BARZANİLERLE TÜRKİYE ARASINDAKİ KİRLİ İTTİFAK

619

H.Hüseyin Yıldırım-Hüseyin Erkan

Türkiye ile Barzaniler arasında uzun yıllara dayalı kirli bir ilişkinin var olduğu malum. Konu geniş, kapsamlı. Bu konuda bir hayli yazdık. Geniş araştırma ve incelemeyi Kürd tarihçilerine bırakalım. Biz şimdi son dönemlerde girilen kirli bir ilişkiyi deşifre etmeye çalışacağız.

Sovyet Blok’unun dağılmasıyla ABD, dünyaya yeniden şekil veren bir politika geliştirdi. Doğu Avrupa’ya şekil verdikten sonra ABD’nin 21.Yüzyıl Projesi olan GOP’u (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) yaşadığımız coğrafyada uygulamaya kondu. Fas’tan Pakistan’a kadar yeniden bir şekil verme projesidir, bu. Bu projenin bir ayağı da Kürdistan ile ilgilidir. Bu projeye göre Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran sömürgeci ülkeler –Türkiye, İran, Irak, Suriye- parçalanacak, etnik ve mezhep temelinde bir bölünmeye gidilecek. Bu iş Irak işgali ile başladı ve Suriye’de devam etmektedir. İran ve Türkiye’ye karşı ise şimdilik ablukaya alma siyaseti uygulanmaktadır. Irak ve Suriye’den sonra İran veya Türkiye’ye askeri operasyon başlayacağı malumumuzdur.

ABD öncülüğünde Koalisyon Güçleri ile Suriye’de başlayan operasyon devam etmektedir. Bu operasyonun Kürd ayağı PYD/YPG oldu. ABD, PYD/YPG’ye sınırsız destek vererek ciddiye alınacak siyasi ve askeri bir güç haline gelmesine yardımcı oldu. Bu gelişme Türkiye’yi rahatsız ettiği kadar Barzanileri de rahatsız etti. Her iki gücün çıkarı çakıştı. Barzaniler, kendilerine alternatif bir Kürd hareketi istemezken, Türkiye burnunun dibinde bir Kürd statüsünün doğuşunu kendi çıkarına büyük tehlike görmektedir. Bu gelişmeyi her ne pahasına olursa olsun engellemek için her yola başvurmaktadır. Bu noktada çıkarı çakışan Barzaniler ve Türkiye PKK/PYD/YPG’ye karşı ortak planlamalar yapmaktadırlar.

Barzaniler, Türkiye ile PKK’ye ve PYD/YPG’ye karşı savaş dahil ortak bir planlamada Qandil, Musul, Şengal ve Rojava’da ortak veya eş zamanlı operasyon yapmak, “Roj Peşmergeleri“nin Rojava’ya geçişini gerçekleştirmek konusunda anlaştılar. Bu anlaşma sonrası Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun 2 Mart 2017 günü yaptığı basın açıklamasında KBY için; “PKK’ya karşı en önemli müttefikimiz şu andaki yönetimdir. Dolaysıyla PKK’ya yönelik bizim önemli ortak adımlarımız, operasyonlarımız olacak,” dedi.

Bu açıklamadan sonra Türk ordusunun desteği ile ÖSO Membiç’e saldırdı. Mesud Barzaniler “Roj Peşmergeleri“ni Şengal’da Ezidi Direniş Birliklerine (YBŞ) saldırttı. ABD uyarınca saldırı kesildi. Türkler her ne kadar zorlasa da Barzaniler bir daha saldırmayı göze alamadı. Bunun üzerine Türk Başbakan yardımcısı Veysel Kaynak “Barzani yapmasa, gereğini TSK yapar,” dedi. Arkasından Türk ordusu Şengal’ı havadan bombaladı. ABD, Türkleri de tehdit etti. Böylelikle saldırıların arkası gelmedi.

Türk ordusu destekli ÖSO’nun Membiç’e saldırısı ve “Roj Peşmergesi“nin Şengal’e eş zamanlı saldırısı PYD/YPG’ye yönelik bir hareketti. ABD, Türkiye ile Barzaniler arasındaki kirli ilişkilerden haberdardır. FBI ve Pentagon bu ilişkiyi gözlem altına almıştır. Zaman zaman uyarmakta ama Rusya’ya daha fazla yakın olmamaları konusunda tedbirli davranmaktadır. Fakat Barzaniler ve Türkiye kendini yaşatmak için boş durmuyorlar. Hem ABD yönetimi içinde adam devrişme ve hem de Rusya ile ilişki geliştirmeye çalıştılar.

16 Mart 2017 tarihinde Washington’da yapılan “İŞID İle Mücadele Konferansı“na Mesud Barzani ve Irak Başbakanı Haydar Abadi de daha önceden davetli idi. Bu konferans sırasında ABD Başkanı Donald Trump Haydar Abadi ile görüştü fakat Mesud Barzani ile görüşmedi. Bu tarihten itibaren Irak-KDP ve yörüngesindeki Güneyli güçler, ABD ve Batılı mütefiklerin Orta Doğu’daki planlarına karşı Türkiye ile birlikte tavır aldıklarından dolayı dıştalandılar ve resmi toplantılara davet edilmemektedirler.

Kuşkusuz sorun bununla sınırlı değildir. Türkiye, Barak Obama yönetiminden umudunu kestiği için ABD’nin yeni yönetimi ile iş tutabilmek, Kürdistan’ın Güneybatısı’nda Kürd kazanımlarını engelleyebilmek, Rusya’dan S-400 füzelerini alabilmek için lobi faaliyetlerine giriştiler. Bunun için ABD seçimlerine odaklandılar. Mevlut Çavuşoğlu ve Berat Albayrak ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’nin sahibi olduğu “Flynn İntel Group Şirketi“ne 530 bin dolar ödeyerek amaçlarına ulaşmaya çalıştılar. Fakat bu kirli alış-veriş FBI ve Pentagon tarafından deşifre edildi. Elde edilen bazı bilgiler –hepsi değil- basın ve kamuoyuna sunuldu. Bu konuda açılan mahkemeler devam etmektedir.

Michael Flynn ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olduğu sürede YPG’ye silah yardımı engellendi. Ki Barak Obama döneminde YPG’ye silah verilmesi kararı olmasına karşın. Michael Flynn bunu engelledi. Ve hatta PYD/YPG’yi terör listesine almak için çok çaba sarfetti. Michael Flynn’nin bu çabaları CNN ve WSJ televizyonlarında program yapılıp yayınlandı.

Söz konusu “Flynn İntel Group Şirketi“nin Türkiye lehine lobi çalışması kapsamında ABD yönetimine kabul ettirmeyi planladığı işler şunlardır;

  • Kürd petrollerinin “Rosneft Şiketi“ tarafından Türkiye üzerinden Rusya’ya ulaştırılması için izin alması ve kolaylık sağlanması.
  • ABD ve NATO’nun Türkiye’nin Rusya’dan S-400 ve başka birkaç çeşit füze almasına olanak sağlanması.
  • YPG’ye silah ve mühimmatın verilmemesi. PYD’nin terör listesine dahil edilmesi.
  • ABD’nin PKK/PYD/YPG ve Fetullah Gülen’e karşı Türkiye’yi desteklemesi.
  • ABD’nin Türkiye’nin El-Bab operasyonuna destek olunması.
  • Kürdistan’ın Güneybatı Kürdlerinin Akdeniz’e ulaşmasının engellenmesi.

Kürdistan’ın Güneybatısı Kürdlerinin PYD/YPG öncülüğünde bir statü sahibi olmasının önünün kesilmesi.

Bu program çerçevesinde Mevlut Çavuşoğlu ve Berat Albayrak bir ekiple Şubat 2016’da ABD’yi ziyaret etti. Amaç PYD/YPG hakkında karşı-propagandayı yükseltmekti. Daha evvel Michael Flynn’a verilen 530 bin dolara ek olarak bu program için 600 bin dolarlık bir bütçe hazırlandı. Bu işin organizasyonu için MİT yetkilisi İsmail Hakkı Pekin ve gazeteci Nedim Şener’in başında olduğu bir ekip oluşturulduğu ABD basınında dile getirilerek ifşa edildi. Bu ekibin, “Flynn İntel Group Şirketi“ ile birlikte CNN içinde bir grup oluşturduğu ve ekibin başına Ruudi Bahtiyar isimli İranlı bir kadının getirildiği de ifade edildi.

Aynı dönemde Küsdistan’ın Güneyi’nin ABD temsilciliği PYD/YPG hakkında karalama propagandalarına başladılar. Aynı süreçte Mesrur Barzani de bu kervana katılarak PYD/YPG’ye karşı karalama konuşmaları başlattı.

Türkiye’nin ve Irak-KDP çevresinin Michael Flynn’ye güvenerek başlattığı karalama kampanyası döneminde Peşmerge Güçleri Zerevani Kuvvetleri (Özel Kuvvetler) Komutanı Tümgeneral Aziz Veysi gürleyip duruyordu. Kurdistan24 (K-24) televizyonunda nara atıyordu. Aldığı emir gereği tehditkar konuşuyordu. Ne de olsa ona göre Barzaniler ve Türkiye, ABD ile anlaşmış, o halde “PKK’nin cesetlerine basa basa“ Kürdistan’ın Güneyi’ne girilebilinecekti. İşte söyledikleri.

“Peşmergeler’e geçmişte de izin verilseydi oraya gideceklerdi. PKK, bizim cenazelerimizin üzerine basarak Roj Peşmergeleri’nin geçebileceğini söylüyor. Şimdiye kadar çok sabrettik. Eğer engel olmaktan vazgeçip akıllanırlarsa, Roj Peşmergeleri oraya gidecek. Aksi takdirde onların keyfine göre hareket etmeyip, Peşmergelerin önünde duranların üzerine basılarak geçilecektir.”

Aziz Veysi, PKK’lilerin cesedine basmadı ama bu proje Michael Flynn ve ekibinin cesedini ezdi geçti. Çünkü plan onlara endekslenmişti. O ve ekibi tasfiye edilince Aziz Veysi ve sahiplerinin eli boşta kaldı.

Aziz Veysi 16 Şubat 2017 günü Kurdistan24’te verdiği mülakatta, „Rojava Peşmergelerinin“ Batı Kürdistan’a (Rojava) yakın bir zamanda geçeceklerini duyurdu. Bu geçişin Uluslararası Koalisyon icazetiyle olacağını ifade etti. Söz konusu mülakatta şunları söylüyordu;

“PKK, ENKS’ye bağlı olan Rojava Peşmergelerinin geçişine engel olmamalı. Onlar da o toprakların insanı ve topraklarını korumak istiyorlar. Rojava Peşmergeleri profesyonel bir güç. Uluslararası Koalisyon güçleriyle uzun süredir ciddi deneyimler kazandılar. Uluslararası Koalisyon güçleri PKK’nin Batı Kürdistan’da uyguladığı diktatörlüğün devam etmesine müsaade etmez. Türkiye’nin Rojava’ya girme ihtimali var. Eğer Türkiye oraya girerse PKK ile aralarında savaş yaşanır. Türkiye, Uluslararası Koalisyon ve NATO üyesi bir ülke ve Uluslararası Koalisyonun öncülüğünde gerçekleşecek olan Rojava Peşmergelerinin geçişine Türkiye de yardımcı olacaktır,” diyordu.

Aziz Veysi, neye dayanarak bunu söylüyordu? İşte sorun burada. Bu, açığa çıkarılırsa Irak-KDP, Türkiye ve Türkiye’nin ABD’deki lobicilerin ortak bir çalışmasının sonucu olduğu anlaşılır. Amaç PYD/YPG’yi uluslararası alanda terörist bir güç olarak kabul ettirtmek, tasfiye etmek ve Irak-KDP’yi orada ENSK vasıtasıyla egemen kılmaktı. Fakat bu hesap ABD engeline takıldı. Türkler adına lobi çalışması yapan Michael Flynn istifa etmek zorunda kaldı. ABD yönetimi desteğini Irak-KDP/ENSK’ye değil, PYD/YPG’ye verdi. Böylelikle Flynn üzerinde gerçekleştirmek istedikleri Türkiye, Irak-KDP ve ENSK’nin ortak planı çöktü.

Aziz Veysi, ikide bir 2012 yılında kurulan „Roj Peşmergeleri“nin Uluslararası Koalisyon Güçleri tarafından eğitildiğini belirtiyordu. Oysa bu koca bir yalandı. Bu yalanı niye söylüyordu? Ona göre Türkiye NATO üyesidir. Roj Peşmergelerini Türkiye eğittiğine göre bu gücün Uluslararası Koalisyon Güçleri tarafından eğitildiğini sanıyordu. Fakat mesele Aziz Veysi’nin dediğinin tam tersiydi. Uluslararası Koalisyon Güçlerine göre Türk ordusu Irak ve Kürdistan’ın Güneyi’nde işgalcı ve ilegal bir güçtü ve kendileriyle bir ilişkileri yoktu. Türkiye’nin eğittiği „Roj Permergeleri“ ile bir ilişkilerinin olmadıkları ve kendilerinin eğitmediği bu güç ile ortak çalışmayacaklarını Uluslararası Koalisyon Sözcüsü Albay John Dorrian düzenlediği basın toplantısında kamuoyuna açıkladı.

Açıklamada; “Rojava Peşmergelerini Suriye’de ortak bir güç olarak kullanmak için herhangi bir planımız yok. Suriye’de Rojava Peşmergeleri ile çalışmayı düşünmüyoruz, Koalisyon güçleri tarafından eğitilmemişler.”

Böylelikle Aziz Veysi’nin yalanları yüzüne vuruldu. Bu aynı zamanda Türkiye, Irak-KDP ve ENSK’nin yüzüne vurulan bir şamardı.

Oysa çok heveslenmişlerdi. Sert açıklamalar yapılıyordu. PKK’nin cesetlerine basa basa Kürdistan’ın Güneyi’ne girileceği kamuoyuna duyuruluyordu. Bu açıklamalar Irak-KDP’nin niyetinin göstergesiydi. Kendileriyle PKK/YPG arasında her an bir savaşın başlayacağına göre kendilerini programlamışlardı.

Nihayetinde 3 Mart 2017 tarihinde „Roj Peşmergeleri“ YPŞ üzerine saldırtıldı. YPŞ’nin denetiminde olan Hanesur’a girmeye çalışan „Roj Peşmergeri“ ile YPŞ arasında çıkan çatışmada 4 „Roj Peşmergesi“ ile 3 YPŞ savaşcısı yaralanmıştı, 9 kişi de hayatını kaybetti. Bu çatışma kendiliğinden olmadı. Uzun süre Türkiye ile Barzanilerin üzerinde çalıştığı planın ilk hamlesiydi. PKK ile Irak-KDP arasında her an geniş çaplı bir savaşa dönüşebilirdi. Türkiye bunu özellikle istiyordu. Irak-KDP’ye savaşa devam dese de Irak-KDP bunu göze alamadı. Çünkü ABD Bağdat Konsolosu Irak-KDP’yi sert tarzda uyararak böylesi bir savaştan uzak durmasını istedi. Bunun üzerine savaş bu çatışma ile kaldı. Fakat Türkler bu kez havadan alanı bombaladı. YPŞ güçleri zarar görmeden 3 Roj peşmergesi bombalama sonucu hayatını kaybetti. Bu aslında bilirek yapılan bir olaydı. Türkiye’nin Irak-KDP’ye ceza kesmesiydi.

Aziz Veysi’den sonra “Roj Peşmergeleri“ Komutanı Şervan Deriki’nin savaşı “bütün Rojava yayacağız,” açıklaması bu saldırıların amacını bir kez daha su yüzüne çıkarıyordu. Amaç Türkiye, Irak-KDP ve ENSK ile Kürdistan’ın Güneyi’ne saldırmak ve PYD/YPG’nin tasfiyesinine yönelikti. Şervan Deriki’nin yaptığı şu açıklama bu planı net olarak ortaya koyuyordu;

“Aslında öldürdüklerimizin sayısı 7 değil daha çoktur. 4 tanede Kuzeyli Kürt savaşçı öldürdük. En az 20 ölüleri var, gizliyorlar. Savaşı Şengal’le sınırlı tutmayacağız. Bütün Rojava’ya yayacağız.”

Bu açıklama düşman bir gücün açıklaması kadar manidardır. Öldürdükleri Kürd ve savaşçısıyla övünmek ancak düşmanın işi olur. Bu bile “Roj Peşmergeleri“n niteliğini açıklayacak kadar berraktır. Bu gücün Barzaniler ve Türk ordusunun siyasi ve askeri eğitiminden geçirildiğinin, Kürd yurtseverlerin düşmanlığı temelinde eğitildiğinin göstergesidir. Bu güç güneybatıya geçseydi Kürdler arasında tamiri mümkün olmayan katliamlara yol açılacaktı.

Şervan Deriki’nin dediği de tıpkı komutanı Aziz Veysi gibi söylemde kaldı. Eğer “Roj Peşmergeleri“ YPŞ karşısında başarı sağlayıp Hanesor bölgesine hakim olsalardı Şengal ile Rojava arasındaki bağlantı kesilmiş olacaktı. Bu da PYD/YPG’yi zor durumda bırakacaktı. Bunun ötesi “Roj Peşmergesi“ Güneybatıya (Rojava) girecek ÖSO güçleri ile koordineli YPG’ye karşı savaşılacak ve YPG tasfiye edilmeye çalışılacaktı. ENSK hakim güç yapılacaktı. Barzaniler ile Türkiye arasındaki anlaşmanın gereği buydu.

Türkiye ve Irak-KDP nara atıp duruyordu. Kürdistan’ın Güneybatısı’na (Rojava) gireceklerini PYD/YPG’yi ezip geçeceklerini sanıyorlardı. Fakat FBI ve Pentagon her şeyin farkındaydı. Düğmeye bastılar. Kirli ilişki içinde olan Michael Flynn ve grubunun planını bozdu. ABD ulusal güvenliğini sarsacak bilgiler dışındaki bilgileri basın ve kamuoyuyla paylaşıldı. Kirli ilişki içindeki kişiler görevlerinden alındı ve yargı süreci devam ediyor.

Bu konulara ilişkin NYT, CNN ve WSJ birçok program yaptılar. Hatta Michael Flynn’nin Türkiye yetkilileriyle yaptığı telefon konuşmalarının bir kısmını yayınladılar.

Barzaniler ve petrol gelirleriyle oluşturdukları basın ve bilinçli destekleyicileri Kürdistan milli mücadelesine karşı Kürd milletinin azılı düşmanı, sömürgeci Türk devletine hizmet ettiği sadece bu plan çerçevesinde ele alındığında bile nitelikleri çırılçıplak ortaya çıkar. PKK veya PYD’yi herkes eleştirebilir. Kimse onlar gibi düşünmek, onlarla hareket etmek zorunda da değildir. PKK/PYD’nin söylem ve eylemini eleştirmek farklı ama sömürgecilerle bir olup PKK/PYD’ye karşı kirli ilişkiler içinde olmak ve hatta birlikte onlara karşı savaşmak başka bir şeydir. Bunun adı ve niteliği bellidir…

KİRALIK LOBİCİ MİCHAEL FLYNN

Türkiye, Barzaniler ve ENKS, PKK/PYD/YPG’ye karşı ortak planlarını hayata geçirmeye çalışırlarken kime güveniyorlardı? Güvendikleri ABD’nin dönem Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’di. Flynn, Türkiye adına lobi faaliyeti süren kişi idi. O, Türkiye’ye söz vermişti. PYD/YPG terör listesine alınacak, Obama döneminde alınan karar uygulanmayacaktı. Yani YPG’ye silah gönderilmeyecekti ki uzun süre bunu başardı. ÖSO desteklenilecekti. Bundan cesaret alan Türkiye ittifak gücü Barzanilerle PKK/PYD/YPG’ye karşı bir saldırı planı üzerinde anlaştılar. Fakat Michael Flynn’in Türkiye adına lobi çalışması açığa çıkınca ipi çekildi. İstifa etmek zorunda kaldı. Türkler ve Barzanilerin elleri havada kaldı.

Emekli korgeneral Michael Flynn, ABD Başkanlık seçimlerinin yapıldığı gün The Hill sitesinde yayımlanan makalesinde, ABD hükümetinin Fethullah Gülen’i ülkede barındırmaması gerektiğini savunarak, Barack Obama yönetimine sert eleştiriler yöneltmişti. Makalede, Gülen’i ‘Türkiye’nin Usame bin Ladin’i’ olarak nitelendiren Flynn, 15 Temmuz askeri darbe girişiminin de ‘Türkiye’nin 11 Eylül’ü’ olduğunu belirtmişti. Gülen’in derhal Türkiye’ye iade edilmesini savunmuştu. 8 Kasım 2016’daki yazısında şunları yazacaktı;

“Pensilvanya’da oturan karanlık İslami molla Fetullah Gülen. Gülen kendini ılımlı olarak tasvir ediyor ama aslında radikal bir İslamcı. Gerçekten bir ılımlı olsa ne sürgünde olurdu ne Recep Tayyip Erdoğan ve onun hükümetinin düşmanlığını çekerdi. Arka bahçemiz Pensilvanya’ya rahatça yerleşmiş olan bu maskeli terör ve istikrarsızlık kaynağı tarafından Washington’ın gözü boyanırken, NATO müttefikimiz Türkiye’ye engel olmak mantıksızdır. Türkiye’nin bakış açısıyla Washington, Türkiye’nin Usame Bin Ladin’ine sığınak oluyor. 11 Eylül’den sonra Usame bin Ladin’in Türkiye’de güzel bir köyde yaşadığını ve aynı anda Türk vergi mükelleflerinin vergileriyle fonlanan 160 okulu işlettiğini öğrenseydik ne yapardık?”

İlk bakışta bakıldığında masum bir yaklaşım olduğu kabul edilebilir. Fakat sonradan anlaşıldı ki emekli korgereralin Türkiye’den yüklü bir para karşılığı bunu yapmış.

Michael Flynn’ın, Türkiye hakkında lobi faaliyeti yapmak için Türk Hükümetinden 530 bin dolar alması ve bunu gizlemesi ABD medyası gündemini uzun bir süre işgal etti. Flynn’ın avukatı, geçen yılın Ağustos ayından Kasım ayına kadar Türkiye’nin çıkarlarının ABD’de temsil edilebilmesi için lobi faaliyeti yürüttüğünü ve yüklü bir miktar ödeme aldığını kabul etti.

“Flynn’in danışmanlık şirketi Flynn Intel Group Inc., daha önce bir Türk işadamının sahip olduğu bir şirkete yönelik çalışmalarını Kongre’ye bildirmişti. Fakat Amerikan Adalet Bakanlığı’na bu konuyla ilgili ayrıntılı olarak başvurmamıştı. Büyük tartışmalara neden olan bu durumun ardından Adalet Bakanlığı’na sunulan yeni dosya, Flynn’in firmasına Türkiye’den 530 bin dolar ödendiğini gösteriyor.

Flynn, Türk işadamı Ekim Alptekin’in Hollanda merkezli bir şirketi tarafından tutulduğu ve bunun için 100 bin dolar civarında para verildiği konuşulmuştu. Gazeteler, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nin de konuyla iglili soruları cevapsız bıraktığını belirtti.“

Şu artık anlaşılmıştı. Michael Flynn, emekli olduktan sonra kurduğu “Flynn Intel şirketi“ Türk-Amerikan İş Konseyi Başkanı Ekim Alptekin üzerinde Türkiye adına lobi yaptığı ortaya çıktı. “Flynn Intel şirketi,“ Ekim Alptekin ile 15 Eylül 2016’da yaklaşık 100 bin dolarlık bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma da kamuoyuna açıklandı.

Bu gelişmelerden sonra Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn görevinden istifa etti. İstifası her ne kadar Rusya’nın Washington Büyükelçisi Sergey Ivanovich Kislyak ile yaptığı telefon görüşmesi konusunda Başkan yardımcısına eksik bilgi verilmesi gösterilse de mesele bunun ötesindeydi.

Amerikan medyasına yansıyan haberlerde, Michael Fylnn istifa mektubunda şu ifadelere yer verdi:

“Rus Büyükelçi ile yaptığım telefon görüşmesi hakkında farkında olmayarak seçilmiş Başkan Yardımcısı’nı ve diğerlerini eksik bilgilendirdim. Başkan ve Başkan Yardımcısı’ndan özür diledim ve özrümü kabul ettiler. İstifamı veriyorum; bu kadar onurlu bir konumda ülkeme ve Amerikan halkına hizmet etmekten onur duydum. Başkan Donald J. Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence ve onların topladığı diğer muhteşem ekiple bu yönetim ABD tarihinde en büyük yönetim olarak anılacaktır.”

Barack Obama döneminde Michael Flynn’in Rus Büyükelçi Kislyak ile yaptığı telefon görüşmesinde ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımları konuştuğu iddia edildi. Flynn bu iddiaları reddetmiş ve Kislyak ile taziye görüşmesi yaptığını öne sürmüştü. Daha sonra seçilen Başkan Yardımcısı Mike Pence’ye bu konuda yanlış bilgi vermiş ve Pence de Flynn’i savunmuştu. Fakat sonraları konu açığa çıkınca Flynn yalan söylediğini itiraf edip istifa etmek zorunda kalmıştı.

Tabii ki bu arada Michael Fylnn ile yapılan anlaşmalardan doğan kendisine sağlanılan imkanlar da toz-boz oldu. Michael Flynn’nin Barzaniler ve Türkiye lehine başlattığı lobi çalışmaları başarılı olsaydı Michael Flynn ve ekibine Barzanilerle yaptıkları petrol ve ticaret anlaşması gereği olarak kendilerine 300 milyon dolarlık bir ekonomik imkan sağlanılacaktı.

TÜRKİYE-RUSYA ARASINDAKİ BARIŞ GÜVERCİNİ NEÇİRVAN BARZANİ 

24 Kasım 2015 tarihinde Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri‘ne ait Sukhoi Su-24M tipi uçağın “sınır ihlali gerçekleştirmesi“nden dolayı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürüldü.

Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı‘nın yaptığı açıklamaya göre;

“Türk hava sahasını ihlal eden uçak, beş dakika içerisinde on defa uyarılmasına rağmen sınır ihlaline son vermeyince angajman kuralları   gereği iki Türk F-16 uçağı tarafından vuruldu.” denildi. Rus Genelkurmayı, “Uçağın Türk hava sahasını ihlal etmediği,” iddiasında bulundu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; “Hava sahasının ihlal edilmesi sonucu angajman kuralları gereği müdahalenin yapıldığını, Türkiye’nin sınırlarını koruma hakkına her ülkenin saygı duyması gerektiğini,” söyledi.

Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Türkiye’nin sınırlarını kim ihlâl ederse ona karşı her türlü tedbiri almanın hakları ve görevidir.“

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Rus uçağının Türkiye’ye karşı tehdit oluşturmadığını, Türk F-16 uçakları tarafından vurulduğu sırada Suriye-Türkiye sınırından 1 kilometre uzakta olduğunu ve sınırdan yaklaşık 4 kilometre uzak bir noktaya düştüğünü ve Rusya ve Türkiye ilişkileri bakımından çok ciddi sorunlara neden olacağını, Türkiye’nin bilerek Rusya ve Türkiye ilişkilerini çıkmaza sürüklediğini ve Türkiye’den hâlâ özür beklemekteyiz.“

Türkiye ve Rusya yöneticileri karşılıklı sert açıklamalar yaptı. Aralarındaki ilişkiler donduruldu. Ticaret durdu. İki ülke savaş eşiğine geldi. Rusya ile derin bir kriz yaşayan Türkiye bu sıkışmışlıktan kurtulmak için Neçirvan Barzani’yi Rusya’ya gönderdi. Bu 15 Temmuz darbesi öncesi yaşandı.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde askeri darbe girişimini Batı desteğine yoran Türkiye’nin Batı ile karşılıklı sert açıklamaları oldu, ilişkiler gerildi. Türkiye giderek yalnızlaştı. Bunu aşmak için Rusya ile ilişkileri düzeltmesi hayati değerdeydi. İşte o saaten sonra “kardeş, dost ve stratejik müttefikleri,“ Barzaniler daha aktif devreye girdi. Kürd petrolleri Rusya’ya peşkeş çekilerek Türkiye-Rusya arasındaki gerginlik giderildi.

Barzani ailesi oligarşisinin sürdürülmesi için Türkiye desteği gerekmektedir. Bu desteğin devami için Türkiye’nin dediği her şeyi yerine getirmek durumuna düşmüşlerdir. Bir yerde Barzaniler hakimiyetlerini sürdürmek için Türkiye’ye mecbur kalmışlardır. Bunun farkında olan Türkiye Barzanilere her istemini kabul ettirebiliyorlar. Barzaniler de aile hakimiyetlerini sürdürebilmek için Türkiye’nin her dediğini ikiletmeden yerine getiriyorlar. Kendi dışındaki Kürd hareketlerinin tasfiyesi için Kürd petrollerini bile kelepir fiyatına Türkiye’ye ve onların çıkarı için başka ülkelere peşkeş çekiyorlar.

Kasım 2015 tarihinde Türkiye bir Rus uçağını düşürmüş, Türkiye ile Rusya arasında derin bir krize neden olmuştu.

“Putin, özür bekliyoruz.” (aljazeera.com.tr. 26 Kasım 2015) “Erdoğan, Rusya’dan özür dilemeyeceğiz.” (Sabah.com.tr. 26 Kasım 2015)

“Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımları imzaladı.”

“Kremlin: “Erdoğan özür diledi.“ (27 Haziran 2016)

Erdoğan mektupta; “Rus jetini kasten düşürmeyi asla arzulamadık. Hayatını kaybeden pilotun ailesinin acısını kalpten paylaşıyoruz. Rus pilotu öldürmekle suçlanan kişi hakkında soruşturma yürütülüyor,” dedi.

Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, mektupta şu ifadeler de yer aldı;

“Bir kez daha üzüntümü ve derin başsağlığı dileklerimi ölen pilotun ailesine iletmek istiyorum ve ve özür diliyorum. Tüm kalbimle acılarını paylaşıyorum. Rus pilotun ailesini Türk ailesi olarak kabul ediyoruz. Verilen acıların ve zararın hafifletilmesi için gerekli tüm inisiyatifleri almaya hazırız.”

Bu gelişmeden sonra Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler normalleşme yoluna girdi. Rusya yumuşadı ama bu özürden dolayı değil. Olayın perde arkası var. Onu da Neçirvan Barzani’nin Moskova ziyaretiyle izah etmeye çalışacağız.

Bu arada ABD Ekim 2014 tarihinde Kobani’de YPG’ye silah yardımına başlamasıyla birlikte yavaş yavaş güçlendi. YPG’nin güçlenmesi Türkiye’nin Suriye’de etkinliği ve Osmanlı hayalleri çıkmaza girdi. Bu durum karşısında Türkiye paniğe kapıldı. Kürdlerin yükselişini engellemek için ABD ve Batıdan umudunu kesen Türkiye Rusya ile ilişkilerini düzeltmenin çarelerine yöneldi. Recep Tayyip Erdoğan, içeride Rusya yanlısı Avrasyacı (Ergenekon, Balyozcu) ve diğer milliyetçi kesimlerle ilişkisini sıklaştırdı ve ittifak kurdu. Rusya ile çok yönlü iletişim ve anlaşma kanalları açma çabalarını devreye soktu. Bir yandan Batı yanlısı askeri ve sivil kesimleri tasfiye ederek Rusya’ya güven vermeye çalıştı. Bu girişimleri nedeni ile Türkiy’nin Batı ile arası büyük ölçüde bozuldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın yedeğine aldığı Rus yanlısı milliyetçi kesim ile Batı karşıtı faaliyetleri sonucu Türkiye Batı tarafından güvenilmez bir müttefik konumuna düştü.

Bu sırada Recep Tayyip Erdoğan, bir hamle daha yaptı. Haber kaynaklarımızın bize ulaştırdığı bilgiye göre Neçirvan Barzani’yi 31 Mayıs 2016 tarihinde Rusya’ya barış elçisi olarak O gönderdi.

Türkiye içeride ve dışarıda yörüngesinde ve etkisindeki bütün güçleri Rusya ile ilişkiye yönlendirdi. Neçirvan Barzani bu çerçevede barış elçisi olarak Recep Tayyip Erdoğan’nın plan ve amacı çerçevesinde Rusya’ya gönderildi.

Neçirvan Barzani, Türkiye yetkilileri ve Recep Tayyip Erdoğan’ın istemlerini Rus yetkililer ve Rusya Devlet Başkanı Putin’e iletti. Burada iletilen tüm istemleri bir yana bırakarak biz sadece Kürdleri ilgilendiren boyutuna değineceğiz. Neçirvan Barzani’nin Rusya yetkililer ve Putin’e ilettikleri biz Kürdlere ilişkin boyutu şu ara başlıklardan ibarettir;

  • Kürdistan’ın Güneyi’nin petrollerinin Türkiye ve oradan Rusya üzerinden dünya pazarına aktarılması ve Rusya’nın bunu satması. Rosneft şirketine 2 milyar varil rezervlik alanda petrol çıkarma ve işletme teklif edildi. Bunun karşılığında Rusya’nın Türkiye’ye 3,5 milyar dolar ya da Türkiye’nin ısrarla istediği S-400 Füzelerinin verilmesi.
  • Kürdistan’ın Güneybatısı’nda Efrin ve Kobani kantonların birleşmemesi için Türkiye’nin El-Bab’a yapacağı askeri operasyona Rusya’nın destek vermesi. Eğer destek vermiyorsa da engel olmamalarını.
  • Rusya’nın YPG’ye desteğini kesmesi ve Akdeniz’e ulaşmalarının engelenmesi.
  • PYD ve PKK’ye yardım ve silah verilmemesi, yardımların kesilmesi.
  • PYD’nin Rusya’daki Ofislerinin kapatılması.

Neçirvan Barzani’nin Rusya’ya sunduğu petrol anlaşması önerisini Rusya; Kürdistan Parlamentosu kararı veya YNK’nin de bu anlaşmayı imzalama şartını dayattı. Bunun üzerine Neçirvan Barzani 02 Haziran 2017 tarihinde Qubat Talabani’yi yanına alıp Rusya’ya götürdü. Rosneft ile anlaşma birlikte imzalandı. Fakat Qubat Talabani, bu anlaşmanın perde arkasını bilmiyordu. Türklerin bu işten haberli olduğu boyutundan haberi yoktu. O işin sadece petrol ticareti ve anlaşması olduğunu biliyordu. Oysa bu anlaşma bir Türk projesiydi ve Qubat Talabani bundan habersizdi.

21 Şubat 2017 tarihinde Neçirvan Barzani ve Rusya anlaşmıştı. ABD bundan haberdardı. Bunun üzerine Halkbank Genel Müdürü 29 Şubat 2017 tarihinde ABD’de gözaltına alındı. Ki Barzanilerin petrol ve yolsuzlukları da Halkbank üzerinden yapılıyor. Davanın ileriki aşamasında Barzanilerin de bu davaya dahil edilmesi muhtemeldir. Dahil edilmesi veya onlara ilişkin dosyanın ileride açılmak üzere raflara kaldırma ihtimali de şimdilik yok değildir. Ki bu tür davalar siyasal içeriklidir. Bir hesaplaşma anında devreye konulduğu malumumuzdur.

Fakat Barzanilerin Türkler ve Rusya ile kurdukları bu kirli ilişki ABD’nin canını çok sıktı. Zaten bu nedenledir ki Washington’da tertiplenen “İŞID İle Mücadele Konferansı“na daha evvel davetli olan Mesud Barzani’nin tüm çabalara karşılık ABD Başkanı Donald Trump kendisiyle görüşmedi. Ama Irak Başbakanı Haydar Abadi ile görüştü. Bu ABD tarafından Barzanilere verilen bir mesajdı. O günden sonra ABD tarafından organize edilen hiçbir resmi platforma Barzaniler davet edilmedi.

Türklerin önerisi ve Neçirvan Barzani’nin isteyerek Rusya’ya sunduğu öneriler Kürd millet fermanı mahiyetindedir. Şartlara bakıldığında görünen şudur;

Barzani ailesi oligarşisinin güvenceye alınması karşılığından Kürdleri katletmek dahil, statü sahibi olmayı engelleme ve bunun için Kürd millet servetini peşkeş çekmek için her şeyi içerdiği görülmektedir. Kürd millet çıkarını savunan bir birey, çevre veya politik parti bunu yapamaz. Bunu yapan olursa bilinsin ki o kişi veya çevre milli çıkarları kurban etmiştir

Kürd şehirlerinin yakılıp yıkılması, halkıyla birlikte savaşçılarının katledilmesi, Kürdlerin bir statü sahibi olmaması bir yana bu anlaşma ile petrolün TC tarafından taşınması, depolanması ve komisyon giderleri yetmiyormuş gibi Rusya’ya da böyle ikinci bir rant, pay verilmesi TC ile barışma karşılığı sunuluyordu. Türkiye’ye S-400 füzelerinin Kürdistan’ın güneyindeki petrol rezervlerinin Rosneft’e verilmesiyle sağlanmaya çalışıldığı yapılan anlaşmayla sabittir. Ayrıca bu ikinci güzergah üzerinden, yani Türkiye vasıtasıyla Rusya’ya petrolün aktırılması transfer kirası ve depolama yönünden TC’ye ek kazanç sağlamaktadır.

Rusya bu önerilerin üzerine balıklama atladı. Bir yandan ABD’nin Kürdlerin Akdeniz’e ulaşmasını engellemek için yanıbaşında Türkiye ve Barzanileri görmesi tam da istedikleri bir gelişmeydi. İkincisi, Kürd petrollünden büyük vurgun vuracaktı. ABD’nin Kürdlerin Akdeniz’e ulaşmasını sağlayıp Orta Doğu Petrollerini buradan dünyaya ulaşmasını sağlayıp başta Avrupa olmak üzere dünyanın Rusya gaz ve petrolüne bağımlılığana son verme projesi bu anlaşma ile büyük bir darbe aldı. Yanı sıra Türkiye’yi NATO ile karşı karşıya bırakacak, sonuçta kanatları arasına alacaktı. Rusya bunu kaçırır mıydı?

Neçirvan Barzani’nin Recep Tayyip Erdoğan adına ilettiği bir sürü öneriyi Rusya Devlet Başkanı Putin danışmanları ile yaptığı görüşmeden sonra; “Bu önerileri kabul ediyoruz. Yerine getirmeye çalışacağız ama bizi aşan zorluklarla da karşılaşabiliriz. Nihayetinde sahada ABD de var. Bu nedenle istediklerimizi yapamayabiliriz ama elimizden geleni de yapacağımızı size taahüt ederiz,“ demişlerdir. Yanı sıra 3,5 milyar dolar yerine 2,5 milyar dolar ya da NATO ve ABD’nin engeline takılmazsa S-400 Füzelerini Türkiye’ye vermeyi taahüt ediyorlar.

Neçirvan Barzani Türkiye’ye dönüp Recep Tayyip Erdoğan ile görüştükten kısa bir süre sonra 27 Haziran 2016’da Rus uçağının düşürülmesine ilişkin Recep Tayyip Erdoğan, Putin’den üzür diliyen bir mektup gönderiyor. 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan ve Avrasyacılar Batı yanlısı askeri ve sivil bürokrasiyi tasfiye ettikten sonra 9 Ağustos 2016 tarihinde Erdoğan-Putin görüştü. Böylece Rusya’nın telkiniyle İran ve Esad’ın da onayını alarak Carablus ve El Bab’a girdiler. İran ve Esad ve de Rusya hiç tepki göstermediler. Aynı şekilde Barzaniler de hiç tepki göstermediler. „Roj peşmergesinin“ de bu operasyonun içinde olduğu daha sonra ortaya çıktı.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Barzaniler de „Avrasyacı“ eksene Türkiye ile beraber geçmektedirler. Türkiye’nin Efrin ve İdlip işgal hazırlıkları, Rusya Genel Kurmay Başkanı’nın Türkiye’ye gizlice geldiği haberleri ve Barzanilerin Kürdistan petrol rezervlerini Rusya-Türkiye barışmasının rüşveti olarak peşkeş çekmesi vs düşünüldüğünde Barzanilerin Batı ittifakı ve özelde ABD ile kopuşmakta olduğu gözlenmektedir. Türkiye’nin Rusya ile sıkılaşması için Kürdistan’ın güneyindeki petrol rezervleri arsızca sunulmaktadır. Bunun sonuçlarını takdirlerinize bırakıyorum…

Eylül 2017