ÇÖZÜM BAĞIMSIZLIKTIR!

257

H.Hüseyin Yıldırım

Türk egemenlik sistem sahipleri 16 Nisan 2017 tarihinde yeni süreci nasıl yönetecekleri konusunda bir referandum yapacaklar. Sistemin farklı kanatları bu konu da yoğun bir çaba sarf ediyorlar.

Sorun küresel güçlerin genelde yeni Orta Doğu ve de özelde Türkiye’ye ilişkin politikalarına karşı nasıl bir duruş ve program ile karşı duracaklarıdır.

Bu karşı duruşun merkezinde Kürd/Kürdistan sorununun “çözümsüzlüğünü” nasıl sürdürecekleridir. İşin esası budur…

Yani Türkiye’nin “vatan ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü“ nasıl koruyacaklarıdır.

Burada Kürd millet politikası nasıl olmalıdır?

Kürdler bu konuda üç tercihe odaklanmışlardır…

Kimi Kürdler iktidar partisi gibi referandumda “evet“ diyeceklerini söylüyorlar. Gerekçelerini de şöyle sıralıyorlar: “1923’ten beri Kemalistlerden çok çektik. Onlara dur demek gerek. Kürt sorununu Recep Tayyip Erdoğan çözecek. Başkan olursa ülkeyi eyaletlere bölecek ve Kürt sorunu böylelikle çözülecek“ diyorlar.

Bu kez referandumda “hayır“ diyecek Kürdler, 1925’ten beri iktidarda olan Kemalistlerle beraber sahne alıyorlar. Onlar da gerekçelerini şöyle formüle ediyorlar: “Şu an sunulan Anayasa taslağı demokratik değildir. Başkanlık sistemi otoriter hegemonik karekterdedir. Kabul edilirse Türkiye demokratikleşemez ve Kürt sorunu çözülemez. Bu nedenle hayır diyoruz. Hayır çıkarsa Kürt sorununun çözümü açısından yeni imkanlar doğurabilir” diyorlar. “Doğurabilir“ diyor da ‘bunun emaresi ne’ diye cevapsız bırakıyorlar.

O zaman biz soralım; 1982 Kenan Evren Anayasası ile mi?

1920’lerden bugüne süregelen Kemalist düşünce uygulaması ile mi?

Veya bizim bilmediğimiz başka bir neden mi var?

Bu kez sadece 16 Nisan 2017 referandumu değil, bir bütün olarak Türk egemenlik sistemini reddeden Kürdler devreye girmektedir.

Gerekçelerini şöyle dile getirmektedirler: “Evetçi“ ve “Hayırcı“ mantıkla ne Türkiye demokratikleşir, ne de Kürd/Kürdistan sorunu çözülür. Çünkü Kürd/Kürdistan sorunu Türkiye’nin iç sorunu değildir. Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunu da değildir. Anayasal bir sorun da değildir. Aksine ülke, millet, iktidar ve bağımsızlık sorunudur. Kürd/Kürdistan sorununun bundan başka bir çözüm yolu da yoktur.

Kürd milletinin kurtuluş politikasının bu olması gerekirken kimi Kürd çevreleri buna karşı “halkların kardeşliği,“ “birlikte yaşam“ ile federasyon deyip sahne alıyorlar.

Oysa Orta Doğu toplumlarında federasyonun yaşama şansı da yoktur.

Irak’ta denendi tutmadı, tutmuyor. Suriye’de gündem de, orada da tutmayacak. Sadece ara bir çözüm olarak ulusal devletlerin yolunu açmak açısından ön açıcı bir rol oynayabilir. Geçici bir çözüm biçimi olarak başvurulabilinir ama sonuçta milli devlet politikası hayatın gerçeğine damgasını vurur.

Bunun ötesi yoktur…

Bu nedenle Kürd/Kürdistan sorununu çözmek isteyen Kürd siyasal hareketleri kendilerini bağımsızlık politikasına uygun olarak programlamalı, örgütlemeli, pratikleştirmelidir. Kurtuluşun, bağımsızlığın, özgürlüğün, barışın yegâne yolu buradan geçer. Bunun yolu da sömürgeci sistemi topyekün reddetmekten geçer.

Sömürgeci sistemlerin dönem politikalarının ne “evet“ ne “hayır“ ikilemine takılmamak gerek.

Kürdler, sadece Türk egemenlik sisteminin 16 Nisan 2017’deki ‘Başkanlık ve kısmi Anayasa değişikliğini’ öngören referandumunda oylayıcı değil, bir bütün olarak sömürgeci sistemi boykot etmesi gerek.

Çünkü boykot, Kürd milletini bağımsızlığa taşıyacak tutumun önemli bir referans noktası ve Kürdistani politikadaki kırılma eşiklerinden biridir…

2 Nisan 2017