BARZANİLERİN KÜRTLERE YAPTIĞI SON KÖTÜLÜK OLDU BU…

70

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Barzani bu kafayla giderse, “Kürtlerin haklı davasını haksız yapacak” diye yıllarca haykırıp durdum.

Nihayet Barzani Kürtlere bu kötülüğü de yaptı…

İki yılı aşkın bir süre dünyanın önde gelen devletleri nezdinde bağımsızlık ilanıyla ilgili diplomasi yürüten Barzani, her defasında Kürtlere temaslarının çok olumlu geçtiği yönünde açıklamalar yapıyordu. Hatta bir defasında “Şimdiye kadar 28 devletle görüştüm, hepsi de Kürdistanın bağımsızlığı destekliyor” dediğini hatırlıyorum.

Meğer yalanmış…

Meğer gittiği her devlet kendisine, Kürtlerin bağımsızlığını destekliyoruz, ancak şartlar bunun için henüz yeterince müsait değil diyormuş, ama bizim şark kurnazı Barzani bu cümlenin ilk yarısını söyleyip, ikinci yarısını gizleyerek bizi kandırıyormuş…

Barzani’nin baş vurduğu devletler içinde onunla en net konuşan Amerika’ydı.

Amerika, Büyük Ortadoğu Projesinin başarıya ulaşması için Orta Doğu’da iki büyük terör devletinden biri olan İran’ı (diğeri TC) etkisizleştirmek için büyük bir gayret sarfediyordu. Bu projenin bir parçası da Irak’ın bütünüyle İran’ın hakimiyeti altına girmesini engellemekti. Aksi taktirde zaten bölgede binbir zorlukla boğuşan Amerika daha da zor bir durumda kalırdı. Bunu engellemek için Amerika aba altından Irak’a Kürdistan sopasını gösteriyordu. Bunun için de iki yıl boyunca, iki Amerika başkanı, başkan yardımcıları, dışişleri bakanları, savunma bakanları, CİA başkanları, senatörler, özel temsilciler adeta sıraya girip Barzani’ye ‘bağımsızlık referandumu’nun zamansız olduğunu, bunun başta Kürtlere olmak üzere, onun tek müttefiki olan Amerika’ya zarar vereceğini anlatmaya çalıştı. Son olarak Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Barzani’ye tarihi bir mektup yazdı. Rex Tillerson referandumu hiç değilse bir süre ertelemesi için Barzani’ye adeta yalvarıyordu.

Amerika ne kadar alttan alsa, Barzani o kadar şımarıyordu. Dünya devlerinin önünde elpence durduğu Amerika’yı Barzani adam yerine bile koymuyordu, Bir konuşmasında Amerika’ya “Bizim için şimdiye kadar yaptıklarınız için teşekkür ederiz. Bundan böyle kararlarımızı kendimiz alacağız” diyecek kadar haddini aşacaktı. (Barzaniciler ne kadar da seroklarının bu sözünden. Adeta orgazm olmuşlarda)

Oysa Amerika desteğini çekse Türkler, Araplar ve Farslar yine onun sayesinde kurulan Irak Kürdistan Bölgesi en fazla bir saat içinde yerle bir ederdi.

Barzani’nin laftan anlamadığını kanaat getiren Amerika ve müttefikleri sonunda onun ve hanedanlığının ipini çekmeye karar verdi.

Haliyle Kürtler de bundan bir hayli zarar görecekti.

Bir parça aklı olan herkes, Kürdistan meselesiyle ilgili şu iki şeyi bilir:

Birincisi, mevcut şartlar altında Kürdistanın tamamının ya da bir parçasının bağımsızlık ilan edebilmesi için bu coğrafyayı paylaşan devletlerden en az birinin izlediği Kürt politikasından vazgeçmesi ve Kürtlerin millet-devlet olma hakkını tanıması ya da Kürdistanın bu devletlere rağmen denizle irtibatlandırılması gerektiği…

İkincisi, Kürdistan coğrafyasının, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ‘modern Orta Doğu’yu inşa adına büyük güçler tarafından, onların kurduğu dört devlet arasında taksim edildiği ve bu meselenin hallinin de ancak, yine bu güçler tarafından yürütülen ‘demokratik Ortadoğu’nun inşası süreci sonunda mümkün olacağı…

Amerika, Kürdistan meselesini TC üzerinden çözmek için on yıllarca çalıştı, ama başarılı olamadı. Suriye Savaşı’ından sonra Amerika ikinci ihtimal (Batı Kürdistan’ı Akdeniz’le irtibatlandırma) üzerinde çalışmaya başladı.

Beş yılı geride bırakan Suriye Savaşı’nda Amerika Batı Kürdistan’da çelik gibi bir Kürt ordusu kurdu, ama onu denizle irtibatlandırma konusunda (en azından bugüne kadar) başarılı olamadı. Rusya ve İran’ın da desteğiyle TC’nin İdlip’te yaptığı yığınaktan sonra Amerika’nın bu projeyi kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleştirmesinin pek de kolay olmayacağını göstermektedir.

Bu nedenledir ki mevcut şartlarda Amerika’nın Barzani’nin bağımsızlık ilanını desteklemesi, aynı zamanda onu kuracağı devleti düşmanlarına karşı koruma mesuliyetini üstlenmesi demektir, bu Amerika’nın altında kalkabileceği bir yük değil. Amerika şu durumda tüm ordusunu Güney Kürdistan’a yığsa bile onu koruyamaz. Saldırılardan korusa bile Kürdistanı kuşatan düşmanlarının ambargosunu engelleyemez. Bu durumda tek çare, Amerika’nın Kürdistanı yüklenip Türklerin, Arapların ve Farsların olmadığı bir yere götürmektir, ki bu da ne yazık ki mümkün değil.

Umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Çok zahmetli bir dönemden geçiyor olsak da her şey Kürtlerin lehinde gelişiyor. şöyle ki…

Modern Orta Doğu’nun inşa süreci, Osmanlı yönetiminin büyük güçlerin baskısı sonucunda ilan ettiği Tanzimat Fermanı’yla (1839) başladı ve Birinci Dünya Savaşı’ndan (1914-1918) sonra imzalanan Sevr ve Lozan antlaşmalarıyla tamamlandı.

1991’de Körfez Savaşı’ndan (1991) bu yana da ‘demokratik Orta Doğu’nun inşa sürecinini yaşıyoruz. Bilindiği gibi onu Irak Savaşı (2003), Arap Baharı ve onun bir uzantısı olarak vuku bulan ve hale’n sürmekte olan Suriye Savaşı izledi.

Çeyrek yüzyılı aşkın bir süre içinde vuku bulan hadiselerin seyri bize meselenin bunlarla kalmayacağını, sürecin hızla bölge çapında yeni bir dünya savaşına doğru evrildiğini göstermektedir.

Bilindiği gibi Orta Doğu, Birinci Dünya Savaşını Osmanlı coğrafyasında yaşadı. Her gün şartları biraz daha olgunlaşan bölgesel yeni bir dünya savaşıysa muhtemelen İran coğrafyasında yaşanacak.

Yukarda da belirttiğim gibi, bölgenin tüm meseleleriyle birlikte Kürdistan meselesi de çözüme kavuşması da ancak bu büyük hesaplaşmadan sonra mümkün olacaktır.
Bölgede bir büyük hesaplaşma yaşanmadan değil bağımsız Kürdistanı kurmak, bir sınır taşını bile yerinden oynatmak mümkün değil.

Eskiden gücü olan herkes devlet kurabiliyordu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra devlet kurma milletler arası hukukun kapsamına dahil edildi ve onu uygulama yetkisi de Milletler Cemiyeti’ne verildi. Daha sonra Milletler Cemiyeti’nin yerini Birleşmiş Milletler Teşkilatı aldı.
Milletler Cemiyeti faaliyetlerini İngiltere’nin hakimiyeti altında yürütüyordu. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’ndaysa son söz sahibi, büyük devletlerden (5+1) oluşan Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri…

Daimi Üyelerin izni olmadan yeni bir devlet kurulamıyor.

Barzani’ninki bilmemekten değil, çaresizlikten…

Tüm aile fertleriyle birlikte gırtlağına kadar yolsuzluğa bulaşan, ayakta kalmak için ülkesini halkının düşmanlarına peşkeş çeken, devletin temel organı olan parlamentoyu kapatarak diktatörlük ilan eden, milleti düşman kamplara bölen ve bu yüzden büyük bir halk muhalefetiyle karşı karşıya bulunan Barzani’nin, iktidarını ve hanedanlığını kurtarmak için tek çaresi Kürtlerin kutsal ideali olan bağımsızlık ipine sarılmaktı.

Nitekim yıkılmak üzere olan Barzani bu sayede iktidarı iki yıl boyunca sapa sağlam bir şekilde ayakta durdu. Yolsuzlukla, hukuk tanımazlıktan, diktatörlükle itham edilen Barzani gitmiş, kurucu başkan Barzani gelmiş, tüm muhalifleri sus pes olmuştu.

Oysa Barzani ne bağımsızlık peşindeydi, ne de ‘tartışmalı bölgeler’in…

Barzani sadece ‘bağımsızlık referandumu’ yapan kişi olmak istiyordu. Paçayı kurtarmak için bu kadarı yeterliydi. Bu sayede yaptığı tüm kötülükleri unuttulacak, kurucu başkan olarak kaydi hayat iktidarda kalabilirdi. ‘Bağımsızlık referandumu’ ömrünü tüketen Barzani hanedanlığı için son bir umuttu, ama göl maya tutmadı…

Başta Amerika olmak üzere batı dünyası Barzani hanedanlığını günahları ve sevaplarıyla birlikte tarihe gömme konusunda fikir birliği içinde görünüyor.

Barzaniler, daha önce ne zaman başı sıkışsa sığındıkları İran ve TC bakımından da artık işlevini yitirmiş kirli bir mendilden öte bir anlam ifade etmiyor.

Kürtlerin de artık bir an önce bu gerçeği görerek, kabullenmesi gerekiyor.
26 Ekim 2017