BAĞIMSIZLIK ISKALANIRSA!

259

H.Hüseyin Yıldırım

Bağımsızlık ıskalanırsa ne mi olur?

Milli çıkarlar, milli birlik söylemi sadece ve sadece partilerin kendi çıkarlarının birer enstrümanı olur.

Millet çıkarı yerine parti çıkarı ikame edilir. Parti çıkarlarını korumanın düzeneğine ihtiyaç duyulur.

Bunun kaçınılmaz sonucu da, bizim gibi düşman denizi ile çevrili bir coğrafyada sömürgeci başkentlere kadar uzanır ve onların uzantısı olunur.

Bu başkentler de Kürd milletinin mukaddes değerlerini öğüten değirmen taşı işlevi görürler, özellikle ve genellikle…

Bugüne kadar Kürd partileri arasında başgösteren tüm takışmalar, çekişmeler, kavgalar, savaşlar burada kodlanmıştır.

Kimi partiler de bu planın iştahlı uygulayıcıları olurlar bilhassa…

Şu an gündemimizi işgal eden ve daha da tansiyon yapacağının işaretlerini veren Irak-KDP ve PKK arasındaki savaşta olduğu gibi.

Kulak kirişte misali nefesini tutan Kürdler, Irak-KDP ve PKK arasında patlama olasılığı depreşen ve ağır bedellere yol açacak kapsamlı bir savaşla karşı karşıyadırlar.

Bunun bir sürü müzmin nedeni sayılabilir ama haklı tek bir sebep gösterilemez.

Sonuçta Kürd milli davasını boşa çıkaracak bir tehlikeyi içinde barındırmaktadır. Politik ofsayttaki bekleyiş sürmekte halen…

Irak-KDP ve PKK önderliğinin izledikleri tutumu, Kürd milli siyasetini boşa çıkaran bir tutum olarak görüyorum. PKK “bağımsızlığı çöpe attığını,“ sömürgeci ülkeleri Kürdlerin ‘ortak vatanı’ olarak gördüğünü vaaz ederken; Irak-KDP ise bağımsızlık retoriğini sadece egemenliğindeki alanda kurduğu parti iktidarını korumak için siyasi popülizm olarak kullanmaktadır.

Bu iki güç kuşkusuz Kürdistan’ın gerçekliğidir. Önemli ölçüde kitle desteği, siyasi, iktisadi ve askeri güce sahiptirler. Fakat ne acıdır ki her iki gücün de Kürd milletinin bağımsızlığının önünü kapattığı bir sır değildir.

Oysa Kürd milletinin bu her iki partiye verdiği destek bağımsız bir Kürdistan beklentisinden kaynaklanmaktadır.

Uluslararası ve bölgesel koşulların bağımsız Kürdistan kurmanın kaçınılmazlığını dayattığı bu süreçte, bu partilerin bağımsızlığı böylesine hakir gören politikalar sürdürmesinin kimin işine geldiği sorgulanmalıdır.

Bilindiği gibi Birinci Körfez Savaşıyla Kürdistan’ın Güneyi’nin önü açıldı. Ağır bir bedel ödendi ama karşılığı da alındı. Büyük güçlerin talebi sonrası BM tarafından ilan edilen 36. Paralelin kuzeyinde “uçuşa yasak bölge“ ilan edilmesi gelecekte Kürdlere verilecek statükonun da habercisiydi.

Nihayetinde gelişmeler Federasyon’a kadar uzandı.

Bunun bir sonraki adımının bağımsızlık ilanı olması gerekiyordu. Fakat Kürdistan’ın Güneyi’nin kimi partilerinin izledikleri politika bunu tavsattı.

Uluslararası güçler Kürdlere bağımsız devlet kurma fırsatı sunarken, Kürd partileri, Kürdistan’ın Güneyi’nin sömürgecilerimizce içten fethetmesinin yolunu açtı.

Böylece bağımsızlığın yolu kapatıldı.

Bunun nedeni, Kürd milletini bağımsız bir güç olarak tarih sahnesine çıkaracak politikalar yerine kendi dar bireysel, ailesel, aşiretsel, partisel ve parçacı politikalarıyla farklı sömürgecilerin yedeğine düşmeleridir.

Büyük kırım ve trajediler pahasına elde edilen kazanımların, bu siyasal güçlerin yozlaşmış politikaları sonucu bu duruma düşürülmesiyle büyük kırılmalara ve hayal kırıklıklarına yol açtı.

Dünya, Kürdler ne zaman birlik olup bağımsızlık ilan edecek diye gün sayarken, Kürdler devlet kurmayı bir yana bırakıp düşmanla kol kola birbirine karşı savaş açmışlar.

Kürd milletinin en tehlikeli sömürgecilerinin ordularıyla birbirine karşı savaş hazırlığı yapılıyorsa ve bazı Kürdler tarafından bu durum kutsanıyorsa, bu, Kürdlük adına Kürd siyasetinin düşürüldüğü acıklı halini gösteriyor.

Diyelim ki arkalarına aldıkları sömürgeci devlet gücü ile savaş kazanıldı. Bu “zaferin“ kimin hanesine yazılacağının farkındalar mı?

Şunu kavramak çok mu zor, Kürdistan’ın herhangi bir parçasında Kürd milli dinamikleri ve değerleri ile belli kazanımlar elde etmiş bir parti düşürüldüğünde, bunun Kürd milletinin bir parçasının düşürülmesi demek olduğu görülmüyor mu?..

Ne yazık ki Kürdlerin bir kesimi bunu kendi parti iktidarını sürdürmenin aracı olarak görürken, bir kesiminin ise bu tehlikeyi gördüğünü sanmıyorum.

Yazık, hem de çok yazık…

Sömürgecilerimiz de işte bu zaafımızdan iyi yararlanıyorlar. Bunu görmemek siyasi körlükten öte aptallığın ta kendisidir.

Kabul edelim ki, PKK izlediği “devletsizliği” baz alan politikalarla Kürdlerin devleşmesine karşı bariyer kurmuştur. Fakat Kürd milli dinamikleri ve değerleri ile belli kazanımlar da elde etmiştir.

Türk devletinin desteğini arkalayarak PKK’yi yenmek için savaş başlatan Irak-KDP hâlihazırdaki Kürd kazanımlarının da yok edileceğini kuşkusuz hesaplıyordur.

Bu savaş sadece Irak-KDP ve PKK’yle de sınırlı kalmayacaktır.

Türkiye zaten işin mimarıdır…

Yarın İran ve Irak devreye girecektir. Kürdistan’ın Güneyi’nin diğer siyasi güçleri savaşın bir tarafını destekleyecekleri aşikârdır. Bugün her ne kadar ‘taraf değiliz’ deseler de tarafgirlik kapılarını çalacaktır.

Bu durumda da tüm Kürdistan coğrafyası savaş alanına dönüşecektir.

Peki, bu kimin işine yarayacaktır?

Kuşkusuz başta Türk sömürgecileri olmak üzere bir bütün olarak Kürd millet düşmanlarının işine yarayacaktır.

Bu yanlış ve suçlu politikaya karşı çıkmak Kürd devrimciliğinin, Kürdistan yurtseverliğinin gereği ve görevidir.

Irak-KDP dışındaki tüm siyasi güçler böyle düşünmektedirler.

Kürdler arasında çıkacak bir savaşın Kürd/Kürdistan sorununu daha da ağırlaştıracağı ve içinden çıkılmaz bir duruma dönüşeceği görüşündedirler. Bu nedenle verdikleri mesajlarla böylesi bir savaşın ulusal yıkım ölüm olduğu uyarısıyla taraflara savaştan kaçınma çağrıları yapıyorlar.

Temennimiz odur ki taraflar aklıselim davransın. Düşmanın oyununa gelinmesin. Kürd kanı Kürdler tarafından dökülmesin…
16 Mart 2017