Burjuvazi, İşçi Sınıfı ve Sosyalizm

1157

M.Mamaş

Kapitalist sistem, günümüz dünyasında egemen ve ezilen sınıfların hem birbirlerine karşı olan konumlanmaları, hem de kendi içlerindeki başkalaşım ve ayrışımları yönünden, üretim süreçleri ve sermayenin değerlenme biçimleri konusunda kritik yeni yapılanmalarla toplumsal hayatı kolayından tanımlanamayacak bir noktaya taşıdı. Burjuvazi de, prolatarya da klasik kavramlaştırmalarımızın çoktan dışına taştılar. Sömürü elbette durmakta. Fakat bunun biçimleri, derinliği, genişliği, toplumu kavrayışı, toplumun zihnen ve madden devinimi oldukça karmaşık bir hal aldı.

Kafamız, John Red’in filminde Menşevik propagandacıya ; “bildiğim tek şey, dünyada iki sınıf var: Proletarya ve burjuvazi’” diye yanıt veren o işçinin kafası kadar net değil artık.

O kadar sıklıkta ve yaygınlıkta yeni üretim alanları, branşları, alt-yan sektörleri ve buna bağlı hizmet, aracılık vb. kolları var ki bunları tarif etmek dahi zor mu zor. Bir de bunların oluşturduğu ağların kültürel, psikolojik, sosyal hayatımızı nasıl etkilediğini ekleyelim ve bunu tek bir kavramla ifade etmeye çalışalım.

Bulan varsa dünyayı değiştirmenin formülünü bulmuş demektir.

Herhangi bir ürün düşünün, her parçası ve işletimcisi bazen ayrı ülkelerde, ayrı ülkelerin de ayrı işletmelerinde yapılarak tamamlanıyor. Bu ürünün tamamlanmış halini kalite kontrol departmanı görmektedir. Sevkiyatı ise aracı kurumların vasıtasıyla, nakil şirketi, sigorta şirketi vs. ile yapılıyor ve gittiği ülkenin disbrotörü üzerinden ana ve tali bayiliklere aktarılıyor. Bu basit dolaşım, bize dünya pazarının ve şekillendirdiği toplumsal sistemin ne denli grift bir yapısı olduğunu yine de anlatmaya yetmez. Üstelik tüm bu sürecin içindeki insanların birbirinden ‘haberi yok’. Emek sürecinin fiziki bu kopukluğu küresel bilinç ve örgütlenmenin karşısındaki en temel sorunların başında gelmektedir.

Buna bağlı paranın hareketlerini göz önüne alalım ve başımızın dönmeyeceğini iddia edelim. Mümkün mü? Üretim sermayesinin basitleştirdiğimiz bu dolaşım serüveni paranın dolaşımı karşısında nispeten belli bir düzene ve ayara sahiptir yine de. 20.yy.’ın başlarında ‘mali oligarşinin’ oluşması ve üretimle irtibatlanması, aracı konumdan dahili konuma geçişi temsil etmekteydi.

Neoliberalizmle beraber köpürtülen para büyüdükçe lümpenleşti ve başlıbaşına bir akıma dönüştü. Parayla ürünün karına ortak olan mali sermaye bunun yanı sıra parayla para kazanma merhalesini faiz, repo, borsa, fon, kur vs. üzerinden sınırsızca köpürtüyor. Newyork’ta işlem gören bir para bir saat sonra Tokyo’da, sonra Rio, aynı gün içinde İstanbul’da ve sonra başka alanda olabiliyor. Bu sermaye serseridir ve sahibi de ‘lümpen burjuvazidir’. Klasik burjuvaziye hiç benzemez ve bunun da kendine has bir dağılım tarzı var.

Klasik burjuvazi tarihe, sosyal bilimlere ilgilidir. Evinde kütüphanesi, el emeği işlemeli mobilyaları vardır. Duvarında sanat değeri olan tablolar asılıdır. Tiyatroya ve güzel sanatlara düşkündür. Eski otomobillere meraklıdır. Lüksü sever ama teşhiri görgüsüzlük addeder. Maharetli bir terzisi vardır ve terzisi modern klasik stili beğendiğini bilir. Ev yemeklerine ihtimam gösterir. Kaliteli bir şarap koleksiyonu vardır örneğin. Davetlilerine sunmaktan hoşlanır. Medyada fazla gözükmez, magazin sayfalarında boy göstermekten hasseten imtina eder. Hangi mekanlara gittiğinin bilinmesinden rahatsızlık duyar. Arasıra çalışanlarıyla bir arada bulunmaktan keyif alır. Tatilini kültür yönü ağırlıklı biçimde tayin eder.

Belli bir geleneği temsil ettiğini bilir.

Lümpen burjuvazi ise, okumaya ve kültüre mesafelidir. Evinde pahalı da olsa mobilyaları fabrikasyondur. Aristokrat bir hava katmak için cevizden yapılma vitrinleri vardır. Sanatsal tablolar duvarında asılı olsa da bundan pek anladığı söylenemez. Kocaman ekranlı plazma televizyonu vardır ve daha çok onun karşısında zapping yaparak oturmayı sever. Dostlarıyla oturup akşam yemek yemeği özel günlerinde tercih eder, ziyafeti şaşaalı olsun ister.  Daha ziyade pahalı bir mekanda yemeğe çıkar. Gösterişi sever. Frapan giyinmeyi ve parlak kundurayı eklemeyi ihmal etmez. Gösterişli saatler takar. Klasik müzikten hoşlanmaz aslında ama kültürlü gibi görünmek için dinlediği de olur. Medyada gözükmek egosunun bir parçasıdır. Magazin sayfalarını süslemek ister bazen. Hatta A. Ağaoğlu gibi kendi reklamında kendisi oynamayı popülerleştirmeye çalışır. Kiminle çıktığı bilinsin ister. Garajında son model Ferrari ve Lamborghini otomobilleri vardır. Pahalı partiler düzenlemekten keyif alır. Tatilini ise deniz turizmi kriterleriyle tayin eder…

Lümpen burjuvazi, neoliberalizmin değerler bütünlüğü olmayan türedi kompleksidir.

19.yy’da tek ezberde sayılabilecek civarı sektör vardır ve demir-çelik ile maden sektörü arasında dönen bir spektrumdadır. Tüm çalışanlar bu alanda ve neredeyse aynı işletmede faaldılar. İşçi sınıfı denildiği an, herkes kim olduklarını ve çalıştıkları işletmeyi gösterebiliyordu. Dolayısıyla ‘prolatarya’ kavramı ile tanımlı kitle belirgindi. 21.yy’da ise milyonlarca sektör var. Hizmet alanı da eklenince 100 milyonlarca insanın emek arzına dağılmış ve konumlandırılmış vaziyeti ile sermaye düzenine bağlanma türlerini düşünün ki hakikaten meselenin kolay tarafı olmadığını anlayacaksınız. Ara tabaka ve orta sınıfların yaygınlığı da toplumsal piramidin tepesi ile dibi arasında vıcık bir jel gibi durarak sınıf bilincini seyrelten bir konuma sahip.

Kim ne derse desin, işçi sınıfına bilinç politik öncü vasıtasıyla bu kesim üzerinden taşınır. Lenin, bütün mücadelesi boyunca Bolşevik Parti’ye üye olanların işçi kökenli olması için özel bir çabaya sahipti ama işçi kökenliler hep azınlıkta kaldılar yine de. Eğitim ve bilgi kaynaklarından yararlanma imkanı işçi sınıfının elinde olmadığından politik bilinç bu imkanlara sahip daha ziyade küçük burjuva kadrolar ve aydınlar üzerinden ulaştırılmıştır.

Günümüzde işçi sınıfı önemli oranda yeni katmanlaşmalar yaşadı. Sınıf içgüdüsü bile aynı değil. Ara tabakalar da öyle. 20.yy.’a kadar işçiler en çok ve zalimane sömürüldükleri için devrimin ana dinamiği ve öznesi olarak kabul edilmiştir. Yukarıda izah etmeye çalıştığım şekliyle hepsi bir yerde kümelendiği için de kendisine ulaşmak, bilinçle donatmak ve pratik olarak harekete geçirmek daha olanaklıydı. Şimdi ise esnek üretim modelinin yaygınlaşması sonucu bunu takip etmek dahi güçleşti. O denli yaygın küçük işletmeler var ki, bunlara ulaşmanın da ötesinde derleyip toparlamak akla ziyan bir iş!

Artık, Bolşevik militanın koltuğunun altında iman-ı azam taşır gibi saklayarak ‘İskra’yı dolaştırması yöntemi ile yapılan örgütlenme ve aydınlanma mücadelesini çağın yeni gereklerine uygun tarzda geliştirmenin çareleri aranmalıdır. Fakat o inanç ve militan ruh asla bırakılmamalıdır…

Kısacası, hiçbir şey eskisi değil. Sosyalistlerin, sınıfların bu değişen yapısını dikkate alan yeni perspektifler geliştirmeleri şart. Benim önerim, “işçicilik” yapmadan kapitalizmin mağdur ettiği bütün gayrı memnunları “sömürüsüz” dünya ideali etrafında birleştirme programları ve örgütlenme modellerini geliştirmek derim. Zira Marks’ın ifadesiyle, “sömürü tüm kötülüklerin kaynağıdır”. Bu gün tüm dünya nüfusunun ürettiği toplam mal ve hizmetlerin yüzde 80’nini yüzde 20’lik azınlık almaktadır. Wall Mart gibi bütçesi 161 ülkenin bütçesini aşan firmalar benzeri 350 civarı şirket dünyayı devindirmektedir. Ve sadece mali fonları köpürten finans kuruluşlarını hesaba ekleyin. Sömürünün nereye vardığını hesaplamaya çalışın…

Bunu sonlandırma ve insan onuruna yaraşır bir dünya için bir yol olmalı, bulunmalı ve yarınlar buna göre inşaa edilmelidir. Buna sosyalizm demek istemezseniz, yeni bir isim bulun. Ama sömürüyü insan hayatından çıkarmaya gücü olsun…

18.05.2015