BEDİRXAN YÜREKLİ CİZRELİ ÇOCUKLARA!

1273

M.MAMAŞ

1993-94 yıllarında Türk Devleti’nin Kürdistan’da “Topyekün Savaş” politikalarını uyguladığı o dönemde, Cizre’nin Cudi mahallesi başta olmak üzere çoğu meskun mahalline her gece top ve havan atışları yaptığını ve bunu kitle sindirme taktiği olarak olağanlaştırdığını içimiz acıyarak gördük ve yaşadık.

Nusaybin-Cizre hattı Kürdistan yurtseverliğinin ana damarlarından birisidir ve devlet de Mir Bedirxan’dan beri bu gerçeğin bilincindedir. Kürt milli destanı olan Mem û Zin’in büyük aşk destanı da bu topraklarda ölümsüzleşti ki yaşanan tüm bu trajedi bu aşkın huzurunda yaşanmaktadır.

Bütün ulusların büyük aşkları ve trajedileri vardır. Tıpkı Mem û Zîn’in aşkı gibi ve tıpkı hala yaşamakta olduğumuz Cizreli çocukların öldürülmesi gibi.

Cizre sokaklarında yangınla ve ölümle dans eden, ateş kelebekleri gibi telaşla koşuşturan ve içli bir çığlık gibi sesleri duvarlara çarparak gökyüzünde çınlayan bu çocuklar, işte o “Topyekün Savaş” stratejisiyle top mermileri düşürdüğünüz evlerde doğmuş bu halkın evlatlarıdırlar. Mem û Zîn aşkına yangınla ve ölümle böyle kolay dans etmeleri ve ateş kelebeklerine dönüşmeleri bu yüzden.

Narin bedenlerinde kurşun eritmeleri sizin utancınız, bizim de ağıtımızdır. Türk devletinin kurşunlarından çocuklarımızı koruyamadığımız için Zîn gibi gözyaşlarımızı Dicle’ye akıtıyoruz ne hazin! Ve hazindir ki 25 Mart 2006 tarihinde Amed’te, Şenyayla’da 17 evladı kimyasal silahlarla öldürüldüğü için sokağa çıkan insanlardan 9’u çocuk olmak üzere yine 17 kişi katledildiğinde; şimdiki HDP’nin bazı vekillerinin Eşbaşkan Selahaddin Demirtaş  nezaretinde ayakta alkışlayarak makamına uğurladığı eski Başbakan yeni Cumhurbaşkanı aynen şu ültimatomla seslendi halka : “O çocukların anne-babalarına sesleniyorum, çocuklarınıza sahip çıkın,yoksa devletimiz kadın,çocuk,yaşlı demeden bunun gereği ne ise onu yapar!”

Amed’de yapılanları ve bu ültimatomu unuttuk ve alkışla ödüllendirdik, heyhat!

Silah tarakalarının, çocuk katliamlarının, ağıtların ve alkışların ikliminde Kürdistanlı çocuklar tenin kurşuna alışma zamanını körpe yürekleriyle anlatmaktadırlar. Bizler onları koruyamadığımız için suçluyuz!

1993 yılında Mir Bedirxan’ın doğduğu Şax köyünü yaktılar, yaktıkları 4 bin diğer köy gibi. Çünkü bu topraklarda doğan çocukların Bedirxan yürekli olduklarını onlar da biliyor. Belki bu ruhu öldürürüz diye çocuklar öldürülüyor. Çocuklar hep tanıdıktı ama kurşunlar “envanterde olmayan”dan seçiliyordu…

Dehak da Kürt çocuklarını öldürerek kazanacağını hesaplamıştı. Firavunlar da çocuklardan çok korkardı ve onları öldürürlerdi. Ama tüm insanlık tarihi o çocukların o firavunların ve Dehakların, o kendine “Tanrı Kral” diyenlerin tahtlarını ve saraylarını yıktıklarının destanlarıyla doludur. O çocuklar tarihle dans ettiler adeta…

Şimdi Cizre sokaklarında öldürülen bu Kürdistanlıların çocukları da dans ediyor tarihle. Ve ateş kelebekleri gibi ışıklarıyla hayatın kör kuyularını aydınlatıyorlar. İnce alaylı ve neşesi eksik olmayan çocuklarımız…

Kızılderili şefin dediği gibi; ”dünya bize ait değil, biz onu çocuklarımızdan miras aldık”…

Türk devleti  Ekim 2014’te tarihinin en uzun MGK toplantısını yaptı. Malum,6-7 Ekim’de Kobani için serihildan dalgası yaşanmıştı. Öyle anlaşılıyor ki, Türk devleti, bu toplantıda Kürt halkını kitlesel sindirme stratejisini kararlaştırdı. Bunu Cizre’de denemeye başladı…Kürt halkı ciddi tehdit altındadır.

“Çözüm Süreci” fantazisi ile “Kürt-Türk ittifakı” retoriğine kendilerini kaptıranlar son Cumhurbaşkanlığı merasimindeki 16 Türk Devletini temsilen oraya dizilen simge askerlere iyi baksınlar. Orada Kürde ait biri var mı yok mu? Türk’ün tarihteki her aşireti devlettir ama Kürt Mirlikleri değildir! Türk’ün Akkoyunlusu-Karakoyunlusu devlettir ama Bedirxan Mirliği yoktur! Buyurun çözün!…

İşte Kürt çocuklarının tarihle ironisi ve neşesi budur.  Bu topraklarda Ateş Kelebekleri bu yüzden çoğalıyor…

Cizre’de katledilen çocukları minnetle anıyor, anıları önünde saygıyla ve mahcubiyetle duruyorum…

16.01.2015