Churchill’den İ. İnönü’ye Kürt Edebiyatı Dersi

10987

Eski Türk Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu’nun anılarından;

“Churchill ve Roosevelt harbe girmemiz için 1943’te İnönü ve beni Kahire’ye çağırdılar. İnönü harbe yanaşmıyordu. Hem Adana’da hem Kahire’de İnönü’nün tezi şu idi: ‘Halihazır ordumuz harp edecek durumda değildir. Ordumuzu teçhiz edin, kendi ordularınızın seviyesine çıkarın, o zaman hay hay harbe girerim.’ Fakat ne Churchill ve ne de Roosevelt Türklere güveniyordu. Ya teçhizattan sonra Alman tarafına geçilirse ne yapılacaktı? Ancak bir ara gözümüzü Kürt meselesiyle korkutmak istediler. Malum, İslam alemine geldikleri için, beraberlerinde her dili bilen birçok şarkiyatçıyı getirmişlerdi. Yekten, Churchill İnönü’ye dedi ki: ‘Paşa sen Kürtçe bilir misin?’ İsmet paşa şaşırmıştı. Ne diyeceğini bilmiyordu. O bir şey söylemeden ben araya girdim ve hemen ‘ekselans, biz Kürtçe bilmeyiz. Zaten bizde Kürtçe konuşulmuyor ve böyle bir dil de yoktur’, dedim. Churchill adamlarından birine sordu. ‘Öyle mi mister, Kürtçe diye bir dil yok mudur?’ deyince, adam daha önceden hazırlıklı hemen ayağa kalktı, ‘olmaz olur mu efendim, çok zengin bir Kürt dili ve edebiyatı vardır. İsterseniz, – o ana kadar duymadığımız – Diwana Ciziri’den bir şiir okuyayım.’ dedi. Churchill oku dedi. anlamıyorduk ama Farsça’ya yakın, nefis ahenkli bir şiir okudu ve bu şiirin Kürtçe olduğunu söyledi. ‘Öyleyse bu şiiri bize yaz’ dedi. Yazdı. Churchill ‘bunu İngilizce’ye çevir’ dedi, çevirdiler. ‘Birde Fransızca yapın’ dedi. Onu da yaptılar. Bir de Türkçe’ye çevirdiler ve bana, ‘mösyö, sen de gel bakalım. Bu üç dilden aynı fikri ifade etmek için, bakalım metne kaç yabancı sözcük alma mecburiyeti olmuştur’ dedi. Fransızca da hiç yoktu. İngilizce’den üç-beş Latin kökenli kelime çıktı. Kürtçe aslında dört-beş Arapça kelime bulundu. Ama Türkçe nüsha gelince ‘dır’ ve ‘ile’ den başka, Türkçe bir şey kalmamıştı. Kimisi Arapça, kimisi Farsça ve diğerleri de Avrupa’nın çeşitli dillerinden alınma sözcüklerdi. Churchill dört sayfayı da önümüze koydu. ‘Ayıp değil mi?’ dercesine, ‘bakın efendiler, yok dediğiniz ve memleketinizin büyük bir bölümünde anadil olarak konuşulan Kürtçe’nin zenginliğini görünüz’ dedi. Uzun dışişleri bakanlığım sırasında o günkü kadar sıkılıp, mahcup olduğum başka bir gün hatırlamıyorum.” (Numan Menemencioğlu, Diplomat, Genel Sekreter, Dışişleri Bakanı)

Fırat Behrewan