BATI-DOĞU HEGEMONYA SAVAŞI!

239

H.Hüseyin Yıldırım

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 12 Nisan 2017 tarihinde Rusya’ya ilk resmi ziyaretinde bulundu. İki ülke arasındaki sorunlar masaya yatırıldı. Bölge ve küresel sorunlar tartışıldı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov görüşmeden önce; “Cepheleşme değil, yapıcı bir işbirliği istiyoruz. Umarız Amerikan tarafı da aynı şeyi istiyordur” açıklamasında bulundu. Bunu Rusya’nın “iyi niyeti“ne saysak bile durum ciddi. Çözülmeyen ve üzerinde anlaşamadıkları haylice kritik sorun var masada.

Bu sorunların nasıl çözüleceği konusu henüz tartışma konusudur.

Suriye’de İdlib kentindeki Han Şeyhun bölgesine kimyasal saldırı sonrası ABD’nin Suriye’nin hava sistemine yönelik roketli saldırı sonrası ABD ile Rusya arasında gerilim tırmandı. Karşılıklı suçlamalar oldu. Ortak bir dil bulmak için ABD Dışişleri Bakanı Rusya’yı ziyaret etti.

Merak edilen şey, bu görüşmede ne konuşulduğudur. Basında öne çıkan başlıklar var ama gizli tutulan da var. Bilinenler şunlar; Suriye’nin İdlib bölgesinde yer alan Han Şeyhun kasabasında düzenlendiği iddia edilen kimyasal saldırıyla ilgili uluslararası bir soruşturma yürütülmesi; Ukrayna, Yemen, Libya, Filistin, Hizbullah, İran, Irak, Suriye konusu, ABD’nin Kuzey Kore’ye karşı tek taraflı askeri eylemler gerçekleştirmesi endişesi vs sorunlar.

Basına yansıyan esas konulara bakıldığında, iki süper güç arasındaki hegemonya alanları sorunlarının hiçbirisi konusunda bir anlaşma sağlanmamış. İdlib kentindeki Han Şeyhun bölgesine kimyasal saldırı bile iki ülke arasında bir türlü çözülmemiş. Stratejik konuların çözümünün daha da zor olacağı kesin.

Bilindiği gibi ABD, Esed yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçlayarak Suriye hava üssünü füzelerle vurmuştu. Rusya’yı ‘Esed’ın kimyasal saldırıdaki rolünü örtbas etmeye çalışmakla’ suçlamıştı. Suriye yönetimi bu iddiaları reddetmiş; Rusya, Suriye ordusunun aşırı İslamcı grupların silah ve kimyasal deposunu vurduğunu, kimyasal silah kullanmadığını söylemiş, Esed rejimine desteğini yinelemişti.

Şimdi bu cebelleşme ne anlama gelir?

Dünyanın ücra bir köşesinde bir kelebek kanat çırpsa dahi bu iki süper gücün haberi olur da, koskocaman bir alanda olan biteni bilmezler mi?

Mesele sorun yaratıp kaos yaratmak ve burada herbirinin kendi politikasını hakim kılmak ise sorunların çözüm dili de farklı oluyor demektir.

Bu ‘küçük’ olayda anlaşmayan bu iki süper güç, hayati sorunlarda nasıl anlaşacaklar sorusu akla geliyor.

Hepsi bir yana biz Kürdler için en çok Suriye’deki gelişmeler konusunda nasıl bir anlaşma sağlanacağı merak konusudur…

Öğrendiğimiz kadarıyla ABD, Rusya’ya; Beşar Esad’a verdiği destekten vazgeçmesini önermiş. “Beşar Esad’sız Nusayri kesimi sizin olsun. Orada dünya sistemi ile uyum içinde çalışacak bir yönetim kurabilirsiniz, Suriye’de İran ve Hizbullah çıkmalı. Bu güçlere destek vermeyeceksiniz, Sünni Arap ve Kürdlerden uzak durun. Onlar bizim“ denilmiş.

Bu istemler Rusya tarafından kabul görmemiş. İran ve Suriye, Rusya’nın Orta Doğu’daki güvenilir müttefikleri. Bu iki ülkeyi ABD saldırısından korumak için uğraşıp duruyor. Suriye’nin “toprak birliği“ni savunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson İtalya’da katıldığı G7 Dışişleri Bakanları zirvesinden Moskova’ya doğru yola çıkarken gazetecilere yaptığı açıklamada; “Esad ailesinin devrinin sona gelmek üzere olduğu açık. Umarız Rus hükümeti Beşar Esed ile güvenilmez bir ortakla mütttefik olduğu sonucuna varır” dese de, Rusya, Şam yönetimin kalması konusunda direniyor.

Doğal olarak Rusya’nın bu tutumu ABD’nin GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Politikası“ ile çatışıyor. Aralarındaki önemli sorunlardan biri budur.

Bu konu ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Rusya ziyaretiyle tartışma masasına geldi. Öğrendiğimiz kadarıyla Rusya’nın bu konuda taviz vermediği ama kapıyı da tam kapatmadığı yönündedir. Önümüzdeki süreç bu konu daha da aktüelleşerek gündeme damgasını vuracaktır.

ABD-Rusya arasında bu anlaşmazlıklar sürerken ABD’nin İŞID’da karşı sürdürdüğü operasyonların hızında bir düşme yaşandığı görülüyor. Zaten Trump’ın ABD Başkanlık koltuğuna oturmasıyla ABD cephesinde; “uluslararası terörün odağının artık IŞİD değil, Tahran olduğu“ ifade edilmeye başlandı. Anlaşıldığı gibi şu an öncelik İŞID’ı tasfiye etmekten öte İran’ı devre dışı bırakma siyaseti ve önlemi ön plana çıkıyor.

İŞID’ın şu an ABD ve müttefikleri için tehlikeli olmaktan öte Irak, İran, Suriye ve bağlaşıkları için daha tehlikeli bir güç olduğuna dair ABD tarafından yeni bir okuma yapılmaktadır.

Bu güçlerin çatışması ABD ve müttefiklerinin işini kolaylaştırıyor. Musul operasyonu donduruldu. Rakka operasyonu hızı da kesildi. Nedeni bu operasyonların başarısının Irak, İran, Suriye ve bağlaşıklarına yarayacağı düşüncesinin aktüel bir durum değerlendirmesine dönşüyor olmasıdır.

Öncelik Şii ilerleyişini durdurmak ve süreç içinde kontrol altına almaktır. ABD-Rusya arasında üzerinde tartışılan ama henüz bir sonuca varılmayan konuların başında gelen bir sorun da budur.

Bu arada Türkiye’ye gün doğdu. Hedefe konulacağını beklerken imdadına ABD-Rusya anlaşmazlığı yetişti.

Türkiye, Rusya’nın stratejik bir müttefiği olmadığı gibi güvenilir bir müttefiği de değildir. Buna rağmen ABD’nin Orta Doğu ve özelde Kürdistan politikası ile derin sorunlar yaşayan Türkiye’ye, ABD planlarının sorunsuz yürümesini engellemek için kullanacağı bir güç olacağı gözüyle bakılmaktadır.

Bunun farkında olan ABD, Türkiye’nin Rusya tarafından kullanılmasını engelemek için bu süreçte bazı tavizler vererek dengelemeye çalıştığını aktüel politikasından anlamak mümkündür. Yoksa Türkiye’yi çöküş noktasına getirmek için tüm seçeneklerini sahaya sürmüştü. Şimdi yeniden kasaya konulacağı anlaşılmaktadır.

ABD-Rusya arasındaki hegemonya mücadelesinde Türkiye bu süreci de az zararla atlatacaktır. Bu arada Recep Tayyip Erdoğan’a biraz daha yüksek perdeden bağırma olanağı sunacaktır.

Suriye’deki gelişmelerle birlikte Türkmenler de harekete geçti. Türkmen sözcüleri yaptıkları açıklamalarda Suriye’nin “toprak bütünlüğünden yana olduklarını, ancak gidişatın federasyonu gösterdiğini, ’Özerk Türkmen Bölgesi’ni konuşmaya başlayalım,“ biçiminde bir politika geliştirmektedirler. “Dolayısıyla, Suriye’nin bölünmesi veya federatif bir yapıya dönüştürülmesi ihtimaline hazırlık olarak; Özerk Türkmen Bölgesi veya Suriye Türkmeneli diye bir coğrafi harita geliştirilmeli ve bu konu konuşulmalıdır,“ temelinde bir politika oluşturuyorlar.

Türk ordusunun Kürdistan’ın Güneybatısında bazı yerleri işgal etmesinin bir nedeni de budur. Bir taraftan Suriyeli göçmenleri alana yerleştirmeye çalıştığı, ÖSO vasıtasıyla kondu bir Arap devleti kurmaya çalışırken, diğer yandan bir avuç Türkmene “Özerk Türkmen Bölgesi“ yaratmaya çalışıyor. Esas amacı Kürdlerin bir statüye kavuşmaması.

Peki diğer sömürgecilerimiz farklı mı? Ne gezer!

Kürd/Kürdistan sorununa karşı tutumları sömürgeci, ırkçı, inkarcı ve soykırımcıdır. Kürd/kürdistan sorununa olumlu yaklaşan herkesle kavgalıdırlar. Kürd/Kürdistan sorunu gündeme geldiğinde aralarındaki binbir çelişkiyi bir kenara bırakıp tek ağızdan konuşurlar. Amerika’nın “Orta Doğu’yu bölme projesinin bir parçası” olarak görürler. Bu bağlamda ABD’yi düşman bilirler. Bunu açıkça da dilendiriyorlar. Buna karşın ABD desteğini Kürdlerden yana kullanıyor.

Peki bu koşullarda Kürdler adına konuşanlar ne diyor?

Verdikleri mesajlara bakıldığında insanın midesine kramp giriyor. “Ulus devlet süreci bitti, devlet şöyle kötü, böyle kötü,“ deyip duruyorlar. Hay yaratan, kullarına akıl dağıtırken biz Kürdlerin payını kimin hanesine yazdın diye insan merak ediyor. Gerçi bu tür açıklamalar mide bulandırıcı, can sıkıcı olsada kafaya takmamak gerek diye düşünüyorum. Çünkü pratikte atılan adımlara bakılığında söylemlerin tam tersi seyir izlendiği görülüyor. İşin başında ABD olunca insan daha da umutlanıyor.

Sıkı durun!

Sonuç olarak; Kürd millet düşmanları ister tek tek, isterse birbirleriyle ne plan yaparsa yapsınlar, kim ne söylerse söylesin coğrafyamızda başlayan savaş, ABD’nin 21. Yüzyıl GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi)nin zaferiyle bitecektir. Burada bağımsız Kürdistan doğacaktır.