BİZ KÜRTLER ZOR DURUMDAYIZ AMA ÇARESİZ DEĞİLİZ!

654

Ahmet Önal

Yaşananlar, PKK -AKP arasındaki sorunlar değildir. Devlet ile Kürtler arasındaki sorunlardır. Hatta devlet ile halklar arasındaki sorunlar olmuştur. Öncesi de olan, ama esasta 2013 yılından itibaren sahte “barış süreci” aslında silahları PKK’ye bıraktırmak üzere, devletin sürdürdüğü taktiği ile bir ateşkes süreci yaşandı.

Bu süreç Kürtlerin önüne atılan ve devletçe popülerleştirilen “Türkiyelileşme” gibi teorik yanılsamaların da Kürt halkında karşılığının olmadığını, Kürt milletinin yayıldığı saha, parçalanmışlık, HDP’nin tüm yanlışlarına rağmen “oyum kendime” tutkunluğunu bir Kürt milli tepkisi olarak sergileyip, Türkiye ve Kürdistan kümülatifinde % 13 oya ulaştığı gözlemlendi (Burada pekçok Kürt çevresinin haklı olarak şu “Türkiyelileşme” ve Türk parlamenter icraatının anti-Kürt niteliğini bildikleri için oy kullanmadıklarını da gözden kaçırmayarak değerlendirmek kaydını düşerek), sonuçta ortaya çıkan Kuzey Kurdististan’da Kürtlerin daralan siyasi harita sınırlarını yeniden genişletti ve sömürgeci sistemi ürküttü!

Kürtlerin ittifak halinde Kobanê’nin düşmesini önleyip, Başur ve Rojava’da yeniden doğrulan Kürt özgürlük özlemleri de tavan yaptı. Pêşmerge’nin, uluslararası koalisyon güçlerinin de zorlaması, Kürtlerin birlikte davranma arzusu ile ilk kez Kuzey ve Rojava güçleri aleni olarak bir cephede güç birliği ile bir sahanın savunmasını yapmaları ve olmaza yakın bir durumu olura çevirdi. Kürtlerin birlikte neler yapabileceklerini ortaya koydu.

Ayrıca Türkiye “stratejik derinlik” tezi ile giriştiği Sünni eksen üzerindeki siyasi genişleme, Mısır’da gerçekleşen ‘Sisi darbesi’ ile Mursi’nin düşmesi, “stratejik derinlik” siyasetinin çökmesi idi. Tüm bunlar Türkiye’nin yeniden şiddet sarmalına dönmesini çare olarak önüne koydu, ancak bu çaresizlik idi…

Bu durum 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin baskıcı başarısı, kendisini zımni bir başarı zehirlenmesine kaptıran Türk sistemini, yeniden şiddete sardı. PKK, hesapsız ve önceden tutulamayacağı aşikar olan, Rojava savunma taktiğini kopyalayıp Kuzey’in en yurtsever alanlarında uygulamaya koydu. Başta Amed Baro Başkanı Tahir Elçi “savaşı şehirlerden uzak tutun. Tarihi değerleri ve masum halkı kimse kalkan yapmasın!” çağrılarına kimse kulak vermedi. Hendekler siyasetini korkunç kullanan devletin yok etme, göçertme, yurtsever alanları amansızca dağıtma stratejisini sergiledi… 3.000 insan öldürüldü(GKB 10 binden fazla insanının öldürüldüğünü açıkladı) 1.5 milyon insan yerinden göç etti. Şırnak, Cizre, Nusaybin, Silvan, Derik vs. şehirleri ortadan kaldırılmış durumda. Seçilen belediyelerin Başkanları hapse konuldu, yerlerine kayyumlar atandı, milletvekillerinin siyaset yapma imkanları ellerinden alındı. Türkiye’nin aydınlık yüzü olan Altanlar gibi aydınları içeriye alındı. Basında devleti eleştiren tüm kesimler zapt u rapt altına alındı, demokratik sivil kurumlar tasfiye edildi, ediliyor.

Kürtler sivil siyasetin dışına itilmiş oldu.

Böylece sürecin buraya getirilmesinde devletin şiddet siyasetinin birincil rol oynadığı aşikar. Ancak PKK’nin bu süreçte devletin siddet politikasına araçsal bir rol oynadığını vurgulamazsak olmaz!

ZOR durumdayiz, ancak her zamankinden daha çok önümüz konjonktörel açıdan açıktır, çaresiz değiliz..