinde ve bir merkezden yürütüldüğü konusunda bir kanaati yaratmaktan kesinlikle uzak. TRT’de yayınlanan bildiride Yurtta Sulh Komitesi’nden söz edildi; aradan geçen zamana rağmen henüz bu komitenin kimlerden oluştuğu bilinmiyor.
Darbeyle ilgili şimdiye kadar 7-8 bin kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında 40’ı aşkın general ve çok sayıda diğer kademelerde subay ve üst düzey bürokrat yer almakta. Tutuklananların sayısı ve rütbesi, ordunun en az yarısını harekete geçirecek bir güce tekabül ediyor. Darbe adına ortaya konan güç ve eylemler tutuklanan “darbeciler”in sahip olduğu güç ve kapasiteyle örtüşmüyor.
Basına intikal eden ifadelere göre, emirler Genelkurmay’dan çekilen faxslarla verilmiş. Emri kimin verdiği belli değil. Emirde darbe yapılacağına dair bir beyan yok: “Şunu yapın!. Bunu yapın!.” gibi talimatlardan ibaret. Boğaz Köprüsü’de bir asker, “Darbe haberimiz yok. Bize tatbikat var dendi.” beyanında bulundu.
Kocaman TC’yi ele geçirmek için sevk edilen asker sayısı üç bölükten daha fazla değil. Darbe için sevk edilen silah ve araç gereçse, iki-üç F16, iki helikopter, üç beş tanktan ibaret…

Sözde darbeciler, iktidarı ele geçirmek için hiçbir girişimde bulunmuyor. Darbe adına yapılan şeyler, gösteriden ibaret.

Oysa bir darbenin amacı devleti ele geçirmek, gösteri yapmak değil.
Bunun için de darbenin ilk hedefi, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir zaman içinde devletin temel kurumlarını kontrol altına almaktır.
Ancak her nedense bizim darbeciler buna gerek duymuyor; bunun yerine bizimkiler darbe startını, bir manga asker ve iki tank göndererek İstanbul’da iki boğaz köprüsünü trafiğe kapatarak, Ankara Kızılay’da bir ya da iki tankla gösteri yaparak veriyor.

Ondan sonra darbecilerin yaptığı, bir manga asker göndererek TRT’de bir bildiri okutmak, parlamento ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı bombalamak, bir de darbe girişiminin tam başarısızlığa uğradığı sırada CNN TÜRK’e bir manga asker göndererek, yayını durdurma girişiminde bulunmak oluyor…

Darbe için en uygun an, halkın büyük çoğunluğunun uyku halinde olduğu gece yarısından sonraki zamandır. İnsanlar sabah uyandığında iktidar çoktan el değiştirmiş; sosyal hayatın mümkün olduğu kadar normal bir şekilde devam etmesi için elektrik, su idaresi, bankalar, borsa ve sair önemli yerler ve başta hava alanları ve sınır kapıları olmak üzere yurt dışı ve yurt içi seyahat yapan tüm mekanlar kontrol altına alınmış, muhalif medya susturulmuş, sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.

Bizim darbeciler, diğer şartlar gibi, hayati derecede önemli bu şarta da uyma gereğini duymuyor. Darbe, pervasız bir şekilde akşamleyin, tüm halkın televizyon seyrettiği bir saatte yapılıyor. Tüm halk darbe gösterisini televizyondan saniyesi saniyesine izliyor. Darbecilerin engin hoşgörüsü sayesinde muhalif medya, darbe aleyhinde gönlünce propaganda yapabiliyor; devlet yetkilileri onlar sayesinde halka, direniş çağrısında bulunabiliyor.
Halk deyimle, “Bu işin içinde bir iş var” kesinlikle…

Daha açık bir ifadeyle, darbe teşebbüsü buram buram komplo kokuyor…

18 Temmuz 2016