ALEVİLİĞİ KÜRTLÜKTEN ÇALMAK

3511

M.Mamaş

Yüzyıllara yayılan ve yüzbinlerce insanın  kör-avara bir gözü dönmüşlükle birbirini inanç adına katlettiği Avrupa’daki mezhep savaşları  modern dünyamızın irkiltiyle hatırladığı faceatlardan biri. Tabii Avrupa milletleri bu vahşetten  “laikliğin” hayati önemini  anladılar ve dinin sosyal düzenleyici rolünü kaldırarak kamusal alandan çıkarttılar. Devleti  dinin hizmetli aygıtı durumundan kopardılar. Devlet, birey ile inanç ilişkisinin dışına konumlandı.

Toplumların birbirinden farklı inançlara sahip olduğu bir ortamda  laik davranmadan doğru hareket etmek imkansızdır. Devletin dini  kendi resmiyetine tabii kıldığı ve yönettiği  TC’msi  bir modelin de laiklik olmadığının altını çizelim. Devletin Hiristiyan, yahudi,  Alevi, inançsız, materyalist vd. tüm kesimlerden  aldığı vergilerle Diyanet İşleri Başkanlığı  bütçesini (bazı dönemler  bütçesi  Dışişleri Bakanlığı’nın bütçesini geçmiştir) oluşturduğu bir sistem  laik değil olsa olsa laikçidir ve bütün “-çicilik”ler de faşizandır deyip geçelim, olur mu?

Ortadoğu’nun yeni denklemine mezhep savaşları ekleme çabası  bunun yeni   paylaşım mücadelesinin bir formu olacağının nişanesi. Ortadoğu  “Yeni Ortaçağına “  ilerlerken Kürdistan’ı bu ucuz cehennemden korumak için en önemli sorunumuzun  milli bağımsızlık sorunu olduğunu akıldan çıkarmayalım. Devletin aksi yönlü politikalarına karşı direncimizi arttırmalıyız. Bu konuda en çok Aleviliğe yoğunlaştıkları için bazı nirengi  noktalara değinmek isterim.

Devlet önceleri  Alevileri  sünnileştirmeye/müslümanlaştırmaya  çalışırken şu zamanlarda Kürdistan milli uyanışını sakatlamak gayesiyle bu politikasından  ricatla Alevileri  deyim uygunsa Alevileştirmeye, onları radikalize  etmeye çalışıyor. Sonra da  Alevilerin Fethullah Gülen’i  olan İzzetin Doğan ve benzeri işbirlikçi kanalları  harekete geçirerek  Cemevlerini  Camii  duvarına ekleyerek prefabrike  bir Alevilik yaratmak niyetinde. Amaç  Alevileri  Kürtlükten  uzaklaştırıp  “Alici” yaparak Türklüğün bir uzvuna dönüştürmek.

Öncelikle bilinmelidir ki “Alevilik” denilen olgu da zorla(mayla)  benimsetilmiş  bir kabullendirmenin ta kendisidir. Zerduştilik, Manihilik ve diğer İslam öncesi  Kurdistani inanç akımları ve kültürleri  yüzyıllar boyu Arap ve  Türk İslam kılıncının zorbalığı karşısında kendini korumak için onun bir eklentisi  gibi davranmak mecburiyetinde kalmış ve böylelikle  kendine Alevi demiştir. İslam boyunduruğunu kabul eder gibi gösterip  bu yolla direnmeye/korunmaya çalışmışlar.Bu yönüyle Alevilik hem bir kaçış, hem de bir direniş ifadesi olarak tarihselliğini sürdürmüştür  demek mümkün.

Sünnilerle içiçe yaşadıkları hatlarda güçlü psikolojik baskılamalar ve aşağılamalarla  Alevi  kimliği iyice içselleşerek İslami bir forma doğru  daha da bükülmüştür.

İlk kırılma İslam öncesi  bu otantik inanç  sistemlerinin  “Alevilik” kimliğine zorlanması ve bunun kabullendirilmesidir. İkinci  kırılma bu kitleyi katliamlarla İrana doğru sıkıştırarak zaten yoğun miktarda sünnilik emdirilmiş olan şiilikle temas  kurmalarını  sağlamaktı. Birincisinde “Ali’ye” ikincisinde ise bir düzine  “İmam”a sahip oldular. Şimdi üçüncü kırılma hazırlanıyor. Aleviliği Kürtlükten  çalıp Türk Aleviliği ile birleştirmek  amacındalar. Hacı Bektaşı Veli  odaklı Türk Aleviliği ile Kürt  Alevilerini Türk egemenlik sisteminin  himayesine almak  istiyorlar. Bektaşilerin  Teşkilatı Mahsusa tarafından bir yayılma  sondası gibi kullanılmaları bir yana Kürt Aleviliğinin Türk Aleviliği ile tarihsel ve güncel bir ilişkisinin bulunmadığını  net olarak ifade etmeliyiz. Onlar şamancılıktan buna zorlanmışlar.Orta Asya Şamanizmi ile Kürdistani  inanç sistemlerinin alakası yoktur. Bu bir Türk kurmacasıdır.

Özetle, Kürt Aleviliği İslamla alakalı olmayan ama alakaya zorlanmış özgün bir kimliktir. İslam öncesi Kürtlerin inanç dünyasından süzüldüğü için otantiktir ve Kürtlüğün öz kaynağından gelmektedir. Onu Türk Aleviliği ile bağdaştırmak gerçek bir asimilasyonculuktur.

Diğer bir nokta, tarihte Kürt sünnilerden  Kürt Alevilere yönelik saldırıların yaşanmadığı, tüm saldırıların Türk merkezi idaresince  tertiplendiği ve uygulandığı gerçeğidir.Kürtlerin milli özelliklerini esas aldığının güzel bir örneğidir bu. Bu gün eğer Alevi  Kürtler rahatlıkla sünni  kentlerde milletvekili  seçilebiliyorsa sebebini  burada aramak lazım. Milli çelişki baş çelişkimizdir ve Kurdistani olan tüm inançlar Kürt milletinin kültürel dünyasının  zenginliğidir.

Devletin amaçladığı tarzda mezhebi  makasa  girmeden  bütüne bakmak gerektiğini  o bütünün de Kürdistanilik olduğunu unutmayalım. Bunun da asla Türk laikçiliği gibi  ikiyüzlüce değil  gerçekten laik olması gerektiğini , yani, yönetim olarak hiçbir inancın diğerini baskılamasına izin verilmeyeceğini , kimsenin  “-mış” gibi yaşamak  zorunda  hissetmeyeceği bir ülke kuracağımızı ifade ediyoruz. Bizim uluslaşmamız Türk uluslaşması gibi bir mezhebi koltuğuna alan diğerlerini şeriatçı-faşist çetelerle katlederek onları Kemalizmin  sahte laikçiliğine sürükleten  bir uluslaşma biçimi asla olmayacaktır.

Kendisini  İslama ait gören Alevi  de,  onları müslüman görmek isteyen sünni  de zavallıdır. İkisi de bu iki yüzlü laikçiliğin ve asimilasyonun  kurbanıdır. Devleti kullanarak onları asimile etmeye çalışmak sömürgeciliktir. Din ve inanç özgürlüğü  Kürdistan’da  anti-sömürgeci mücadeleden bagımsız ele alınamayacak kadar ağır ve o kadar da narin bir sorundur. Ve Türk devletine bırakılmayacak kadar da milli bir sorundur.

Kimse Aleviliği Kürtlükten çalmaya yeltenmesin, o membaımızdan akıp gelmiş  bir ırmak gibidir. Biz bize doyamadan, milletleşemeden, devletleşemeden asla  özgür olamayız. O vakit gerçekten bir millet olacağız ve sömürgecilerimizin bizi ayırmalarına engel  olacağız. Kürdistan’ı  “Yeni Ortaçağ”dan  mutlaka koruyacağız ve Ortadoğunun modern bir devleti haline getireceğiz.

Unutmayın, tarihi belki yavaşlatabilirler ama asla durduramazlar!

M.MAMAŞ

10/10/2013