HRANT’IN ARDINDAN…

444

Bu yazı 10 yıl evvel yazıldı. Bugün Hrant öldürüldü…

 Ahmet ÖNAL

Telefonum çaldı. Evden arıyorlardı beni. Evden gelen telefonlara hiç tedirgin olmazdım. Gülçin hanım ağzında geveleyerek;

“Sen yayınevinde misin?” Sorusunun anlamsızlığı ve arkasındaki tedirgin ses karşısında;”Ne demek istiyorsun? Aradığın nerenin telefonu ise oradayım, yani yayınevindeyim.. görmüyor musun?” “Hrant televizyonda yerde, senin arkadaşın!” deyince kulaklarıma inanamadım ve sordum. “Ya… Nasıl yerde… Televizyonda?! “Vurmuşlar mı?!” Ölmemiştir, değil mi?! “Çok kötü… Vuran 18 yaşında gibi.. öldürüp kaçmış…””…ayyyy!!”

Bu acı haberden sonra inanmak istemedim. Agos’u aradım cevap yok…Hemen ardında Aras Yayınlarını aradım. Henüz haberi duyan sekreter arkadaş cevap veremeyecek durumda. Hıçkırıkla ağlıyor!

Yanımda oturan misafirlerim de durumum karşısında benim ile panikledi. “Ne yapabiliriz?” diye göz göze baktık.

Evet artık Hrant öldürüldü. Öldü.. Hrant Artık yaşamıyor. Her Ermeni Meselesi gündeme geldiğinde yüreğindekilerini o güzel anekdotlarla, hiç kimseyi kırmadan ve sadece Türk Irkçı Şoven histeriyi hedef alarak, düşüncelerden korkanları bile ürkütmeden dinlemelerini sağlama sanatını çok usta sözcükler seçerek işleyen Hrant yaşamıyordu. Bu tutumu karşısında adeta yılanı deliğinden çıkarırcasına anlatan o fikir insanı Hrant Dink kendisinde biriktirdiği güven duygusuyla sistem karşısında bağırıp çağırmadan, tamamıyla slogancılıktan uzak, sürekli bir temas kurarak şovenizmi en sert bir dille teşhir ediyordu.

Hrant Dink tüm linç girişimleri karşısında son derece cesaret dolu bir insandı. Devleti çok iyi çözdüğünü söylememe gerek yok. Yazdığı her yazının derinliğinde katliamcı, Irkçı, soykırımcı, sömürgeci bir sistemle karşı karşıya olduğunu her adımda işliyordu…

Hrant ile 1992 yılında Garo Sasunî’nin kitabını çıkardığımızda tanışmıştık. Bakırköy Beyaz Adam kitapevinde… Beni kitapevine götüren aydın Ermeni dostum, Hrant’a; “Bu arkadaş Garo Sasuni’nin kitabının yayıncısı…” diye tanıştırınca, Hrant; “Siz mangal Yürekli insanlarsınız. Doğruyu gözü kara söylersiniz. Ama ben daha ziyade sizin dediğiniz doğruyu anekdotlarla anlatabilirim… Bunun iki nedeni var.. Bir tarafında bizim sindirilmiş Ermeni cemaatimiz, bir tarafında da milliyetçi faşist devlet ve toplum reaksiyonunun anti-Ermenî bir zemine oturtulmuş, ölümümüzün, öldürülmemizin ucunda “cennet”tin olduğuna inandırılmış kocaman dolduruluşa getirilmiş, linç etmeye hazır ‘Müslüman’ kitleler … Tabi burada dini açıdan Müslümanlığını yaşayanlara bir diyeceğim yok. Müslümanlığı duygu değil, bir hamaset siyaseti haline getiren ve şiddet için bir araç olarak kullananları kast ediyorum.” demişti.

Bu arada Kürt aydınlarını da şöyle eleştirmişti: “Eğer Kürt siyaset çevreleri Ermeni Soykırımına karşı doğru bir tutum almış olsalardı, bugün Kürtlere yapılanlar kolay kolay yapılmazdı…Ama Kürtler Ermeni Soykırımını çok sonraları tartışmaya başladı. Hatta yeni yeni kabul ediyorlar, tek-tük insanlar!.” demişti.

Sonra “özlem” ve “Batı – Ermenistan” kitapları çıktığında, Beyaz Adam’a bıraktıktan bir iki saat sonra yayınevini aramış ve “Tek kelime ile ‘Harika!” diye tepkisini iletmiş, Agos Gazetesi’nin ilk sayısında “Özlem (Garod)” kitabını o çok derin duygulu anılarındaki anekdotlarla işleyerek upuzun bir tanıtım yazısı yayımladı. Açtım gazeteyi kendisine tanıtımdan dolayı teşekkür ettim. Cevabı ise; “Böylesi bir kitabı Türk, Kürt ve en başta da Türkiye’deki Ermenilere kazandırdığınız için asıl ben size teşekkür ederim!” demiş ve o her zamanki haliyle beni pek duygulandırmıştı.

Sonra sık sık karşılaşmamızda bana; “Sana kızıyorum. Şu ninenin bir karesini (fotoğrafını) bile alamadınız. Siz Kürtlerin bu huyunu hiç sevmiyorum. Kendinize, büyüklerinize ait bir resim bile alıp saklayamıyorsunuz.. Siz geçmişinizi nasıl belgeleyeceksiniz? Çok kütü..” diye bizleri eleştirmişti.

Agos Gazetesi ve Hrant Dink odası artık benim için randevu alıp gideceğim bir yer değil, her Pangaltı’na, Kurtuluşa vardığımda uğrayıp haddimi bilip kendilerini meşgul etmemek üzere çay içeceğim bir yer olmuştu!

Arada bir de Hrand ile tehdit ve güvenliğimize dair değinip geçeceğimiz sohbetler olurdu. Kendisinin vurulabileceğini, linç edilebileceğini tahmin eden ve bunlara zaman zaman maruz kalan bir insandı. Metanetli idi. O saldırı ve linç girişimleri karşısında bile son “güvercin” yazısında tarif ettiği gibi idi.

“Antranik Paşa” kitabını yayınlayıp ‘sürpriz yapmak’ üzere kendisine gütürdüğümde, kendisi Türkiye dışına gitmişti. Ancak gazetedekiler telefonla kendisine bildirince; “Kitaba toplatma çıkmadan, gazetenin bu haftaki manşeti olsun!” demişti. Gazeteye “Antranik Paşa Türkçede” diye manşet yaptırmıştı.

Sonra Türkiye’ye döndü.. Beni cepten aradı. “zamanın varsa Agos’a gel!” demişti. Gittim. “Aman kendine dikkat et. Devletli, devletsiz katiller ortada dolu!” diye uyarmıştı…

Sonra düşünce özgürlüğü konusunda; ben ‘Lokal davranılıyor’, tüm anti-demokratik yasalar yerine, neden sadece 301 gündeme alınıyor ya da gündemde tutuluyor? Türk basınında ve Avrupa Birliği kampanyalarında; neden sadece siz ve üç beş aydın destekleniyorsunuz da tüm düşünce özgürlüğü mağdurlarına eşit davranılamıyor? Bu etik değil, yanlıştır, dediğimde; Sen “Doğrudur. Eksikliklerle yürüyeceğiz. Ancak istikametimiz yanlışları düzeltmeye dönük olacak.” demiştin..

Aynı hafta Avrupa Parlamentosu’ndan gelen bir heyette, bu sohbet ettiklerimizi  “ Yalnız ben, Orhan Pamuk ya da üç beş kişi düşüncelerimizden dolayı yargılanmıyoruz. 301 gibi yüzlerce   farklı farklı maddelerden bizim gibi yüzlerce yazar, yayıncı, sorumlu müdür, aydın ve siyasetçi düşünce ve ifadelerinden dolayı yargılanıyor. Bu durumun özelikle gözden kaçırılmaması gerekir!” diye hatırlatmıştınız.

Sonra “Tanıkların Dilinden Ermeni Soykırımı” ve “Hitler ve Ermeni Soykırımı” kitapları çıktığında sana getirmiştim. Böylesi yasak tümceler ifade eden kitaplar bende bir reaksiyon olarak yansırken, sende değişime ve gerçeğe bilimsel bir katkı olarak ifadesini buluyordu. İsmail Beşikçi hocamız “Tanıkların Dilinden Ermeni soykırımı” kitabına uzun bir tanıtım yazısı yazmıştı. Sana gönderdiğimde, “Hocaya bildir bu hafta yetişmedi, yazısını gelecek sayıda kesin yayımlayacağız. Bir hafta geciktirdiğimiz için kusurumuza bakmasın!” demiştiniz. Yine İsmail Beşikçi hocamızın “Düşün Özgürlüğü” isimli makalesini okuduktan sonra; “Hemen yayımlıyoruz” demiş, “doğru, içerikli ve sade anlatımlı bir yazı” olduğunu belirtmiştiniz.

Mahkeme koridorlarında, adliye kapılarında ben, biz, “her an bir linç ile karşılaşabiliriz” diye bir yandan “ürkek güvercin” misalini yaşarken, bir taraftan da “bu linçler bile değişimin sancıları” diye yorumlar, değiştirmek için tüm cesaretimizle atılırdık, düşüncelerimizi beynimizde olduğu gibi sunmaya devam eder dururduk.

Taktiğin değişime ayak uydurarak değiştirmek, heyecanlı davranıp kendini asla sloganlarla nefessiz bırakmak istemezdin. Bu da zaman zaman dostlarının eleştirilerine maruz kalmana neden olurdu. “Doğaldır” der, doğal karşılardın.

Fransa’nın “soykırım” tartışmalarını “düşünce ve tartışmanın önünü keser” diye, sırf özgür tartışma uğruna “Ben Türkiye’de Ermenî Soykırımı yapıldı diyorum, ama Fransa’ya gider aksini söylerim” diye tutum aldın, eleştirildin. Akşam gazetesinde “Soykırımı yalnız Türkler değil, Kürtler ve diğerleri de yaptı” sözünü; Akşam Gazetesi ölümünden sonra “Hırant’ı PKK vurdu” misalindeki gibi, manipüle ederek “Soykırımı Türkler değil, Kürtler yaptı!” diye vermiş ve yine dostlarının eleştirilerine maruz kalmana sebep yaratmışlardı…

Türkiye’de Kürt, Kürdistan sorununun kendisini tartıştırdığı, iç siyasette her şeye hamaset Türkçü, Irkçı hezeyanların tetiklendiği ortamda Hrant Dink dayıma, arkadaşıma, mücadele dostuma tetik çekildi.

Hrant Dink, tetiğin arkasındaki elin kim olduğu sorusuna, öldüğü günkü yazısında “Devlet” olduğunu, adeta öleceğini biliyormuş gibi işaret etti. Yazısında kendisini öldüreceklere tanıklık yaptı…

Hrant Dink’i Medya Ülkesinin iki kadim halkı ve O’nun ataları; Ermeni ve Kürtleri öldürdüğü gibi öldürdüler… Ermeni, Kürt, Hıristiyan, Rum, Yahudi, Asurî, Alevi vb. için karşı kin kusup, “iyi” nitelikli “çocukları”nı çete olarak saldırttıktan sonra “ben öldürmedim” demeniz dikkatleri üzerinden çeker mi?

Nafile!

Bu gece 10 binlerle yürüdük Hrant Dink için Taksim’den Şişli’ye.. Onlar tetiği kimin çektiğini bilen ve İstanbul’dan Dünyaya Hrant Dink’in ölümünü sıcağı sıcağına haykırıp protesto ettiler. Dorukta kitlenin duyarlılığı vardı.

Hrant Ölürken yazı bıraktı, iz bıraktı.  

 

Yarın basın açıklaması ve sonra da  Cenaze töreninde sel gibi akacak insanlar! Yine “Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant’ız” diye haykıracağız!

 19.01.2007, Saat: 23.45

Not: Hrant’ın Öldürüldüğü gün yazdığım yazıdır. ANISINA!

Türkiye’nin ise kara, hem de kapkara yüzüne bir kara daha çalınmış oldu.