Boykot’la Ülke Gerçekliğini İşaretlemek

237

Fırat Behrewan

Son süreçte referandumda ‘Hayır’ diyen HDP ve bileşenlerinin  “ortak vatan” söylemleri nedeniyle boykot tavrımız hakkında birkaç şey yazma gereksinimi duydum.

‘Evet/Hayır’ kampanyalarının ivme kazandığı şu günlerde, sömürgeciliğin iki tercihini de reddeden, boykot edenler olarak biz ne yapıyoruz ve ne yapmalıyız?

Öncelikle biz boykot derken, iki sömürgeci anayasayı da red eden bir alternatif arayışındayız, önce bunun bilinmesi gerekir.

Bunu yapma sebebimiz ise tüm siyasi güçlerin, Kürdistan ülke gerçekliğini yok sayan (ortak vatan söylemleri), sömürge gerçeği tahlili ve tespiti yapamayan, fazlasıyla uyumcu- entegrasyoncu tutumudur.

Bu tutum, ülke gerçekliğinden sıyrılarak hareket eden temsilcilerimizin, pragmatik hesaplarla her zaman egemenlerinden birine taraf olan ve bunu yaparken de daima değerlerinden taviz veren bir tutum içerisinde olmasından kaynaklanıyor.

Çok değil, daha birkaç sene önce AKP ‘demokrat’, CHP ‘faşist’ idi, Dersim soykırımcısı idi…

Bundan birkaç sene sonra ise CHP ‘demokrat’, AKP ise ‘faşist’, kentlerimizin başımıza yıkılması aktörü olacaktı.

Bugün baktığımızda temsilcilerimiz, yine egemenlerinden birine yedeklenerek ‘Hayır’ kampanyası sürdürüyor.

Bu işe kendilerini o kadar adapte etmiş olacaklar ki birkaç ay önce şehirleri yerle bir edilmemiş, tecavüzler, katliamlar hiç olmamış gibi “ortak vatan” sloganları ile ‘hayır’ kampanyası sürdürüyorlar.

Bu ilkesiz tutumların nedeni, ulusal değerleri dikkate alan sağlam bir siyasetin olmamasıdır.

Bu durumu tahlil edenlerin, ulusal siyasetin ve ulusal bilincin farkına varmaları uzun sürmeyecektir elbette, hep birlikte göreceğiz…

Uzun lafın kısası, siyasilerimizin ilkeli kararlı duruştan yoksun olmaları öyle bir hal almış ki, acılarını bile pragmatik hesaplara alet edecek hale gelmişler. Mesela Dersim’in, Roboski’nin hesabının sorulması onların pragmatik hesaplarına kurban edilebilir gibi trajik bir hal almış…

Tüm bu saydıklarımızın yegâne sebebi, ortada ulusal siyaset yürüten bir merci’in bulunmamasıdır.

Bu durumun Kürdistani bir kırılmaya dönüşmesinin bir başlangıç noktası, önümüzdeki referandumda “ülke gerçekliği” farkındalığını sağlayacak, ilkeli ve kararlı bir duruşun sergilenmesi olabilir.

Neden olmasın ki?..

Yapılacak olan boykot, bir kişi ile de olsa ulusal bilince hizmet eden, sömürgeciliği reddetmenin ve teşhir etmenin prensibal bir duruşu olacaktır.

Sayısı önemli değil, boykot tavrı, “ortak vatan-demokratik cumhuriyet”  gibi entegrasyoncu politikalarca ülke gerçekliği yok sayılmış bir halka farkındalık sağlamak için önemli fırsattır.

Kaldı ki oylanan anayasa Kürdistan anayasası bile değilken ve onu sömürgeci boyunduruk altında tutma Anayasası iken…

Kürdistan’da hâlihazırda çok hızlı işleyen bir sömürge anayasası var zaten. Kürdistan’da ‘kuvvetler ayrılığı ’ zaten hep birleşik kuvvettir Kürdistan’da. Uygulayıcı egemenin değişmesi hükümde bir değişiklik sağlamaz.

Bu yüzden, boykot tavrının Kürdistan ülke-ulus gerçeğini halkın gündemine taşımak anlamında ilkesel bir duruş olduğunu belirtmekteyiz.

Bu, sömürgeci egemenler arasındaki iktidar kavgasına karşı, Kürdistan’ı ayrı bir özne olarak işaretlemek demektir.