AFRÎN HAREKAT HAZIRLIĞI VE HEDEFLERİ

205

M. MAMAŞ

Türk devleti Afrîn’e müdahale etmek için ‘kendini yetkilendirme’ arayışında. Ne ABD, ne Rusya’dan böylesi bir harekât için zımnî de olsa örtük bir onay veya işmar göremediğinden, kendi kendini yetkilendirerek “ben bu oyunu” bozarım” demektedir. Çelik yığınakla sınır boyu ring atıp duruyor.

Harekat gerekçesi ise dış politika mevzuatı noktasında gülünç. “ABD’nin 30 bin kişilik sınır koruma gücünü YPG’lilerden oluşturacağını ilan etmesi” Afrîn’e çullanması için yeterli bir mazeret yaratmış gibi, “işte bunu yapmayacaktın” diye celallenerek işi ‘oldu bitti yandı kül oldu’ fırsatçılığına dönüştürmek istiyor.

Mesele 30 bin kişilik sınır muhafız ordusunu YPG’den oluşturma kararına verilen şiddetli reaksiyon olsa, zaten 60 bin kişilk ordu çoktan kurulmuş ve bugüne değin Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle 4 bin tır dolayında silahla donatılmış haldedir ki ABD açıkça “müttefikimiz” diyor. Bunu yeni duymuş gibi bir şokla Afrîn’e ve ABD”ye çatmaktadır.

Mesele bu değil…O da biliyor, âlem de!..

Bu panikatak Afrîn harekâtının asıl nedeni; ABD’nin kısa süre önce Suriye’nin kuzeyine (Kürdistan’ın güneybatısı) daha çok diplomat ve siyasi uzman göndereceklerini açıklaması ile siyasi inşaa sürecinin başlamasına duyduğu öfkedir.

ABD’nin Kuzey Suriye Federasyonunu resmi olarak tanımaya hazırlandığı bu süreçte aynı zamanda Rusya ile de uzlaşmanın büyük ölçüde sağlandığına dair çeşitli işaretler alınmaya başlandı. Türkiye’yi korkutan konu, işte bu siyasi inşaa döneminde Rojava Kürtlerinin kazanımlarını siyasi statüko ile taçlandırma endişesidir.

Eğer Afrîn’e harekât düzenlersem, ABD ve Rusya’ dan birinin desteklemesi kotarılabilir diye bir hesap yaptı. ABD desteklerse Kürtlerle müttefikliği sonlanır, Rusya desteklerse ABD zora girer ve bana mahkum kalır diye düşündü. Ayrıca uzlaşma yoluna giren ABD-Rusya ilişkilerinin Suriye özelinde iyice bozulacağına da emin.

Oysa ne ABD ve ne de Rusya Türkiye’nin hiddetine aldırış etmediler. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye; “oradaki bayraklarınızı alıp size teslim edeceğiz” tehditlerinden sonra bugün yarın başlar dediği operasyon için önce Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar Brüksel’e gitti. Sefere giderlerse NATO güvencesi var mı yok mu diye yoklamaya. Eli boş döndü. Muhtemelen ciddi ikazlar alarak geri geldi. Ve nihayet MGK’dan da karar çıkmadı. Emrivaki söylemler, yerini “bize niye danışılmıyor” serzenişlerine bıraktı.

Bu defa Rusya’ya gittiler. Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müşteşarı Hakan Fidan temsiliyetinde Rusya’dan icazet alınmaya çalışılmakta.

Tam da bu esnada ABD’nin ilgili tüm kademelerinden Afrîn konusunda “Türkiye’yi adım atmamaya çağrışıyoruz ” uyarısı geldi. Kendine güvenen ciddiye almasın, naçizane!
Tam bir dış politika hezimeti. ABD yeni müttefikleri uğruna eski müttefikini rüsva etmiş gözüküyor.

Sorunun bir de pratik boyutu var. Türkiye Rusya’dan ısrarla hava sahası müsaadesi istiyor, Afrîn için! Demekki karadan yelteniyor ama çaķılıp kalmış. El Bap gibi bir kasabayı IŞİD ‘ten 6 ayda ancak alabildiğini hatırlarsak, Afrîn için çok daha zor ve geniş zamana yayılacak bir savaş ihtimalini düşünmek lazım. Bu da yeni cephelerin ve denklemlerin kurulması demektir. Bu lüksü sevgili TC’mize tanırlar mı?..

Diğer bir sorun, AKP’nin içeride sıkışan siyasetini MHP ile kenetlenerek ve ‘dişine göre’ ayartacağı Afrîn gibi bir savaşla rahatlatma hesaplarıdır. Özellikle Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla başlayan içerideki çözülmenin gün yüzüne çıktığı bu günlerde, “bugün yarın başlayacak” denilen Afrîn Harekâtı için MGK’dan karar çıkamaması da milli mutabakatta bir çatlağın oluştuğunu göstermektedir.

Rusya ‘gel canım dese, ABD al gülüm dese’ sevinçten dört köşe olacaklar, ama bu devasa güçlerin Türkiye’nin kaprislerini ve marazi taleplerini kaldıracakları günlerde değiliz. Tüm tehditlerine rağmen ABD’nin yine de; “YPG/DSG müttefikimizdir ve beraber çalışmayı sürdüreceğiz” demesi evlat acısı gibi gelmiş olmalı…

Afrîn harekâtı konusunda İran’ın Türkiye’yi iştahlandırdığı kanaatındayım. Malum, sırasını cömertçe Türkiye’ye devretmek istemesinin yanısıra, uzlaşmaya giden ABD-Rusya’nın bu
yakınlaşmasından korkuyor da. Yakında Suriye’den çık denileceğini gayet iyi biliyor. Türkiye ile yeni cepheleşme kurarsam karlı çıkarım diye düşünüyor. Esat boşuna YPG’ye “vatan haini” demedi ya! Türkiye bunu bir davet olarak algılamayacak da kim algılayacak!

Algı kanalları üzerinden “ABD Rusya’yı zora sokmak için Türkiye’ye Afrîn için izin vermiş ” manipülasyonunu geliştirdiler. Amaç, Kürtlerle ABD arasında güvensizlik yaratmak.İşin garip tarafı birkaç gün önce Türkiye’ye gelen Katar Emiri’nin El Cezire kanalının da bu kirli propagandada kullanılmış olmasıdır. İran-Katar-Türkiye üçlüsü, Rusya ile ABD’nin arası ne kadar kötüleşirse o kadar karlı çıkacaklarına inanmaktadır….

Türkiye’nin tüm bu hedeflerinin yanında, Rojava Kürtlerini sıkıştırarak PYD/YPG üzerinde tazyik oluşturarak kendine kanalize etmek ve Irak-KDP’ye yaptığı tarzda kaleyi içeriden ele geçirip ABD’yi sekteye uğratmak planı da bulunuyor. 1991 sonrası Başurê Kürdistan’a yönelik şimdi Afrîn ve Rojava’ya yaptığının benzeri işgal tehditleri ve harekât baskısını defalarca sınıra yığınakla yaparak göstermişti. ABD engelleyince işgal edemeyeceğini anladı ve farklı bir taktik politikayla Irak KDP ile işbirliğini geliştirdi. Alan açtı ve kendi aksiyonuna dönüştürdü. Neredeyse Türkiye’ye katma kıvamına getirmişti. Barzanileri “bağımsızlığımızı tanıyacaklar” fikrine dahi inandırdı. Bu yolla içerde diktatörleşme, ekonomik yağma ve yozlaşmanın artmasını sağlayarak ABD’den uzaklaşmalarını da başardı. Şimdi Rojava için Afrîn sınırına yüklenen Türk devletinin Cumhuru Reisi, “Irak’ta nasıl engellediysek burda da engelleyeceğiz ” diyor. AKP’nin seçim kampanyalarına katılan, kongrelerine katılan Barzaniler bundan ders çıkarır mı bilinmez, ancak aynı taktiğin Rojava’da başarılı olması mümkün değildir. Zira artık Kürdistan devletleşmesinin ve millileşmesinin merkezine Rojava Kürtleri siyasal gücü oturdu. İran’a dönük müdahalede de PJAK esas alınacaktır (Rojhılat Kürdistan’ı politik yapıları da Güney partileri tarafından vekâleten esir alındığı ve fonksiyonel kabiliyetlerinin hantallığından) , bu yüzden ABD Rojava’yı boğdurmaz, “boğacağız” diyenlere…

20.01.2018