BİTMEYEN BİR AŞK

773

Mahmut Alınak

Size bugün bitmeyen bir aşkın, bir hasretin kısa hikâyesini yazmak istiyorum. Elli bir yıl önceydi ve mevsimlerden sonbahardı. Güneşsiz bir sabahtı, toprağa kırağı düşmüştü ve ben üşüyordum. Paltom yoktu, hiçbir çocuğun paltosu yoktu. Ortaokula gitmek üzere köyümden ayrıldığım o sabah içim ıstırapla dolmuş, ayrılığın kızgın alevleri pençelerini geçirdikleri ruhumu için için yakmıştı.

Ortaokulu okuduğum Digor, lise için gittiğim Kars ve üniversiteli yıllarımın Ankara’sı… Hepsi bir mezar karanlığı kadar boğucuydular. O yollar, o kor gibi yakan asık suratlı yollar beni giyotinin önüne götürüyordu sanki.

Gurbetlik çekmeyen, bu duyguya yabancı olan okul arkadaşlarıma gıpta eder, onlar gibi olmak için can atardım. Bu katlanılmaz gurbet kıskacından kurtulmak için neler, neler vermezdim… Ankara hukuk öğrencisiyken, bindiğim otobüs terminalden bin bir nazla çıkıp burnunu Kars’a çevirdiğinde, kalbim demir bir kafesten kurtulmuş tutsak bir kuşun sevinciyle kanat çırpardı. Otobüsün asfaltta hışırdayarak nefes nefese yol alan lastikleri dünyanın en güzel şarkılarını söyler gibiydi, beni sevgiliye götürdükleri için onlara minnet duyardım. Ya dönüşlerim? Ah o dönüşler, o yaslı ve acılı dönüşler…

Geçen güz cezaevinden çıktıktan sonra bin yıl hasreti çekilen bir sevgiliye uçar gibi kanatlanarak kendimi köyümün kollarına attım. Köyüm, köylülerim beni şefkatle bağırlarına bastılar. Avukatlığı terk edip elimde kazma ve kürekle şimdi burada yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Dün evimin bahçesindeki su borusu patladı. Paniğe kapıldım, neyse ki köylülerim imdadıma yetişti. Patlak boruya ulaşmak için toprağı kazarken epey ter döktük. Herkesin bahçesi dediğim bahçemde geçen bahar sürüyle meyve ağacı diktim. Gel gelelim komşuların hayvanları sürtünerek çoğu fidanları kuruttular, ektiğim bostan da acemiliklerim yüzünden pek verimli olmadı. Ama bir sürü bilgi ve tecrübe biriktirdim, önümüzdeki bahara daha da donanımlı olarak gireceğim. Köylülerim biliyor, dikeceğim ağaçlar köyün ortak malı olacak,  meyvelerini kendi aramızda paylaşacağız.

Şimdi para biriktirmeye çalışıyorum, evime yakın bir yerde bir müze ve kütüphane kuracağım. Ayrıca Bizim Ev projesini burada gerçekleştirmeye çalışacağım.

Gelecek haziran ayının sonlarında gençlerle köyümüzde bir festival düzenlemeyi plânlıyoruz. Metropollerdeki köylülerimizi, dostlarımızı ve komşu köylerdeki kardeşlerimizi davet edeceğiz. Çadırlarını alıp çoluk çocuk neşeyle köyümüze akın etsinler, yaşlılar hasret gidersin, çocuklar ve gençler ise tanışsın, derleyecekleri anılarla hayatları zenginleşsin. Üç gün üç gece davullar çalsın, oyunlar oynansın, köyümüz bir düğün evine dönsün.

İltica ederek gidip Avrupa başkentlerinde yaşayabilirdim, düzenin sunduğu imkânlarla metropollerin birinde şaşaalı bir hayat sürebilirdim, ancak gurbetin haşin baltasını yemiş yaralı köklerim köyümde inildeyerek kanamaya devam edecekti. Köklerim burada öksüz bir çocuk gibi gözyaşı dökerken, işkencedeki ruhum oralarda huzur bulamazdı. Çoraklaşır, kendim olmaktan çıkardım.

Şimdi burada mal, mülk ve makam hastalığından uzakta halkla iç içe yaşadığım için bahtiyarım. Aşkımın koynunda, doğanın bin bir renkleri ve sesleri arasında hayatımın en ucuz, en kolay ve en ihtişamlı dönemini geçiriyorum.

Köyüm Mewreg’le ilişkim bitmeyen bir aşkın hikâyesidir. Kanımda hep uğuldayan, gecemde, gündüzümde olan bir aşk, bir ateş… 22 Kasım 2015alinakmahmut@hotmail.com