B İ Z K İ M İ Z !…

343

M. MAMAŞ

Kemal Kurkut, Amed Newroz Kutlama Alanı girişinde üzerinde ‘Kürdistan’ yazılı tişörtü çıkarılıyor ‘soyunup ölüme hazırlan’ der gibi, öyle yalın ve soğuk…

Vahşi bir ‘safari’ misali tam techizat kovalanarak infaz ediliyor.

Balta girmemiş ormanlarda değil bu defa, içinde baltası hiç eksik kalmamış insan ormanı içinde bu defa!

Film karelerinde izlemeye alıştırıldığımız sahnelerin canlı ve kanlı performans örneği gibi…

Yüzbinlerce insanın huzurunda çıplak kovalanan ve elinde sıkıca tuttuğu memba suyu şişesi ile koşan Kemal’i 9 milimetrelik mermilerle öldürdüler.

Geride bıraktığı çantasında sadece şiir kitapları vardı.

Su şişesini ise sıkıca kavrayarak koştu, ölene dek bırakmadı.

Sadece bir nesne değildi elindeki. Hayatı temsil eden suydu, onunla hayatı kavramıştı…

Ve sömürgecilik O’nun üryan gövdesinden daha çıplaktı o anda…

Sahnenin arkasındaki korkunç manzara ve teçhizatlı kovalayıcılar mangası uluorta koşan bir gencimizi sanki vahşi bir yırtıcının ayak izlerini sürermişçesine takip etmekte…

Safari sporu misali; kurtulamayacağı ve kendini savunamayacağı bilindiği halde o ölümcül kurşunu sıkmanın esrik hazzını yaşamanın sado-mazoşist hissi..

O korkunç boşalım anı…

Sömürgecilik bu kadar çıplak ve uluorta ‘pornografik’ haliyle karşımızda zuhur ederken kendinize ‘biz kimiz’ diye cüretli bir soru sormaya hazır mıyız, gerçekten ve içtenlikle!..

Bu olayda ‘siz kimsiniz’ sorusu matah bile sayılmaz, zira…

Onlar kendilerini zaten ifşayla göstermektedirler sarsıntısıyla…

Bundan daha korkunç olan şey, onbinlerce insanımızın arasında bunu nasıl yapabildikleri konusudur…

Bizim temaşamız bu infazdan daha ürkütücüdür…

Bu yüzden, ‘biz kimiz’ !…

Ve elinde su şişesiyle damarlarını patlatırcasına koşan bu yiğit gencimiz, elbette hayatının son 100 metresini koşmanın şiirselliğiyle çaresiz ve mağrur, bir onursal anıt ve bir ülke tek başına….

Bir kaya bloku gibi hayatın uçurumunda….

İlk 100 metresini koşanlar gibi, son 100 metresini de koşanlar hayatın ancak bu kadar güzel olabilir…

Eyy güzel çocuk, ey bağrında ülkesini taşıyan çocuk…Çocuk, çocuk…

Şairin dediği gibi: ‘Aşk olsun sana çocuk aşk olsun…’