CIBRANLI HALİT BEY: ŞARK CEPHESİ KAHRAMANI (1)

670

Ahmet Zeki OKÇUOĞLU

Cıbranlı Halit Bey, Kürt milli hareketinin seçkin simalarından biridir. Şark Cephesi’nde (1915-1918) gösterdiği kahramanlıklar ona Kürt toplumu içinde büyük bir saygınlık kazandırdı. Kürtlerin nazarında Halit Bey, Kürt kültürünün temel taşını oluşturan mitolojik kahramanlık hikayelerden çıkıp gelmiş biri gibiydi. Bu yüzden Kürtler onu çok seviyor, ona çok güveniyor ve ondan çok şey bekliyordu. Katledilmesinin üzerinden neredeyse bir yüzyıl geçtiği halde Kürtler arasında Cıbranlı Halit Bey’in hatırası bugün bile canlılığını korumaktadır. Halit Bey’in katledilmesi Kürtler arasında büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığına neden oldu.

Cıbranlı Halit Bey, askeri yeteneğinin yanında, dönemin önde gelen bir Kürt entelektüeliydi de. Anadili Kürtçe dışında Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızca da biliyordu. Genel siyasi tarih, Kürt tarihi ve Kürt edebiyatına vakıftı. Kürt edebiyatının temel metinleri olarak kabul edilen Ehmedê Xanî’nin lirik Mem û Zîn adlı eseriyle Meleyê Cizirî’nin Divanı’nı düzenleyerek yayınladığı söylenmektedir.

1882’de Gımgım’da (Varto) doğan Cıbranlı Halit Bey II. Abdülhamit döneminde İstanbul’da kurulan Mekteb-i Aşiret-i Humayun’da (Aşiret Mektebi) tahsil hayatına başladığında henüz on yaşındaydı. Aşiret Mektebi’nin ilk öğrencilerindendi. Mektebi üstün bir başarıyla bitirdiği için girme hakkının elde ettiği Harbiye Mektebi’nden 1902’de yaver yüzbaşı olarak mezun oldu. Halit Bey, Harbiye’yi bitirdikten sonra ilk görev yeri olan Filistin’e gitti ve cephede savaştı. Ondan sonraki görev yeri İran cephesi olacaktı. Birinci Dünya Savaşı başlayınca da Şark Cephesi’ne (Kürdistan Cephesi) tayin edildi ve Hamidiye Alayları bünyesinde kurulan Cibran Alayı komutanı olarak Ruslara karşı savaştı.

(Vilayet-i Şarkiye ya da kısaca Şark, İttihatçıların Kürdistan’a verdiği addır. Berlin Antlaşması’ndan sonra büyük güçler, Osmanlı Kürdistanı’nın büyük kısmını Vilayet-Sitte adıyla ‘Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı coğrafya’ olarak adlandırınca, Osmanlı yönetimi buna, o coğrafyada Kürtlerin Ermenilerden daha yoğun yaşadığı ve adının da Kürdistan olduğu teziyle karşı çıkıyordu. Türk milliyetçisi İttihat veTerakki Partisi iktidara geldikten sonra ‘Kürt’ yerine ‘Türkler ve Kürtler’i, Kürdistan yerine de Vilayet-i Şarkiye adını ikame etti. TC kurulduktan sonra da (Vilayet-i Şarkiye, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu oldu.)

Cıbranlı Halit Bey için Hamidiye Alayları bünyesinde Şark Cephesi’nde savaşmak sadece resmi değil, milli bir görevdi de.

(Bunun neden milli bir görev olduğunu anlatmak için Hamidiye Alayları, Şark Cephesi ve bunlarla alakalı olarak Rusların sıcak denizlere inme ve buna da Osmanlı Kürdistan’ı üzerinde Ermenistan devleti kurma projesinden kısaca söz etmem gerekiyor.)

Hamidiye Alayları ve onunla bağlantılı hadiseler hakkında çok şey yazılıp söylendi. Ancak bunlar daha ziyade Türk ve Ermeni çıkarları gözetilerek kaleme alınan tezlerdir. Her iki taraf da Kürtlerle ilgili gerçekleri çarpıtır.

Hamidiye Alaylarına hangi perspektiften baktığınız önemli. Ermeni milliyetçiliği perspektifinden baktığınızda oldukça negatif bir görüntüye sahip olan bu teşkilat, Kürtler bakımından pozitif bir anlam ifade etmektedir.

Bundan haliyle Cıbranlı Halit Bey de nasibini almaktadır.

Ermeni milliyetçilerinin düşman, Türk milliyetçilerinin vatan haini olarak adından söz ettiği Cıbranlı Halit Bey, Kürt milliyetçiliği perspektifinden bakıldığında da, kendi milletini karşı karşıya bulunduğu büyük bir felaketten korumak için savaşan ve bu uğurda seve seve can veren milli bir kahraman olarak görülmektedir.

Cıbranlı Halit Bey’le ilgili kaleme alacağım üç bölümden oluşacak yazının bu ilk bölümünde genel hatlarıyla Hamidiye Alayları ve onunla bağlantılı olarak gelişen hadiselerden söz etmek istiyorum.

19. Yüzyılda kuvvetin doruğuna ulaşan Rusya cihan hakimiyeti hayali kurmaya başladı. Din ve milliyet fikrinin emperyal bir temelde iç içe geçtiği bir resmi ideolojiye sahip olan Rusya’nın cihan hakimiyeti projesi üç aşamadan oluşuyordu; Ortodoks Hıristiyan dünyasının birliği; Hıristiyan mezheplerinin birliği; ve nihayet cihan hakimiyeti.

Rusya’nın bu büyük hayali gerçekleştirmesi için öncelikle sıcak denizlere inmesi gerekiyordu. Bu da ancak Osmanlı ve Qacar (Iran) imparatorluğu üzerinden mümkün olabilirdi. Rusya, Osmanlı üzerinden Akdeniz’e, Qacar üzerinden de Hint Denizi’ne inmeyi planlıyordu.

Plana göre Rusya, Osmanlı coğrafyası üzerinden Akdeniz’e iki noktadan inecekti: Istanbul ve Kürdistan. Bunun üzerine Rusya bu iki bölge üzerinde hak iddia etmeye başladı. Ruslar İstanbul’u, Ortodoks Hıristiyanlığın merkezi olduğu için, Osmanlı Kürdistanı’nın günümüzde Kuzey Kürdistan olarak adlandırılan bölgesininin tamamına yakın kısmını da Kürtlerle birlikte bu coğrafyada yaşayan dindaşı Ermeni azınlığı gerekçe göstererek istiyordu.

Kürdistan coğrafyası üzerinde Ermeni millet-devletini inşaa yönünde Rusya ilk hamleyi 1828’de Kafkasya Kürdistanı’nın İran hakimiyeti altında bulunan bölgeleri ele geçirdiğinde yaptı. On civarında Kürt hanlığının bulunduğu Kafkasya Kürdistan’ında Revan Hanlığını, Ermeni Oblastı (vilayet) adını vererek Ermenilere tahsis etti. Ondan sonra da Qacar ve Osmanlı Kürdistan’ında yaşayan Hıristiyanları/Ermenileri bu vilayette yerleşmeye teşvik ederek bu bölgede demografik üstünlük sağlayarak modern Ermeni millet-devletinin temelini attı.

Ruslar, Kürdistan üzerinden sıcak denizlere inmek için ikinci büyük hamleyi, 93 Harbi’yle (1877-1878) yaptı. (Bu savaş Rus takvimine göre 1893’te yapıldığı için 93 Harbi olarak adlandırılmaktadır.)

Rusya, Osmanlı devletine iki ayrı cepheden (Kürdistan ve Balkanlar) saldırdı. Kürdistan’da büyük bir direnişle karşılaşan Rusya, Balkanlar’da Osmanlı ordusunu hezimete uğratarak İstanbul’un kapısına dayandı. Rus ordusunun Osmanlı’nın başkentini alması ve bu köhne imparatorluğun varlığına son vermesi için küçük bir hamle yapması yeterliydi. Ancak Ruslar, diğer büyük güçlerin baskısı karşısında Osmanlı yönetimine, ağır şartlar içeren Ayastofanes Antlaşması’nı imzalatarak geri çekildi.

Rusya’nın bu başarısı karşısında telaşa kapılan Avrupalı Büyük Güçler, Rusya ve Osmanlı Devletinin de katılmasıyla Berlin Konferansı’nı (1878) tertipledi.
Berlin Konferansı sayesinde Ermeni meselesi iki büyük gelişme sağladı: birincisi, milletler arası bir mesele oldu; ikincisi, Osmanlı Kürdistan’ında Vilayet-i Sitte adı altında teritoriyal bir karekter kazandı. Konferansta üzerinde uzlaşma sağlanan bu iki konu Berlin Antlaşması’yla hükme bağlandı.

Berlin Konferansının neden olduğu en büyük tahribat da, Kürdistan coğrafyasında tarih boyunca iç içe yaşayan Kürt ve Ermeni halk arasında ilişkiyi bozmak oldu. Üstelik bu coğrafyada Kürtler çoğunluk oluşturuyordu.

Berlin Antlaşma’sıyla Büyük Güçler, Ermeni milletinin ihyasına karar verilirken Kürtler’den, onları taciz eden ‘vahşi’ ve yabancı bir güruh olarak söz ediliyordu. Kürtler hakkında Batılılar arasında bu kanaatin oluşmasında, onların aleyhinde Ermeni milliyetçilerin yürüttüğü olumsuz kampanyanın payı çok büyüktü. Ermeni milliyetçileri Kürtleri fanatik islamcı ve ilkel göstererek, Kürdistan coğrafyası üzerinde hak iddiasını meşrulaştırmaya çalışıyordu.

Tüm büyük güçlerin dışladığı Kürtler’in payına da haliyle Osmanlı devletiyle ittifak yapmak düşüyordu.

Berlin Antlaşmasıyla Ermeni meselesinin milletler arası ve teritoryal bir karekter kazanması, Osmanlı yönetimini bu konuda daha radikal bir siyaset izlemeye sevk etti ve bunun ilk tezahürü olarak da II. Abdülhamit, 1860’ta kurduğu nizami Osmanlı ordusuna bağlı olarak, 1892’de Kürt ordusu (Hamidiye Alayları) kurdu.

II. Abdülhamit’in bu yönde attığı ikinci adım, Aşiret Mektebini kurmak oldu. Aşiret Mektebi, Hamidiye Alayları’ndan bir yıl önce kuruldu.

Biribirini tamamlayan iki teşkilattı bunlar. II. Abdülhamit Hamidiye Alayları ve Aşiret Mektebini iki nedenle kurdu: birincisi, tanzimat döneminde Kürdistan’da Mirlik sistemininin tasfiye edilmesinden sonra kontrol dışı kalan Kürt aristokrasisinin alt kademesini oluşturan aşiret reislerini sisteme entegre etmek; ikincisi, başta Rusya olmak üzere Büyük Güçlerin Osmanlı Kürdistan’ının büyük bir kısmı üzerinde Büyük Ermenistan Devleti kurma planını engellemek.

19. Yüzyıl’da Osmanlı toplumu, farklı etnik ve dini gruplardan oluşuyordu. Bu gruplar arasında Türkler yoktu. O dönemde Türklük, Osmanlıca’nın sadeleştirilmesi adı altında dille sınırlı bir faaliyet olan Türklük, sosyal temelden yoksundu. Bu nedenle Tanzimat’la birlikte Rusya ve Avrupa tarafından gündeme getirilen Ermeni meselesine karşı Osmanlı yönetimi, Ermenistan tezine Kürdistan kartıyla karşı çıkıyordu. Bu nedenle 1847’de Kürdistan Eyaleti kuruldu. Ancak bu eyalet, muhtemelen dış baskılar sonucunda 1867’de lağvedildi. Berlin Antlaşması’yla (1878) Ermeni meselesi teritoryal bir boyut kazanınca II. Abdülhamit, 1891’de Hamidiye Alaylarını kurdu.

Hamidiye Alayları, esas olarak, Rusya’nın, sıcak denizlere inmek için, Osmanlı Kürdistanı’nın günümüzde Kuzey Kürdistan olarak anılan toprakların tamamına yakınını işgal etmek ve üzerinde kendisine bağlı bir Ermenistan Devleti kurma planına karşı II. Abdülhamit tarafından Osmanlı ordusuna bağlı olarak Kürt aşiret ordusudur.

Hamidiye Alaylarını kurma fikri Müşir Zeki Paşa tarafından ortaya atılmıştı. Bu askeri organizasyon ilerde Kürdistan devletinin kurulmasına neden olur gerekçesiyle Osmanlı paşalarının büyük bir kısmı karşı çıkmasına rağmen ı. Abdülhamit Zeki Paşa’nın bu fikrini kabul etti ve onu, bu projeyi hayata geçirmekle görevlendirir. Hamidiye Alayları, ilerde Kürt milli ordusuna dönüşmesine mahal vermemek için de, modern ordudan farklı olarak aşiret ordusu şeklinde kuruldu.

II. Abdülhamit tahttan indirildikten sonra İttihat ve Terakki Partisi tarafından 1910 yılında yapılan düzelemeyle Hamidiye Alayları adı Aşiret Hafif Suvari Alayları olarak değiştirildi. 1913 yılında aşiretler yeni bir düzenlemeye tabi tutuldu ve ‘aşiret’ adı da kaldırıldı ve İhtiyat Suvari Alayları adıyla iki fırka halinde merkezi Erzurum olan 9. Ordu’ya bağlandı.

Ruslar, Kürdistan üzerinden sıcak denizlere inme yönünde üçüncü hamleyi Birinci Dünya Savaşı’nda yaptı.

Bu savaşta ilk defa Osmanlı devleti, Rusya’ya karşı kendisini koruyan batı ittifakından ayrılarak Almanya liderliğinde kurulan düşman cephede yer almıştı. Daha da önemlisi, o güne kadar batı ittifakının karşısında yer alan Rusya’nın bu savaşta batı ittifakına dahil olarak, Osmanlı’dan boşalan yeri doldurmasıydı. Bu da Rusların sıcak denizlere inme projesini hayata geçirmesi için büyük bir fırsat yaratıyordu.
Rusya bu defa, müttefiki İngiltere ve Fransa’nın İstanbul konusunda hassasiyetini gözeterek, Osmanlı devletine karşı, 93 Harbi’de olduğu gibi iki cephe yerine, Kürdistan üzerinden saldırmayı tercih etti.

Şark Cephesi’nde, Rus ve Ermeni ordusuna karşı, az sayıda Osmanlı subayı dışında Aşiret Mektebi’nden mezun Kürt subayları ve aşiret reisleri komutasında İhtiyat Suvari Alayları ve yine Kürtlerden oluşturulan milis birlikleri savaşıyordu.

Cıbran aşireti, Aşiret Hafif Suvari Alayları’na dört alay halinde katıldı. Her alay bin ikiyiz kişiden oluşuyordu.

Cıbran alayları Şark Cephesi’nde oldukça etkin bir rol oynadı. Üstün bir savaş teknolojisine sahip olmasına rağmen Rus ordusunu ağır zaiyatlar verdiriyordu. Bunun karşılığında Cıbran alaylarının verdiği zaiyat da büyük oldu. Zaiyat o kadar büyüktü ki savaşa katılan dört Cıbran alayının sayısı bire düştü.

06 Ağustos 2017