BARZANİLERİN “BAĞIMSIZLIK REFERANDUM“ GİRİŞİMİ TC DEVLET PROJESİDİR!

1270

H.Hüseyin Yıldırım

Evet, şu an Barzanilerin dört elle sarıldıkları “Bağımsızlık Referandum“ girişimi TC devletinin bir projesidir. Kürdler arasında milli mutabakatın oluşmaması, hatta iç savaşa yol açacak bir proje olarak “Bağımsızlık Referandum“ girişimini Barzanilerin önüne görev olarak koyan TC devletinin kendisidir. Türklere rağmen Barzanilerin böyle bir girişimi başlatması mümkün değildir. Daha geçen sene Neçirvan Barzani, “Komşu bir ülkenin desteği olmadan bağımsızlığa gidilemez,“ demişti. Barzaniler bugün “Bağımsızlık Referandumu“ konusunda bu kadar istekli olduğuna göre demek ki Türkler kendilerine referandum konusunda yeşil ışık yakmışlardır.

Bu kuşkusuz nedensiz değildir. TC’nin amacı gerek içeride yolsuzluk, rüşvet, hukuksuzluk ve baskılardan dolayı iktidarı tehlikeye giren ve gerekse dış baskılardan dolayı zorlanan Irak-KDP’sini her ne pahasına olursa olsun bağımsızlık gibi kutsal bir amacı kullanarak Irak-KDP’yi iktidarda tutmak ve onun vasıtasıyla Kürdler arası sorunları ve çelişkileri derinleştirmek, milli birliği dinamitleyerek Kürdlerin Batı desteğini aldığı bu tarihi süreçte gerçek anlamda kazanımlar ve milli bağımsızlığa ulaşmasını engellemektir.

Bu da, sanki sadece Irak-KDP referandumu ve bağımsızlığı savunuyor, diğer siyasal güçler istemiyor algısı yaratılarak kampanyaya dönüştürülmüştür. Oysa ki Kürdistan’ın Güneyi’nde hiçbir parti ne referanduma karşı, ne de bağımsızlığa karşıdır. Orada tartışılan yöntem meselesidir. Siyasal güçler yöntem konusunda anlaşamasa çok olumsuz sonuçlara varılacağını aklıselim herkes görüyor. Irak-KDP bunu görse de işi oldu bittiye getirmeyi kurtuluş bilmektedir. Bu da bağımsızlığı sakatlayacaktır. Türkiye’nin hesabı da zaten buna yol açmaktır.

Şu an Barzanilerin ve Türkiye’nin kaderi birleşmiş durumdadır. Barzanilerin iktidarını korumak için sarıldıkları bir güç varsa O da Türk devletidir. Barzaniler, kendi dışındaki diğer Kürd siyasal güçleri ile milli temelde bir işbirliğine gitmeyi istememektedirler. Ya benim dediklerim olur, ya da hiçbir şey politikasını diğer Kürd siyasal güçlerine dayatmış bulunmaktadır. Diğer Kürd siyasal güçlerin kabul etmediği de budur. Bu güçlerin politikası açık ve nettir. Millidir.

Evet millidir. Kürdlerin her çağdaş millet gibi bağımsızlık hakkı vardır. Bu hakkın hayat bulması için devleti devlet yapan kurumların inşası şarttır diyorlar. Çift başlılığın ve Dergele sınır kapısının kaldırılması, Parlamentonun işlevselleştirilmesi, milli siyaset, milli birlik. Bunun için milli ordu, milli istihbarat, şeffaf ekonomi, milli eğitim, sağlık, konut vs. Yanı sıra işgal altındaki Kürdistan topraklarının Kürdistan’a katılması, sömürgeci güçlerle kirli ilişki kurmaktan kaçınılması, Kürdistan’ın diğer parçalarıyla milli birlik politikası gereği ilişki kurulması vs. vs. şartlarının gerçekleştirilmesini savunuyorlar ve dayatıyorlar.

Irak-KDP’nin kaçındığı da bu şartlardır. Diğer Kürd siyasal güçlerin bu milli olan şartlarını yerine getirmesi bir yana bunları boşa çıkarmak ve kendini dominante etmek için bencil bir politika sahibidir. Hatta bu konuda Parlamento’un baskı kurması karşısında sıkışan Irak-KDP militarizmi sokağa salarak, “gücümüz parlamento ile sınırlı değildir“ deyip halkın en önemli meşru kurumu olan bu kurumu da işlevsizleştirdi. Gorran Hareketi ve Komel’in parlamenterlerinin Hewler’e girmelerine yasak koydu.

Ki bunun öncesi de var…

Kürdistan’ın Güneyi hiçbir zaman ne siyasi, ne de coğrafik olarak birlik olmadı. Çift başlılık başından beri var oldu ve şimdi de devam etmektedir. Hatta “Yeşil ve Sarı Zone“lar arasında Dergele sınırı çekilmiştir. Karşılıklı olarak peşmerge güçleri birbirlerinin geçişlerini kontrol etmektedir. Durum budur. Bu koşullar altında nasıl bağımsızlık ilan edilecek sorusu sorulmadan kimileri sabah akşam bağımsızlık ilan etmektedir.

Bağımsızlığın ilan edilebilinmesi için yukarıda sıraladığım koşulların ilk etapta yerine getirilmesi gerekir. Bunu hem Irak-KDP dışında var olan diğer Kürd siyasi güçleri, hem de uluslararası güçler dile getirmektedirler. Irak-KDP bunlara kulağını tıkayıp Ankara’ya bel bağlamaktadır. Gayri meşru olarak gasp ettiği iktidarı sürdürmek için Türk ordusunu habire Kürdistan’ın Güneyi’ne taşımaktadır. Bu girişim hem diğer Kürdistani güçleri ve hem de koalisyon güçlerini çok rahatsız etmektedir. Koalisyon güçleri defalarca kendilerini uyardı. Hatta tehdit etti. Türklerle bu mahiyette ilişkiler kurmaktan vazgeçin denildi. Bunun bedelini ağır ödersiniz diye ikaz edildi. Fakat Irak-KDP bunları işitmemezlikten geldi. Kendilerince Türkiye’nin savunduğu, “ABD coğrafyamızda kalıcı değildir, gelip geçici bir güçtür, o yarın gidecek, biz kalıcıyız, Kürdler akıllı olsun, bizimle iyi geçinsin“ politikasının aynısını Irak-KDP dile getirmekte ve buna uygun olarak Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmektedirler. Irak-KDP’nin Dışişleri Sorumlusu Hemin
Hawrami ve Başkanlık Kalem Müdürü Fuat Hüseyin’in açıklamaları ortadadır.

Yakın zamanda basına şu haberler düştü ve bugüne kadar bunları tekzip eden de olmadı.

Mesud Barzani’nin özel kalem müdürü Fuat Hüseyin, “Eğer Şiiler İran’ı, Sünniler de Arap dünyasını seçerse, Kürtler de Türkiye ile yakınlaşırlar. Türkiye’nin de Kürtlere ihtiyacı olur. Birbirimizi sevmiyoruz ama sevmeye de ihtiyacımız yok. Amerika Bağdat’dan geri çekildiğinde, çatışma yaşanacak, Türkiye’nin de başka bir şansı olmayacak. Kürtler bu şartlarda Türkiye’nin koruması altında rahat ederken, bunun karşılığında Türkiye, Kerkük’teki dev rezervler dahil, Irak’ın kuzeyindeki bölgenin petrol ve doğal gazına doğrudan erişim imkanı elde edecek ve dolaylı yollarla Kerkük’e sahip olacak.“

Hemin Hawrami; “bağımsız olmamız gerekiyor. Ama bu mümkün değilse, Irak’tan çok Türkiye ile birlikteliği tercih ederim. Irak demokratik değil. Bunun için en iyi yol Kürdistan bölgesinin Türkiye’nin yeni Musul eyaleti olarak bir parçası olması, Türkiye’nin ise AB’ye katılması,” dedi.

Türkiye ise olaya şöyle bakmaktadır; “Ekonomik birliktelik gelecekte mümkün. Fakat resmi değil, fiili bir birliktelik olmalı. Bağdat’la anlaşarak Kürt bölgesiyle sınırımızı esnek hale getirip ekonomik (serbest) bölge oluşturabiliriz.”

Bu politika gereği olarak ABD’nin uygulamaya koyduğu politikayı Türklerin çıkarına uygun olarak boşa çıkarmayı Irak-KDP üslenmiş bulunmaktadır. “Bağımsızlık Referandum“ girişimi bu politikanın sonucudur. ABD ne kadar şimdi bundan vazgeçin dese de Irak-KDP Türklerin dayatmasıyla bunu ne pahasına olursa olsun uygulayacağını beyan etmiştir. Bu tutumun sonuçları ne olur diye sorun incelendiğinde Kürdler açısından durumun felaket olacağı kesindir.

Açığa çıkan şudur. Irak-KDP ne pahasına olursa olsun referandumu yapmak istiyor. Diğer Kürd siyasal güçleri bu yöntemle olmaz diyor. Koalisyon güçleri ertelenmesini istiyor. Türkiye her ne kadar kabul edilemez diyorsa da alttan alta Irak-KDP’yi destekliyor. Bu koşullarda referandum olur mu? Olursa ortaya ne sonuç çıkar? Evet çıksa ve bağımsızlık ilan edilse bile kim tanıyacak? Bu sorular cevap bulmuş değildir.

Bildiğimiz şudur. İran ve Irak’ı geçiyoruz. ABD ve AB ne “Bağımsızlık Refrandumu“nu, ne de Irak-KDP’nin tek başına bağımsızlık ilan etse de desteklemeyeceklerdir. Ki şu an Irak-KDP’nin uygulamak istediği “Bağımsızlık Referandumu“ ABD’nin planını boşa çıkarmaya yöneliktir. ABD’nin kendilerini ciddi olarak uyardığını biliyoruz. Henüz epey zaman var. Irak-KDP vazgeçer mi bilemeyiz ama vazgeçmezse sonucuna da katlanır. Karşısında nihayetinde ABD vardır. Her ne kadar geçenlerde yaptığı üst düzey toplantılarında; “Kürdlerin ne kadar ABD’ye ihtiyacı varsa, ABD’nin de o kadar Kürdlere ihtiyacı vardır. Bu nedenle üzerimize gelmezler,“ gibi bir sonuça varmışlarsa da bu zıtlaşmanın nelere malolacağının ucu açıktır, halen. Bunda çok yanılıyorlar. Kuşkusuz söylemde bir yanlışlık yok. Kürdlerin ABD’ye ne kadar ihtiyacı varsa, ABD’nin de o kadar Kürdlere ihtiyacı var. Ama Irak-KDP’nin anlamadığı şudur: Kürdler Irak-KDP’den ibaret değildir. Bu bir. İkincisi, Kürdler eğer hayal edemedikleri bir sürü mevziye bugün kavuşmuşlarsa bunun da ABD ve bölgesel planı sayesinde olduğududur. Bu plan Kürdleri daha ileri mevzilere taşımak için devrededir ve sürüyor. Irak-KDP bunu boşa çıkarmaya çalışırsa —ki çalışıyor- bunun bedelini ağır öder.

Bu koşullarda Irak-KDP’nin yöntemi ile bağımsızlık referandumu yapılırsa Komel, YNK ve Gorran Hareketi de desteklemeyecektir. Yekgırtuya İslami ne kadar destekliyorum dese de aldığımız bilgilere göre o da Irak-KDP’nin tutumundan rahatsızdır. Oylamada ya sandık başına gitmeyecek, ya da mecburen gittiğinde ret oyu kullanacağıdır. Bu koşullarda evet oyları çok düşük bir seviyede kalabilir. O durumda da bu resim uluslararası alana çok olumsuz olarak yansıyacaktır. İkinci olasalık, diğer Kürdistani güçler referandumun parlamento kararı ve milli mutabakatla olmasını şart koşmaktadır, Irak-KDP bunu kabul etmeyebilir. Bu koşulda da eğer uluslararası güçler müdahale etmezlerse iç savaşa yol açabilir. Başka bir olasalık da, yine uluslararası güçler engellemezse Irak-KDP kendi etkin olduğu alanda referandum yapar ve kimsenin tanımadığı Kıbrıs gibi “De Fakto“ bir durum yaratabilir. Tüm bu olasalıklar masadadır. Şimdi sormak lazım. Bu durumların hangisi milli bağımsızlıktır? Veya milli bağımsızlığa giden yoldur? Hiçbirisi! Buna yol açan da Irak-KDP’dir…

Türkiye bu sonucu görüyor ve bu nedenle Irak-KDP’ye baskı yapıp ne edersen et, referanduma git diye zorlamaktadır. TC’nin amacı bilinmektedir. Ne pahasına olursa olsun Kürdlerin böyle tarihi bir süreçte devletleşmesini engellemektir. Kürdistan’ın Güneybatısında askeri güç ile yapamadığını Güneyde farklı yöntemle Irak-KDP eliyle yapmaya çalışmaktadır.

Irak-KDP bunu görmüyor mu? Elbette görüyor. Peki gördüğü halde Kürdlerin kaybedeceği bu serüvene niye girişiyor? El mecbur. Çünkü Irak-KDP’nin Kürdleri düşündüğü yok. O iktidarının derdinde. Diğer Kürd siyasal güçlerin önerdiği koşulları yerine getirmesi halinde hukuksuz olarak gasp ettiği iktidarı zaten kaybedeceğini biliyor. Onun için şu an bu yöntemi kurtuluş biliyor. Ama bu onun sonunu getirecektir. Bekleyip göreceğiz. Şunu da kendilerine hatırlatmış olayım. Türk ipiyle kuyuya dalmak çıkmaz yoldur. Anlaşılan Irak-KDP tarihinden ders almış değildir. 1975 yenilgisini ne zamandan beri unuttu? O dönem de İran’ın ipiyle kuyuya inmişti.

Buradan hiç kimsenin “bağımsızlık referandumuna karşı çıkılıyor“ gibi saçma ve sapıkça bir sonuca varmaya hakkı yoktur. Bu iç parçalanmanın ve sorunların sebepleri realist biçimde ortaya konulmadan ve çözüm üretilmeden, milli mutabakatın asgari gerekleri yerine getirilmeden, “ben yaptım oldu işte!“ diyerek kendini milli iradenin yerine koymanın sonuçları ağır olacaktır.

15 Temmuz 2017