BUNDAN SONRA SÜREÇ NASIL GELİŞECEK?

94

Hussein Erkan & Hasan H. Yıldırım

Sondan söyleyeceğimizi önce belirtelim. Başlayan ve süren bir süreç yaşanıyor. Bunu birlikte yaşıyoruz. Olumluluklar ve olumsuzluklar içiçe geliştiğini bilmek gerekiyor. Ne olumsuzlukları, ne de olumlulukları fetişleştirmemek gerekiyor. Evet son gelişmelerle milletçe çok büyük kayıplarımız oldu. Ama süreçte kazanacaklarımz olacak. Her şeyden önce 1992 yılından bu yana Kürd Milleti’nin önünü kapatan soygun sistemi tasfiye edilmeye, sivil siyasetin önü açılmaya çalışılıyor. Bu çok önemlidir. Çünkü geleceği kazanmanın ön koşuludur, bu.

Her millet gibi Kürd Milleti’nin çağdaş milletler camiasında yerini alma, kendini geleceğe taşıma mecburiyeti vardır. Bunun kalkış zemini bağımsız devlete sahip olmaktır. Bunu gerçekleştirmenin yolu bayrağı enine boyuna uzatıp şahşahalı miting ve toplantılar yapmak değildir. Kuşkusuz bunlar yapılmalı ama bundan önce yerine getirilmesi gereken şartlar vardır. Yanı sıra iç mutabakatı baltalamak ABD ve Koalisyon Güçleri ile zıtlaşmak kaybettiren bir politika olduğu gerçeğini kavramak istemediler. Uzun süre hem uluslararası güçler, hem birçok Kürd siyasal gücü ve Kürd Millet bireyi bunu defalarca belirttip durdu.

Nedir bu koşullar? Merkezinde bağımsızlık olan milli bir siyasete sahip olmaktır. Bunun üzerinden inşa edilmesi zaruri olan milli birliği gerçekleştirmektir. Devleti devlet yapan kurumları inşa etmektir. Yanı sıra Kürdleri stratejik müttefik kabul eden ABD ve Koalisyon Güçleri ile uyum içinde olabilmektir. İşte Güney’de olmayan budur. Olmayınca milletçe şu an ki trajediyi yaşadık.

Şimdi şu soruyu sorma zamanıdır. Bunun sorumlusu kim? ABD mi? Koalisyon Güçleri mi? Kürd muhaleti mi? Olan biten olumsuzluklara dikkat çeken Kürd Millet bireyleri mi? Yoksa 1992 yılından bu yana fiilen Güneyi idare eden siyasal güçler mi? Bu sorulara sağa-sola çekmeden doğru cevap verebilinirse yaşanan trajedinin sorumlularıda açığa çıkar. Bu yapılmıyor. Yapılmayınca herkes yakın olduğu bir gücü gözü kapalı savunup duruyor. Bir kere bu aşılmalıdır.

Bizler kendi çabamızda olumsuzluklara dikkat çekmeye çalıştık. İzlenen politikaların Kürd Milleti’ni telafisi zor trajedilerle karşı karşıya getirecek dedik. Bu yurtsever olmamızın gereğiydi. Biz milletimize duyduğumuz sorumluluk gereği tehlikeye dikkat çekerken birileri bizi “Güneye düşmanlık“ yaptığımıza ve daha da ileri giderek “Bağımsızlığa karşı olduğumuz“a hükmettiler. “Çamuru at tutmasa da izi kalır,“ buna denir.

Peki ne oldu? Ne kazanıldı? İzlenen politikayla kazanmak bir yana daha evvel kazanılan büyük mevziler kaybedildi. Bunun sorumlusu sizlersiniz. Bugün milletçe bunun sancısını yaşıyoruz. Fakat umutluyuz. Bugün izlenen yanlış politika sonucu birçok mevziyi kaybettik. Fakat bu millet bu mevzileri tekrar elde edecektir. Çünkü ABD-Kürd ittifakı devam etmektedir. ABD; bugün bazı şeylere müsaade ettiyse Kürdleri cezalandırmak için değil, başarısız Hewler İktidarını cezalandırmaya yöneliktir. Sömürgecilerimizde fazla sevinmesin. “Zaferleri“ kursaklarında kalacaktır. Başta Kerkük olmak üzere işgal edilen Kürdistan toprakları Kürdlere yeniden tekrar muzaffer olarak dönecektir. Hem de sömürgecilerimize darbe vurularak. ABD’nin başarmayacağı bir iş değildir. Bize yansıyan politikaları budur.

1992 yılından bu yana Hewler İktidarını gasp eden Irak-KDP, YNK ve bunların hatalarının militanlığını yapan tüm çevreler mevcut trajedinin sorumlularıdır. Suçu başka yerde aramasınlar. Bunun suçlusu ne ABD, ne Koalisyon Güçleri, ne Kürd muhalefeti ve ne de olumsuzlukları dile getiren Kürd Millet bireyleridir. Bu işin tek sorumlusu vardır. Onlar da Hewler İktidarını elinde bulunduran ve onları koşulsuz destekleyen çevrelerdir.

Hewler İktidarı, doğru bir politika izlemiş olsaydı bugün milletçe yaşadığımız trajediyi yaşamıyacaktık. Buna yol açan kendileri oldu. Irak-KDP ve YNK 1992 yılından bu yana Hewler İktidarı’nı ellerinden bulunuyorlar. Uzun bir süre olmasına rağmen Kürdlerin devletleşmesi için tek bir adım atmadılar. Yaptıkları tek bir şey oldu. Kürd millet servetini sömürgecilerimizle birlikte ortak hortumladılar. Kendileri milyarder olurken, halkı açlığa mahkum ettiler. Buna karşın içte bir konsensus sağlayamadılar, uluslararası güçlerle milli çıkara uygun bir politika izleyemediler. İçte muhalefeti boğmak için her anti-demokratik uygulamaya baş vurdular. Uluslararası güçlerin gücü hiçe sayılarak sömürgecilerimizle iş tuttular. Irak-KDP, Türkiye ile, YNK, İran ile yakınlaşarak onların politikalarını Kürdistan’da uyguladılar. Kürdleri bu iki devlet politikasına uygun olarak kutuplaştırıp düşman cephelere böldüler. Kürd millet dostlarını küstürdüler. Şu an bile kendi siyasetsizliğini örtbas etmek için verdikleri mesajlarına bakıldığında bu politikadan vazgeçmediklerini görüyoruz. ABD’yi düşman ilan edip duruyorlar. ABD’ye karşı kullanılan dil tıpkı Türkiye’nin kullandığı dildir. İşte Kürd Milleti’ne kaybettiren politika budur diyoruz.

Bunun bedelinin ağır olacağını defalarca yazdık. Tekrarda fayda var. Kuşkusuz Kürd halkının bugün sahip olduğu mevziler başta halkımız olmak üzere hem Irak-KDP, hem YNK büyük bedeller verdi. Kazanılan mevzilerde pay sahibidirler. Bunun inkar edilecek bir yanı yok. Fakat ABD’nin GOP olmasaydı bu mevziler kazanılamazdı. Bu inkara gelmez. ABD ile uyumlu çalışılsaydı daha da kazanacaklarımız olurdu. Fakat Hewler Yönetimi bunu yapmadı. Hatta Mesud Barzani yaptığı bir konuşmada; “ABD’ye bize yardımlarından dolayı çok teşekkür ediyoruz ama bundan sonra bize karışmasınlar, kendi kararımızı kendimiz vereceğiz,“ dedi. Buna uygun politik bir hat izlendi. ABD politikalarını boşa çıkarmak için Türkiye ile birlikte hareket etti. ABD’nin ilegal dediği Türk ordusunu Güneye taşıdı. Her köşede bir MİT bürosunun açılmasına yol verildi. Ekonomi Türkiye’ye bağımlı hale getirildi. İŞID petrollerini Türkiye ile uluslararası alana aktardı. Kürd petrollerini kelepir fiatına Türkiye’ye sattı. O da yetmedi. Rusya ile uzun vadeli petrol anlaşması yaptı. Buna karılık Türkiye’in Suriye’ye girip ABD-YPG’nin Akdenize ulaşmasını boşa çıkaran bir politika sahibi oldu.

Bu politika yeni değildi. 1992 yılından bu yana sürdürdükleri politikanın sonucuydu. Değişmeleri için ABD ve Koalisyon Güçleri çok çaba sarfetti. Fakat onları ikna edemedi. Edemeyince de üstlerini çizdi. Şu an tasfiyesine uğraşmaktadırlar. Son operasyon bunun sonucudur. Bu operasyon aslında esasta Türkiye ve İran’a karşı bir operasyondur. Onlarla birlikte işbirlikçileri Irak-KDP ve YNK’ye karşı bir operasyondur. Kuşkusuz bu arada Kürdler birçok mevzi kaybetti. Bu mevziler geri alınır ama buna yol açan güçlerin güçten düşürüleceğine kuşku duymuyoruz. Sivil siyasetin önünün açılacağına inanıyoruz. Bunu da ABD ve Koalisyon Güçlerin yardımı ve desteği ile olacağına inanıyoruz. Bunun ilk adımı Mesud Barzani’nin istifasıyla sağlandı. Bu yetmez. Kimi yaptırımlar sıradadır. Fakat Güney’in kendi ayakları üzerine oturabilmesi için sadece ABD ve Koalisyon Güçlerin yardım ve desteği ile olmaz. Başta Güney halkı olmak üzere muhalefetin de kendini gözden geçirmesi gerekir. Sürece ilişkin politika ve araçlarını devreye koyması gerekir. Yoksa Irak-KDP ve YNK kendi istekleriyle iktidarı bırakmazlar. Kürdistan’ın Güneyi’ni önemli ve uzun süreli bir mücadele bekliyor. İran destekli Maliki nasıl geçmişte Kürdlere dövdürtülüp itibarlaştırılıp iktidardan düşmesi sağladı ise ABD ve Koalisyon Güçleri aynı şeyi bugün Irak-KDP ve YNK’ye yaparak Güney halkına ve siyasetine mesajını vermiştir. Muhalefetin kazanması vereceği çabaya bağlıdır. Bu süreç uzun ve gelgitlerle zorlu bir süreç olacaktır. Muhalefet Irak-KDP ve YNK’yi zorlamasa bu geçiş öyle kolay olmayacak. Görünen o ki muhalefet şu ana kadar basın, yayın ve söylem dışında bir şey yapmamıştır. Bundan sonra ne yapar bilmiyoruz.

Bilgi kaynaklarımızdan aldığımız haberlere göre bir kaosa meydan verilmemesi için kısa süreli Neçirwan Barzani’nin Başbakanlığı kabul edilmiştir. Bundan sonra seçim koşullarının hazırlanması sağlanılacaktır. Kısa süre de genel seçimlerin yapılması öngörülmektedir. ABD’nin Güneylilere empoze ettiği budur. Ondan sonra Irak Devleti ile oturulup sorunların çözümüne çalışılacaktır. Başarılır mı, başarılmaz mı bilinmez ama izlenmek istenen politika budur. Bu projenin başarısı herkesten çok Kürd siyasi güçlerin izleyeceği politikaya bağlıdır. Halkçı, demokratik, millici bir iktidar koşullarında Kürd milleti kendini geleceğe taşıyabilir. Bu sağlanamasa Kürdler kaybeder. Bunun suçlusunu da o günden sonra dışarıda aramanın gereği yoktur.

Başarmanın koşullu olarak Güneylilere seçim sonrası yapılması şart olan şu adımların atılması önerilmiştir. Devletleşme politikasının izlenmenmesi. Bunun için başta Peşmerge ve Milli İstihbarat’ın teşkilatlanması. Devleti devlet yapan kurumların inşa edilmesi. Şeffaf bir ekonomik politikanın uygulanması. Hukukun egemen kılınması. Sömürgeci devletlerle kirli ilişkilerden kaçınılması. Başta ABD olmak üzere Koalisyon Güçleri ile uyum içinde çalışılması önlerine konulmuştur. Başarılacaktır! Bunun başka bir yolu da yoktur.

31 Ekin 2017