CHP VE “BÜYÜK ADALET YÜRÜYÜŞÜ”

322

M.MAMAŞ

‘Adalet’ kavramını sınıfsal karakterinden, sosyal sınıfların konumlanmasından ileri gelen egemenlik biçiminden ve iktidar aygıtından bağımsız değerlendirmek olanaklı değildir. Sınıflarüstü, egemenlik ilişkilerinin dışında veya üstünde olan soyut bir kavram değildir, ‘adalet’! Aksine egemenlik ilişkilerini belirleyen bir iktidar aracıdır ve işbu nedenle son derece ideolojik bir kavramdır da.

Birilerileri ‘adalet’ dediğinde ‘kimin adaleti’ demeden onaylamaya kalkarsanız tarihsel bir suçun ortağı olmanız işten bile değildir. Çünkü adalet, birileri için hak arama ve zulümden kurtulma feryadıyken, birileri için de soğuk bir cezalandırma aracıdır. Bizim okuduğumuz kitaplarda bu birilerine ‘ezilen’, diğerine de ‘ezen’ denilir. Velev ki iki taraf da kendi gerekçelerine yaslanarak ‘adalet’ diye bağırıyor olsunlar. Tıpkı yerçekim yasası gibi kavramların da toplumsalçekim yasaları vardır, gözle görmezsiniz ama hangi sosyal sınıfa ait olduğunuzun farkına vardığınızda onu tüm benliğinizle yaşarsınız. İdeolojik dediysek, boşuna değil bu, atlamaya gelmez hemen…

Şimdi okul müdürüne sinirlenmiş sınıf öğretmeni edasıyla üzerinde ‘adalet’ yazılı döviziyle yollara düşen Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’si ‘sıra arkadaşımı nasıl okuldan alıp hapse atarsın’ diyor. Adalet aramaktan ziyade bir çeşit racon kesme hareketi. Birilerinin 15 Temmuz Darbesi sonrası “ne istedin de vermedik” demelerin aynı ahval ve şeraiti. Kılıçdaroğlu da “ne istedin de vermedikzedelerden”, şaşkın ve öfkeli!

Her konuda iktidar partisine açık çek veren CHP, Kürtlere ve HDP’lilere yapılacakların levazımcılığını bilerek ve isteyerek yerine getirmekteydi. Bu noktada şimdi elinde taşıdığı dövizdeki ‘adalet’ kavramı o zaman bir cezalandırma aracıydı. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının doğrudan HDP’lileri tutuklatmakla eşdeğer olduğunu bildiğinden; “anayasaya aykırıdır ama evet diyeceğiz” diyordu. Mırın-kırın eden arkadaşlarına “siz evet deyin, benim bir bildiğim var” diyordu. Kürtlerin 10 kenti başlarına yıkılıp binlercesi katledildiğinde de hiç ‘adalet’ demişliği yoktu. Sopayı beraber tutmaktaydı. “Sözkonusu vatansa gerisi teferruattır” felsefesinin tüm gereklerini kusursuz yerine getirdiler. ‘Ortak düşmana karşı beka sorunu’ vardı ve bu konuda adalet askıya alınmalıydı, hem adaletin sahibi olduklarını özellikle Kürtlere yalın kılıç anlatmak CHP için devletin yaşamsal varlık gerekçesiydi.

Zaten ezelden ebede bu anlayışın kurucusu ve kollayıcısı olan kendisidir. Devlet partisidir, muhalefette veya iktidarda olması bu misyonu yerine getirmesine mani değildir.

Çünkü CHP muhalefette de olsa kendini rejimin bekçisi olarak gören ve bu nedenle iktidardan daha iktidarcı bir partidir. Bunun asaletini ve forsunu her fırsatta şehirli bir beyefendi nezaketiyle belli eder. Eşraf ve mütegallibeden devşirtilmiş burjuva seçkinlerinin emaneti olduğunu unutmuş değildir. Modernist, eğitimli kentlilerin orta ve üst kitlesini temsil eden seçkincisi olduğunun iftiharını kimseyle paylaşmak istemez. Havası son derece yerindedir. Rejimin bekçisi olduğunu herkesler anlamalıdır. Ayrıcalıklı pozisyonunu kimse ellememelidir. Bu konuda hassas bir egosu vardır ki cümle alem devlet ricali onun elitist üstenciliğini içselleştirmiştir. Hayatının son kariyerini CHP ile taçlandırmak birçok seçkincinin hayat rüyasıdır. Tutuklanan Enis Berberoğlu da bu rüyasını CHP’de tamamlamak istemişti. O da Kürtlere ve HDP’ye ‘haddinin bildirilmesi’ için oy kullananlardan biriydi. ‘Adaletin’ kendi tekelinde olduğunu düşünen her seçkin gibi bunun bir CHP ayrıcalığı olduğunu Cumhuriyetten beri bilmekteydi. Kendisine dokunulunca, kedisinden bir kişi tutuklanınca ‘işte bunu yapmayacaktın’ deyip koltuğundan sokağa fırladı. Elinde ‘adalet’ yazılı dövizle gömü arar gibi adalet arıyor. CHP’nin sokağa çıkması bozulan adaletin değil, iğfal edilmiş asaletinin isyanıdır. Kendisi gibi adaletin tekelinde olduğunu düşünen birileri lüks arabanın kaportasını fena halde çizmişti. Dere tepe düz gitmenin vakti gelmişti artık ve CHP yollara düşüp adalet arıyor şimdi…

Adalet alınan birşey olsaydı onu en çok siz yediniz. Satılan birşey olsaydı en çok siz sattınız. Birileri çalmışcasına arayarak masum olduğunuza, mağdur olduğunuza bizi ikna edeceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Ama biz de biliyoruz ki elinizden alınan sopanızı aramaktasınız, adına adalet dediğiniz!

Adalet mi?

Arkanızda Koçgiri, Şêx Sait, Zilan, Dersim’de yaptığınız Kürdkıran ve zulüm sayfalarına bir bakın mesela. Daha dün yıkılan 10 kentimizin sizin için bir ‘adalet’ yazılı döviz değeri yoktu mesela. HDP vekilleri tutuklanınca AKP ile nasıl işbirliği yaptığınızı kimse unutmuş değildir daha. Tüm bunların sizin nazarınızda bir Enis Berberberoğlu etmediğini bilmekteyiz. Ama halen o seçkin havanızla ‘ardımıza düşün’ diyen kibirle bizi kendinize mecbur zannettiğinizi de! Sevgili Baskın Oran hoca bile, “CHP’nin bu hatalarına rağmen mazoşistlik etmeyin siz de katılın bu yürüyüşe” diyebilmektedir. CHP’nin aradığı adalet bizim olabilir mi hiç, hocam? Ne sınıfımız bir, ne ulusumuz bir, ne de ihtiyaçlarımız bir. Eski Kürdkırımcımızın bize adalet getericeğine inanmamız imkansız. Sömürgecimizin sadizmini yüzlerce yıldır yaşıyoruz, şimdi mazoşistlik etmeyin eski sadistle beraber kurtuluşa katılın diyorsunuz, ne kadar üzücü ve pragmatik bir reçeteymiş bu…

Türk egemenleri arasındaki kavgaya Kürtler de alet edilmek istenmektedir. Konformist “laikçiler” ile İslamcı muhafazakarlar arasındaki egemenlik mücadelesine Kürtlerin milli davası alet edilemez. Yine kestaneyi bizimle ateşten alma hesabı yapılıyor. Türk-İslamcıları iktidara taşıyarak Kürtlere karşı onları kullanma planı da sizin egemenlik projenizdi zaten. O yüzden ne ‘istedilerse verdiniz’. Hep böyledir zaten bu memlekette.

Sizin ‘adalet’ dediğiniz şeyin sömürgeci cezalandırma aracı olduğunu acıyla tecrübe ettik biz. Sorun, bu sopayı hanginizin tutacağı ve bunun nimetlerinden yararlanacağı kavgasıdır. CHP tuzu kuru biçimde ‘adalet’ arayacağına tarihsel suçlarından öötürü ‘nedamet’ getirmesi ve özeleştiri vermesi gereken bir parti ve zihniyettir. Sanki hatasını telafi ediyormuşcasına liberaller tarafından pazarlanması bir değer yaratmaz.

17.06.2017