Bir Sömürge Masalı…

693

Necat Demirci

Bir varmış, bir daha varmış… Yok olmaya yüz tutmuş ne varsa, işte asıl onların var olmaya yüzü varmış. Tarihin yüzünü yıkayıp, isini pisini akıtan, neneler varmış, dedeler, anneler, babalar, ve çocuklar ve torunlar varmış, birileri varmış, ve aslında bu masal anlatılsa da hiç yokmuş.

Bu ”bir varmış”, ve ”aslında bu masal hiç yokmuş”…
İki nehir arası anlaşılmaya yüz tutmuş, yüzü gözü yaralı bir dilden dökülmüş masalları şakıyan ”pepûk” yokluğu imiş geriye kalan. Sizin hiç masalları talan edilmiş torunların ve çocukların lanetini haykıran anaların ağıdını anlamadığınız oldu mu? Size, yabancısı olduğum bir masaldan geriye ne kaldı ise, işte onu anlatayım. Hele geç otur cigerim, duyduğun ve anlamadığın bu cıvıltı, bu kuşun gagalarında kanayan masaldır, ”pepûk”…

Sizin hiç masal kuşlarınızın bile kanatları kopartıldı mı? Bir gün ”tanrısı çocuklar tarafından taşlanmış bir derviş” fısıldadı bana, benim ”pepûk”ün kanatlarını koparmışlar, geriye bir tek ”ağıt” kalmış, ve bir şiir, mültecisi olduğum bir dilde, hiç anlamayacağım, ve anlamamanın ne olduğunu bile anlatamayacağım. Yani bir varmış, bir yokmuş…

”Pepûk”… Derler ki, çok uzak olmayan diyarların masal kuşu imiş. ”Pepûk” derler ki, masalı olmayanların talan ettiği topraklarda artık lanetlenirmiş hangi dilde konuşsan, ve hangi dilde ağıt yaksan. Bu yüzden ne zaman bir ana ağıt yaksa, içimin masal kuşlarının kanatları kül olur da, dilime kor basarım.

Gözleri kör, kulakları sağır, dili kopartılmış bir derviş çıktı karşıma. Ne bana baktı, ne beni duydu, ne de bir şey söyledi, ve ben herşeyi anladım: bir varmış bu ”masal”, bir yokmuş…

Siz hiç kendi sesinizi duyup, başkasının sandınız mı? Siz hiç kendinizi başkalarının yerine koyup, kendi sesinize tanıklık ederken bir pusuda yakaladınız mı, sesine yabancı varlığınızı, ve yokluğunuzu. Bu bir varlığınızmış, bir yokluğunuzmuş masalı. Heybesi deliklerin, meyvesiz kalmış çocukların, bir doğru için kardeş karnı deşmişlerin ağıdı, ve acı ile şakıyan ”pepûk”e yabancılaşmışların masalı. Siz bir vardınız, ve bir masalınız yoktu. Biz yoklukları, masal edip kuş kanadına takmışların ağıdı idi, tek duyduğumuz, ve varlığımız…

Bir varmış, bir yokmuş ”heval”… Siz hiç sayıklarken bir uykuda, tam orta yerinde bölüp kabusunuzu, başka bir dile çevirip, dinlediniz mi masalınızı? Biz dinledik işte. Bir zamanlar çocuklar dinlerdi buralarda, kanadı kırılmışların masalını, şimdilerde kanatlarımızı söküp, ”pepûk”lerin yanmış tüylerine yoldaş ettik, ve biz büyüdükçe, masallarımızı öğrendik. Siz hiç çocukluğunuza geri dönüp, sizden çalınmış masalların hesabını sordunuz mu? Bir varmış, bir yokmuşun hesabını soruyoruz işte, kendisine yabancılaşmış bir dilin, cıvıldayan ağıtları idi tek duyduğum ve tek anlamadığım. Ne anlamadı isem, tam orasından anladım işte ”pepûk”ün masalını…

Onların hiç masalları olmadı, iki nehirde yıkanmışların topraklarında, bu yüzden önce çocukların masallarını çaldılar, sonra o masalın yankılandığı dağları, toprakları, taşları, evleri, otları, böcekleri, ve bu masalın son kuşunu, ”pepûk”ün sesini ve kanatlarını talan ettiler. Kürdistan’da anka kuşu yoktur gözüm, ama Kürdistan’da bizim çocuklara anlatılacak masallarımız, cıvıldayan ”pepûk”ün acıklı masalından kanat yapıp uçacağımız bir ülkemiz vardır. Siz hiç ülkenize, masallar ile yolculuk edip, uykunuzda kuş cıvıltıları dinlediniz mi? Ve bir kabusun orta yerinde, kanatları kopartılmış ”pepûk” gözlerinizin içine bakıp, beni de öldürmesinler diye ciğerinizi gagaladığına şahit oldunuz mu?

İşte bir varmış, bir yokmuş, bir ”pepûk” anlamadığım bir dilde ağıdını cıvıldarken, bu masalı sırtında taşıyan dervişler kervanında dilini kopartıp, toprağa gömenlerin masalını dinlediniz.

kî kuşt ? min kuşt.
kî şuşt? min şuşt.

Kürdistan’lıların kanatları kavrulmuş, kopartılmış bir ”pepûk”ü ve çocuklara anlatılmış masalları vardı bu topraklarda, ey sömürgeci  zalim, senin neyin vardı Kürdistan’da?!!