Yaşayan Tarih ve Bazı Anolojiler

727

M.Mamaş

Felsefeyle ilgilenenler bilmek ile bilince çıkartmanın birbirine yakın durmasına rağmen ayrı iki zihinsel edim olduğunu bilirler. Aradaki çizgi hem silik hem de gözle görülür ölçekte kalındır. Kafanızda depolarsınız bilmektir bu,bildiklerinizi çeşitli kombinezonlarla formüle eder ve hayata dair sorunlarda aydınlatıcı bir özneye dönüştürüp onunla anlamlar oluşturursunuz, bu da bilince çıkartmaktır. Birincisi edilgen ikincisi yaşayandır.

Tarihe bu belirlemenin ışığında bakarsak sanırım daha rahat edeceğiz. Bütün yalınlığıyla en başta tarihin sadece tabletlere, ceylan derilerine,taşa,mağara duvarlarına yazılanlar veya sözlü anlatılardan müteşekkil olamayacağının farkındalığını ifade etmeliyim.Çünkü geçmişimiz orada öylece donmuş olamaz.O bütün bir dünya kültürünün altyapısıdır ve günümüz yaşamının doğup geldiği ortamın adıdır tarih. Her dönemin kendisinden öncekinin organik devamı olduğunu biliyoruz, yine de bir not olarak kaydediyorum sadece.

Tarihte yaşanan bazı trajik ve istenmeyen olaylarla ilgili özür dileriz mesela,çünkü onun orada,yarattığı acıların  burada etkisiz durmadığını da siz not edebilir misiniz!1840’lı yıllarda büyük bir başkaldırı hareketi yaratmış olan Botan Miri Bedırxan’nın 5 bin Asuri’yi katletmiş olmasını veya Ermeni soykırımının Osmanlı tarafından çoğunlukla Hamidiye Alayları’na yaptırıldığını bilelim, ne değişir. Ama onlardan özür dileyip Kürdistan’da yaşayan bütün halkların eşitliğini savunursak çok şey değişir.Tarih o vakit canlıdır işte,gündelik yaşamımıza içertilmş durumdadır.

Kürt iseniz,Evliya Çelebi’nin Seyehatname’sinde Bitlis beyi Evdalxan’nın başkaldırısı ezildikten sonra kütüphanesindeki iki medrese dolusu kitaplarının yakıldığını bilirsiniz.Sadece bilirseniz tarih o miladi güne aittir. Ama o yakılan kitapların Kürtlerin tarihsel birikimlerini,inançsal ve fikirsel üretimlerini hülasa düşün dünyasını yok ettiğini ve oradan hareketle bu gün ulus/millet şuurumuzun görece geriliklerini anlamaya çalışırsanız,o hala yaşıyordur.

Keza,Şéx Seid isyanı bastırıldıktan ve önderleri idam edildikten sonra dönemin o istiklal mahkemesi başkanı Ali Saip paşa’nın refakatindekilerle gezip bölgede bildiği-bulduğu bütün tarihi eserleri kırıp yok ettiğini bilebiliriz.Yalnızca o kadar mı? Eğer baraj sularına gömdükleri Zeugma’yı,yüreği ağzında Hasankef’i,Munzur vadisine yapmak istedikleri barajı,Kommagene heykellerinin bilinçli bir tahribata itildiği gerçeğini kavrayabiliyorsak  tarih yaşıyor hala.

TC, Moğolistan çöllerindeki Bilge Kağan ve Kültigin anıtlarının korunması için bütçeden hatırı sayılır rakamlarda Moğol hükümetine para aktardı ve Kültür Bakanı, “işte gerçek milliyetçilik budur” diye demeç verdi.Yorum sizin. Amuderya’nın,Siriderya’nın suyu şirin,Fırat’ın Dicle’nin suyu acıdır.”Ben Atatürk’ün kültür milliyetçisiyim” diyen A.Öcalan’ı düşünmeden geçemiyorum.

Tarih sıkışmayı sevmez.Tıpkı suyun kaya bloklarını delip akması gibi Kürtler de kendi tarihlerini bu cendereden çıkarıp kendi eline alacaktır elbette.

Yaşayan tarihin yaşayan oğulları ve kızları; diğer özgür milletler gibi bağımsız bir devletimiz olmazsa eğer,sahiden biz biz olabilir miyiz?

Direnişimiz tarihsel bir direniş.Onu sadece bilmekle mi yetineceğiz?

18/09/2013

M.MAMAŞ