BU ÇEMBERİ KİM YUVARLIYOR?

312

M. MAMAŞ

16 Nisan 2017 tarihinde referanduma sunulacağı açıklanan kısmi anayasa değişikliği ve bunun onay almasıyla gelecek olan              “Başkanlık Sistemi”, hâlihazırda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bu doğmamış çocuğa verilen ismiyle ‘Türk Tipi Başkanlık Sistemi’ (bu arada ‘Türk’ kelimesi dâhil buradaki hiçbir sözcüğün Türkçe olmadığını söylemenin faydası olur mu?) sandıklarda oylamaya sunulacak.

‘Evet’ mi ‘Hayır’ mı seçeneği önümüze konulmaktadır.

Daha önce “Bir yanlışı diğer bir yanlışla aldatmak’ başlıklı yazımda bu iki seçeneğin argümantasyonunu irdelemiştim. Özeti şudur; ‘Evet Cephesi’ (AKP ve MHP) devletin daha hızlı çalıştırılması için gerekli derken, ‘Hayır Cephesi’ (CHP ve MHP muhalif kesimi) ise bunun ‘kuvvetler ayrılığını’ ortadan kaldırdığını ve ‘eyalet sistemini öngördüğü ve dolayısıyla bölünmeye götüreceği vb itirazları ileri sürmektedir. Şimdi HDP ve bileşenleri de ‘ortak vatan ve barış masasına geri dönmek’ için ‘hayır’ diyeceklerini açıkladılar. Böylece sömürgeci sistemin kurmuş olduğu daire veya çember tamamlanmış oldu.

Evet’in ve Hayır’ın başını çekenlerin hepsi Kürdistan sorunu noktasında tam bir sömürgeci mutabakata sahipken, diğer Hayır’layan HDP ve bileşenlerinin de Kürt halkının milli haklarını formüle etmek yerine, bu dairenin içinde kalarak ‘ortak vatan ve barış masasına geri dönülmesi’ olarak formüle ettiği tutumu hem çelişkili, hem de zaaflıdır.

Çelişkilidir, zira ‘ortak vatan’ kavramının aslında ‘tek vatan’ söyleminden özü itibarıyla farkı bulunmamaktadır. Ve dünyada bir karşılığı da yoktur. Her milletin vatanı kendisinindir ki zaten bir millet kendi toprakları üzerinde tarihsel ve süreklileşmiş bir yaşam niteliğine sahip olduğu için, millettir. Fransa hem Fransızların ve hem de Almanların ortak vatanı olabilir mi. İlhak edilmiş, zimmete geçirilmiş bir Kürdistan ve bunun sömürge statüsü bile tanınmıyorken bizim kalkıp ‘ortak vatan’ dememiz Türk devletinin üniter yapısını bir önkabule dönüştürdüğümüzü göstermektedir. İlla ki bir ‘ortaklık’ aranıyorsa, bu da ‘ayrı vatan ortak devlet’ olabilir ancak, o da lazımsa! Kürdistan ülkesini ‘iç edip’ bu içte koşutluk aramak, hırsıza, ‘çaldığın malıma beni ortak yapmalısın’ anlayışından farklı değildir.

Zaaflıdır, zira halen bu iktidardan ‘çözüm masasına dönme’ ihtimalini ve sahte umudunu uhdesinde barındırmaktadır. Bunca katliam ve şehirlerimizin başımıza yıkılmasına rağmen halen bu sahte umudu kamçılamanın pratik bir karşılığının olup olmadığını ülkesi harabeye çevrilen halkımıza bırakıyorum.

Kısacası, bu çemberde yer alındığı sürece, ilhak edilmiş, zimmete geçirilmiş ve sömürge dahi olsa statüsü tanınmamış Kürdistanlıların önüne ‘evet-hayır’ zarflarını koymanın bir seçenek olmadığını, bu sistemin kendini her iki zarfla da sonuçta bize onattığını söylüyoruz. Bu dairenin içinde her şey aynı düzenindir. Ve en son sorulan soru şudur: “İslamcı faşizm” mi yoksa “seküler faşizm” mi ? Çemberin içinde yeni daireler kurduruluyor böylelikle, sonra dairenin yarıçap hesapları ile algımıza yüklenilmektedir, gelin bu çemberin içinde bir tercih yapın denilmek isteniyor.

Kimseler “çemberi kim yuvarlıyor” diye sormuyor. Ve burada ‘boykot’ tavrını savunduğumuz için, bu fasit dairede yer almamalıyız, dolayısıyla reddetmeliyiz dediğimizde hemen ‘bu evet’e yarar argümanı ileri sürülmekte ve çemberin içine çekilmek isteniyoruz.

Bizim de “bu matamatik kime yarar hocam” deme hakkımız var. Biz ‘pi sayımızı’ yani ülkemizi kaybetmiş bir halkız, sizin denkleminizde yer almakla kaçla çarpılıp kaça bölüneceğimizin sonucunu yüzyıldır yaşayarak öğrendik. Artık bu çemberi yuvarlayan düzeni yeterince tanıdık diyoruz. Matematiksel hesapla gitsek bile, son seçimde HDP’nin ve CHP’nin aldığı oyları hiç kaybetmeden ve MHP’nin firelerini de eklesek oylarımız yine de yetmiyor. Geriye kim kaldı? Elbette AKP tabanı. Ümidimizi buradan gelecek  “devşirme oylara” mı bağlayacağız? Bu matematik doğruyu söylemiyor…

Evet’in ve hayır’ın başını çeken bu düzenin iki ayrı kutbudur ve iki taraf da Kürdistan’ımıza aynı mantıkla bakmaktadır. Evetçiler son derece mobilize ve bütünlüklü duruyorken, hayırcılar ise son derece konformist ve parçalı bölüklüdür, bunu da not almakta fayda var.

Geriye ne kalıyor o halde: “Safımız belli olsun” duruşu! ‘Pi  sayımızı’ bulmak üzereyiz, evet, safımız belli olsun. Tam da bunun için boykot diyoruz. Safımızın belli olması için önce ülkemizi işaretlememiz lazım. Eğer Kürdistan diye bir ülke varsa bunu işaretlememiz şart. Öyle ‘ortak vatan’ diyerek silikleştirmeye gelmez bu.

Şair’in dediği gibi;

Ya dışındasındır çemberin 
ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim…”