BAĞIMSIZLIK REFERANDUMUNUN HUKUK BOYUTU

439

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Bağımsızlık referandumu, hukuki ve siyasi bir tasarruftur. Bu nedenle bu tasarrufta bulunurken hukuki ve siyasi bakımdan riayet edilmesi zorunlu olan şartların göz önünde bulundurulması gerekir. Aksi taktirde bu tasarruf beklenen sonucu doğurmaz. Başka bir ifadeyle bir önceki yazımda da belirttiğim gibi bağımsızlık referandumu, “bağımsızlık anketi”nden öte bir anlam ifade etmez.
(Bu yazıda bağımsızlık referandumu yapılırken riayet edilmesi zorunlu hukuk şartlarını, bir sonraki yazıda da meselenin siyasi boyutunu ele alacağım.)

Milletler arası hukukun temel bir prensibi olan self determinasyonun tanıdığı bir hak olan bağımsızlık referandumu, “doğrudan demokrasi”ye ait bir yasama faaliyetidir. Doğrudan demokrasiye ait bu yasama faaliyetine, sınırlı olarak temsili demokraside de yer verilmiştir.

Yasama faaliyeti olarak bağımsızlık referandumunun görüşülüp karara bağlanacağı merci, yasama organıdır (parlamento) yürütme (icra) değil.

Bağımsızlık referandumunun geçerli olması için aranan ikinci şart, sonuç doğurmasıdır.

Yasama faaliyeti olarak referandum (halk oylamasında kabul edilen kararda özel bir tarih belirtilmemişse) sonucu resmi olarak kesinlik kazandığı andan itibaren yürürlüğe girer.

Bağımsızlık referandumu kararı, parlamento dışı bir organ tarafından alınmışsa ya da herhangi bir sonuç doğurmuyorsa “yoklukla malül”dür.

Federal bir devlette, bu yapının bünyesinde yer alan bir federe devletin ya da özerk birimin, ‘self determinasyon hakkı’na dayanarak bağımsızlık sürecini işletirken, bu konuda milletler arası hukuku ve federal devletin anayasasını göz önünde bulundurması gerekir.

Yukarda belirttiğim gibi federe devletin ya da özerk birimin bağımsızlık talebinin öncelikle federal parlamentoda görüşülmesi gerekmektedir. Federal parlamento ‘self determinasyon’ talebinin özüne ilişkin bir karar alma yetkisine sahip değildir.

Federal devlet yapılanması, ‘self determinasyon hakkı’nı içerir. Bu nedenle federal parlamento ya da federal anayasa mahkemesi, federal anayasada self determinasyon hakkını düzenleyen bir hükme yer verilmemiş olsa da, bu hakkın doğal olarak mevcut olduğu varsayımına dayanarak, önüne gelen referandum talebini, hukukun öngördüğü şekil şartları bakımından inceler.

Federal Anayasa ‘self determinasyon’ talebinin referandum yoluyla karara bağlanmasını engelleyen hükümler içeriyorsa, bu durumda federal parlamentonun yapması gereken şey, yeniden düzenlemelere giderek bu engelleri kaldırmak ve daha sonra da referandum yapılmasına karar vermektir.

Federal Parlamento tarafından verilen kararın Federal Anayasa Mahkemesine götürülmesi halinde, onun yargı yetkisi, federal parlamento gibi, talebin hukukun aradığı şekil şartlarına uygun olup olmadığını incelemekle sınırlıdır.

Hiçbir merci, ‘self determinasyon’ konusunda onun öznesini oluşturan halkın iradesinin üstünde bir yetkiye sahip olamaz.

Yine hiçbir merci, ‘self determinasyon hakkı’na dayalı olarak, federal devlet statüsüne sahip bir halkın usulüne uygun referandum talebini, şekil şartları dışında inceleme ya da red etme yetkisine sahip değildir.

‘Self determinasyon’ prensibine dayalı olarak yapılan bir referandum talebinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı hususunda nihai karar mercii Birleşmiş Milletler Teşkilatı’dır.

Unutmamak gerekir ki hukukta usul haktan önce gelir…

Sosyal düzeni tesis etmenin ve onu korumanın gereğidir bu…

Usule uygun olmayan hiçbir hak talebi hukukta meşru sayılmaz…

Bu nedenle, ”ben haklıyım, hakkımı istediğim şekilde alırım” denmesine hukuk cevaz vermemiştir.

Bu kuralı göz ardı ederseniz, haklıyken haksız konuma düşmüş olursunuz.

Malum olduğu üzere Güney Kürdistan’da “bağımsızlık referandumu” kararının alınmasında yukarda belirttiğim hukukun öngördüğü şekil şartlarının hiç birine riayet edilmemiştir.

Mesut Barzani, ‘self determinasyon’ konusunda Kürtler adına talepte bulunma yetkisine sahip olan tek kurum olan Kürdistan Parlamentosunu feshetmiştir.

Ayrıca Barzani, Kürdistan Bölgesi’inde hiçbir resmi sıfata sahip değildir.

Barzani’nin bu hukuk dışı tutumunun doğuracağı tek sonuç, Kürt milletinin haklı davasında haksız bir konuma düşmesi olacaktır.

Bunun için şerefli her Kürde düşen görev, sözde bağımsızlık adına, Barzani’nin yaptığı bu hukuk dışı “referandum”a şiddetle karşı çıkmak olmalıdır.

Bağımsız Kürdistan’a evet!..

Kürtlerin kutsal bağımsızlık hakkının (hukuk dışı mecralara sürükleyerek) çürütülmesine hayır!..

13 Haziran 2017