BARZANİCİLİK VE APOCULUK PARADOKSU

425

M.MAMAŞ

PDK (KDP) ve Barzani siyasetini eleştiren her insanı ‘PKK’lik ve Apoculuk’ haznesine iterek, bu siyasete yükledikleri anlamlarla farklı düşünen herkesi ‘ya bendensin ya ondan’ ikilemine zorlayan tek hücreli politik canlıların siyaset alanını bu yolla zihinsel denetim altına alma çabası dikkat çekicidir. Etik ve estetik değer taşımayan, nezaketsiz ve sıfır altı seviyeden bir jargonla doldurulmuş küfür, hakaret, kişilik haklarına saldırı ve nefret söylemiyle icraa edilen bu repertuarın detone korosonun yarattığı kakofoni Kürt siyasetinde oluşan politik çölün göstergesisidir.

Her tarafta bir Gobi…

Bu çölde analitik düşünme ve davranma özelliğini gittikçe kaybeden, mahsus yaratılan bu ikili presin arasında kendini devrimci temelde üretmekte zorlanan ve duruş geliştirmekte sendeleyen bir yığın insan kitlesinin acıklı fotoğrafı…

Barzani’yi mi eleştirdin; o halde Apocusun, bunlar şöyledir, böyledir, öyledir…

Apo’yu mu eleştirdin; o halde Barzanicisin, bunlar şöyledir, böyledir, öyledir…

Farklı ve biribirinin alternatifi gibi görünen aslında hiç de öyle olmayan sahte bir paradoks, bu. Birçok samimi insan da bu sahte paradoksun karşısında çaresiz kalıp ‘başka kim var ki’ demekteler…

Öncelikle ‘Barzanicilik’ kulvarında Apoculukla herkesi itham ederek bastırdığını zannedenlere kısaca şunları izah edeyim; Abdullah Öcalan’ın tutuklandığı günden beri işlediği iki temel tezi vardır. Birincisi, ulus devlet modelinin aşıldığı, toprağa endeksli (teritoryal) bağımsızlıktan vazgeçtiğini, bunun yerine egemenliği altında yaşadıkları devlet sistemini demokratize ederek yerelden merkeze konfederal alt-iktidarların inşaa edilmesi üzerinden ulustan arındırılmış bir devlet modeli önerdi. İkinci tezi ise, Türkiye’nin Musul-Kerkük’ü de içine alan eski Misak-ı Millisi’nin realize edilmesi ve Amed Newroz Meydanı’ında ilan edildiği şekli ile nasıl ki İslam Şemsiyesi altında yaşamışsak benzer biçimde Türkiye ile yaşamalıyız dediği yeni “Türk-Kürt İttifakı.” İki ana tez budur. Diğer tüm söylemleri bu iki ana tezin türevi ve tamamlayıcıdır. Bu tezleri sayısını bile hatırlamadığım makalelerimde, Facebook sayfamda ve de pratik hayatın içinde daima eleştirerek tutum aldım. Bunu yaparken Barzanicilikle itham ediliyordum ve benzer detone korosunun küfürlerine, hakaretlerine ve dışlanmasına maruz kalıyordum. Öyle ki birçok samimi yoldaşımı ve aynı zorlukara beraber karşı koyduğumuz ‘kader arkadaşımı’ dahi karşıma aldım ve kaybettim.

Şimdi bu iki tez üzerinden PDK ve Barzanilerin nasıl konmlandıklarına kısaca bakalım. Yukarıda Öcalan’ın geliştirdiği ve PKK’nin de kabul ederek ‘Demokratik Cumhuriyet ve Çözüm Süreci’ ana başlığıyla yürütmüş olduğu politikaya PDK ve Barzaniler en ufak bir resmi tutum almadıkları gibi defaaten ‘süreci destekliyoruz’ diyerek arabulucu rol dahi üslendiler ve ‘Türkiye stratejik müttefikimizdir’ dediler. Bu süreçte Türkiye ile olağandışı bir ilişki geliştirerek Kürdistan’ın güneyini TSK’nın üslenme sahasına bile dönüştürdüler. “Türkiye stratejik müttefikimizdir” ve ‘çözüm sürecini destekliyoruz’ diyerek bu teze yoldaşlık ettiler. Ben ve benim gibi bu sürece tavır alan arkadaşlar ciddi sıkıntılarla yüzyüze kaldık. İkincisi, şimdi “uluslararası güçler bölgede kalıcı değildir ama bölge devletleri ile yine başbaşa kalacağız, bunlardan biri olan Türkiye enerji bölgelerine (Musul-Kerkük) uzanmak istiyor. Bu devletlerin içinde Türkiye’nin garantisinde yaşamalıyız” vs tezleri üreten PDK ve yetkilileri değil mi? Sonra Mesut Barzani Suudi Arabistan ziyareti dönüşünden hemen sonra “Sünni Cephe kurulacak, burada yer almak bizim menfaatimizedir” dedi. Bunun Öcalan’ın Newroz Meydanında ilan edilen “İslam Şemsiyesinden” farkı nedir!

Evet, Barzani bağımsızlık söylemini dillendirmektedir ve bu yadsınamaz. Ancak sadece söylemde kaldığı ve bunun gereklerinin hergün Kürdistan’ın güneyinde bizzat kendileri tarafından ortadan kaldırıldığı da bir gerçektir. Parlamentonun işlevsizleştirilmesi, partilere bağlı Pêşmerge’nin, istihbaratın birleştirilmemesi ve halen YNK ile KDP arasındaki sınır vd…

Başur’da bu parçalı bölüklü manzara duruyorken ve sadece yüzde 30’lar civarı orada iktidarken kalkıp tüm Kürdistan’ı birleştirecek ve kurtaracak bir güç ve programa sahip olmadıkları da bellidir. Tüm bunlara rağmen dünden bugüne Güney halkımızın mücadelesini her zaman destekledik. 1991 Raperin ve sonrasında Güneyi kayıtsız koşulsuz sahiplendik ve destekledik. Şimdi ise arkasında 24 yıllık bir iktidar deneyimi olan bir güçtür. ‘Muhalefetteki’ bir güce karşı alınan tutum ile iktidar olan bir güce alınan tutum asla bir olamaz. Bağımsızlık kayıtsız koşulsuz desteklenmelidir. Ama bu söylemi kullanarak bunun gereklerini her gün taca atan bir parti de muhakkak eleştirilmelidir.

PKK cephesinde ise Rojava’da elde edilen kazanımlar ve PYD/YPG’nin halen süren mücadelesi henüz kurulum halindeki bu parçada toprak endeksli bir iktidarlaşma yarattı. Dolayısıyla lafzi bağlamda halen “devletsizlik” söylemi kullanılsa da pratikte bu tezi çökerten de yine kendisidir. O bakıma Öcalan’ın geliştirdiği post-modern iktidar teorisi Rojava’da çökmüştür. Bu parçamız ABD ve Batı ittifakının doğrudan desteklediği bir müttefik olmuştur artık. Nasıl ki 1991 öncesi ve sonrası Başur mücadelesi kayıtsız koşulsuz desteklendiyse, Rojava parçası da aynı duyarlılıkla sahiplenilmelidir. Bu noktada partizanlık yapılamaz. PYD/YPG’nin bunu başarmış olması ise ancak takdir edilebilir. Yine bu noktada eleştirel destek de yanlış değildir. Ancak oradaki kazanımları yoketmek üzerine geliştirilecek poliitiklar da yurtseverlik değildir, buna da tutum alınmalıdır.

PDK ve Barzanilerin Türkiye endeksli siyaseti ise halen aynı kapsamda sürmektedir. Bugün PDK PKK’den daha fazla bu ‘Apocu tezler’ olarak dillendirilen Türkiyeci siyasetin etkisindedir. Bağımsızlık söylemi bu gerçeği örtmeye yetmez. Her yönüyle Türk devletinin bir seksiyonu gibi davrandığınız bir yerde bağımsızlık gök kubbe’nin altında hoş bir seda olarak kalmaya mahkumdur. ‘Apoculuk’ olarak sizi eleştiren insanlara hücum ettiğiniz argümanların size de ait olduğunu ifade etmeliyim. Söylem bu gerçeği örtmeye yeterli değildir. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözlerindeki gibi…

Bu nokta da sizleri de düşman gürüyor değilim şahsen. Yoketmeyi değil, dönüştürmeyi baz almaktayım. Sizi eleştiriyor olmamız da Öcalan’ın geliştirdiği tezleri doğru bulduğumuzdan veya önemsizleştirdiğimiz manasına gelmez. Aradaki fark yine tarzla ilgilidir. Bu potansiyeli yoketmek için değil, dönüştürmek için eleştiririz. İki taraf da bu tezlerle hem engel ve hem de bir tampondurlar. Bu gerçeğin de farkındayız. O yüzden bizi kendi paradoksonuza sıkıştırmamayacaksınız. Apoculuğun alternatifi Barzanicilik değildir. Barzaniciliğin alternatifi de Apoculuk değildir. Mutlaka milli-bağımsızlıkçı ve demokratik yeni bir dönüşüm ortaya çıkacaktır. Bu bilinçle davranmak zorundayız.

Son söz de “başka kim var ki” diyerek bu paradoksun manyetik alanında duruş sergileekte zorlanan samimi insanlaradır; devrimciler “kim var ki” diye düşünmez. Var olmak için bilinç üretir. Kelimelerini var olan birilerine göre yontmaz.

Herkese saygıyla ve sevgiyle….