1991 YILINDA ERMENİSTAN’DA YAPILAN ZAZA KONFERANSI ÜZERİNE

125

Ahmet Zeki Okçuoğlu

Bu konferans, 2011 yılının sonunda, Ermenistan başkenti Erivan’da tertip edidi. Üç gün süren konferansın tam adı, Zaza Halkının Tarihi, Dili, Kültürü, Kimliği Üzerine Milletler Arası Konferans. Bu organizasyonun gerçek amacıysa, Ermenilerin Kuzey Kürdistan’da Ermeni bir nüfus yaratmak için ortaya attığı, “Zaza’ların Kürt değil, Ermenidir.” tezine bilimsel bir hüviyet kazandırmak.

Söz konusu konferans ünlü Ermeni dilbilimci Friedrich Carl Andreas Bagratuni’nin 150’nci doğum yıldönümüne denk getirilmişti. Tesadüfi değildi bu. Konferansı tertipleyenlere göre Zaza’ların aslen Ermeni olduğu iddiası ilk defa Friedrich Carl Andreas Bagratuni tarafından ortaya atılmıştı. Bunun için de konferansı onun ölüm yıldönümünde yapmak uygun görülecekti.

‘Zaza Konferansı’nın yapıldığından ne yazık ki altı yıl sonra, internet ortamında, ‘Dersim’li Kürt entellektüeli Dr. Ali Kılıç’ın Uluslararası Yerevan Konferansı Üzerine başlığı altında 28.10.2011 tarihli makalesini okuyunca haberdar oldum. Değerli dostum Ali Kılıç’ın yazısını da yine bir tesadüf sonucunda, ’Zaza’ların Kürt değil, Ermeni olduğu akımının günümüzde başını çeken Ermeni Prof. Dr. Garnik Asatrian’ın internet ortamında yazılarını araştırırken karşıma çıktı.

Ali Kılıç’la üniversite yıllarından beri arkadaşız. 1980 Askeri darbesinden sonra Ali ailece TC’den göç ederek Fransa’ya iltica etmek zorunda kaldı. Paris’te doktora yaptı ve halen orada ikamet etmektedir. Zaza Konferansının yapılacağından önceden haberdar olan Dr. Ali Kılıç, tam bir entellektüel sorumlulukla onu tertipleyen Prof. Dr. Victoria Arakelova ve Dr. Khachik Gevorgyan nezdinde, ‘Zaza halkı’nın bir mensubu ve bilim adamı olarak bu organizasyona konuşmacı sıfatıyla katılmak için müracaatta bulunuyor ve ilaveten onlara, yapacağı konuşmanın özet metnini gönderiyor. Ancak ne yazık ki onlardan bu konuda müspet ya da menfi bir cevap alamıyor. Bunun üzerine Dr. Ali Kılıç, konferansın yapıldığı tarihte bu organizasyonla onun arkasında yer alan Prof. Dr. Garnik Asatrian’ın Kürtler ve onun bir parçası olan Zazalar hakkında ileri sürdüğü iddialar hakkında söz konusu makaleyi kaleme alarak, konferansı tertipçilerine gönderdiği fransızca özet metinle birlikte internet ortamında yayınlıyor.

Yazar makalesinde öncelikle Ermenistan devletinin Zaza’lara karşı gösterdiği bu yakın ilginin nedenine dikkat çekmektedir:

“İlk bakışta çarpıcı gelen, çok farklı, biri biriyle ilgisi olmayan iki durum arasında kurulan bağlantıdır. Bu bağlantı, zaman ve mekan içinde, gelişim ve değişim diyalektiği açısından temel bir aykırılık, bir çelişkiler bütünü ortaya koymaktadır. Aykırılıktır, çünkü ‘Zaza halkının tarihi, dili, kültürü identitesi’ sorunu arkasında, kapanık bir devletin sömürmek istediği siyasal pragmatik resmi devlet ideolojisinin jeostratejik politikası gizlenmektedir.”
Yazar makalesinin bir başka bölümünde konferans için, “Ermenistan Devletinin yıllardan beri kurcaladığı ve bilerek örgütlediği ‘Zazaistancılık’ maskesi altında uzun vadede Batı Ermenistan projesidir.” diyor.

Başka bir ifadeyle, Kürdistan’da demografik varlığını kaybeden Ermenilerin, Zazaları Ermenileştirerek bu coğrafya üzerinde yeniden hak iddiasında bulunma umudu…

Üç gün sürecek olan konferansın açılışı, Garnik Asatrian,’la Dr. Ara Papian ve Uwe Bläsing tarafından yapılacak ve ondan sonra da konuşmacılar tebliğlerini sunacaktı.
Konuşmacılar arasında yer alan, Asatrian’ın eşi Victoria Arakelova, Alevilerin Şii İnancı, Ermenistan Bilimler Akademisi’nden Dr. Tigran Sarukhanyan’da Carl Friedrich Andreas (1846-1930) ve onun ‘Zazaca incelemeleri’ hakkında bir tebliğ sunacaktı.

Dr. Ali Kılıç makalesinde, Dr. Tigran Sarukhanyan’ın sunacağı tebliğe konu oluşturan Friedrich Carl Andreas’ın ‘Zazaca incelemeleri’ hakkında itirazını şu satırlarla dile getiriyor:
”Gerçi Friedrich Carl Andreas’ın 1882’de Mainyo-i Khard (adlı) kitabında Westergaard tarafından Pehlevice’den çevirilen fragmanlar yayınladığını biliyoruz. Ama Andreas, Fridrich’in Iranisch’e Dialekt Aufzeichnungen incelemesinde Kirmançkî’yi ne kadar incelediği tartışma konusudur. Zira Kan Bar tarafından yapılan Kürtçe diyalekt incelemesi yanında Arthur Christensen’in ‘Sîwändî, Yäzdî ve Sôî diyalektleri çalışması var. Bu inceleme Friedrich Carl Andreas tarafından yapılmadığı ve ele alınmadığı gibi, Kirmançkî ile de ilgisi yok.
Ayrıca 1916’da Hollanda’da yapılan Konferans’ta Andreas’ın yaşamı ve çalışmaları üzerine konuşma yapan Johan Eyser, Andreas’ın ‘Zaza’ dili üzerine bir inceleme yaptığından asla bahsetmez.”

Bunun üzerine Dr. Ali Kılıç haklı olarak şu soruyu sorar:

“O halde Kirmanckî (Zazakî, Dimilkî) üzerine düzenlenen konferansla Friedrich Carl Andreas Bagratouni’nin 150 doğum yıldönümü arasında ne gibi bir bağlantı var?”

Dr. Ali Kılıç uzun makalesinde, Erivan’da yapılan Zaza konferansının arkasında yukarda da sözünü ettigimiz günümüzde Ermeni milliyetçi hareketi içinde Kürt aleyhtarlığıyla bilinen Dr. Garnik Asatrian olduğunu söyledikten sonra yazısında, bu kişinin otobiyografisinden şu alıntıyı yapar:

“7 Mart 1953’te Tahran’da doğdum. 1967’de ailemle birlikte Ermenistan’a göç ettim. 1971’de Yerevan Üniversitesi İranistik bölümüne girdim. 1976’da üniversiteyi bitirip Leningrad Üniversitesi Doğu Bilimleri Enstitüsü’nde doktora tezimi hazırlamaya başladım. Beş yıl süren bu çalışmanın sonunda 1981’de Yerevan’a dönerek Yerevan Üniversitesi’nde ögretim üyesi olarak çalışmaya başladım. Zaza sorununa ilgi duymam da o yıllara rastlar. 1980’den itibaren de Zaza’cayı ciddi bir çalışma alanı olarak ele adım ve bu konuda bir çok makale kaleme adım.”

Dr. Ali Kılıç bu kısa alıntıdan sonra, yaptığı şu değerlendirmeyle onun Zazaca’yla ilgili ‘bilim adamı’ ehliyetini küçük bir teste tabi tutar:

“Yazdıklarına bakılırsa Kirmanckî bilgi seviyesi oldukça düşük. Toros’un bize sunduğu Türkçe metinde Sayın Asatrian Kirmanckî’de, ‘öküz’ ile ‘ineği’ karıştırıyor. Asatrian Kirmanckî’de öküze ‘ga,’ ineğe ‘manga’ dendiğini bilmiyor. Besbelli ki Asatrian, Patkanof’un 1871’de yayınlanan Ermeni Dili Üzerine İncelemeler adlı kitabını okumuş. Bu kitabın 7. sayfasında Patkanof, ‘Sanskritçe’de ‘go’ Zendce ‘gao’ inek demektir.’ diyor. Oysa Kirmanckî’de ‘ga’ öküz, inek ise ‘manga’dır.”

Asatrian, Zazaca’nın Ermenice’nin Dlmig lehçesi olduğunu iddia etmekte ve ’bilimsel’ tezini Arisdages de Lasdivert ve Nortz’a dayandırmaktadır.

Asatrian’ın iddiası şöyle:

“Bu halk kendisini Dımli ya da Dımla olarak adlandırmaktadır. Ermeni kaynaklarına göre Dlmıg’dır (Arisdages de Lasdivert). Bu adlandırma, Delmıg biçimiyle benzeşmektedir, ki Delmıg, ‘Deylamli ya da ‘Deylam’da yaşayanlar’ anlamına gelir. Zazaların Hayasdan’da belirmesi X-XII. yüzyıllarda Deylemlilerin (eski Tabaristan’da yaşayanlar) İran’ın Hazar denizini çevreleyen bölgelerden bir kaç dalga halinde göçe zorlandıkları tarihle çakışmaktadır.”

Asatrian’ın ileti sürdüğü bu iddiaya karşı Ali Kılıç şunu söylüyor:

“Biz hem Aristagues de Lasdivert kitabını, hem de Adontz’un kitaplarını inceledik. ancak böyle bir tanımlamaya (Delmig) rastlamadık.”

Dr. Ali Kılıç, ‘Konferans ve Dilbilim Sorunu’ ara başlığı altında, Ermenice’nin sözde ‘dlmek’ lehçesiyle ilgili ayrıca şu soruları yönelttikten sonra Ermeni diliyle ilgili bilim adamlarından oldukça önemli bazı tespitlere yer veriyor: “Ermenicenin unutulan ‘Dlmek’ lehçesi nerede ve kimler tarafından konuşuluyordu? ‘Dlmek,’ Ermenicenin bir lehçesi miydi? ‘Dlmek’ Ermenice’nin bir lehçesi ise nasıl olur büyük Ermeni dilbilimci Adjarian Hratchia 5 Ocak 1908’de A. Meillet’in yönetiminde hazırladığı akademik tezinde bu lehçeye yer vermedi?”
“Adjarian Heatchia (1876-1953) Clafication Dialektes Arméniens (Ermeni Lehçelerinin Sınıflandırması) tezinin jürisinde R. Gothiot ve F. Macler bulunuyordu. Ermeni bilim adamı Adjarian Hratchia tezinde, Eski Ermenice ile Yeni Ermenice’yi biri birinden ayırıyordu. Başta Patkanoff olmak üzere Sergisian, j. Hanutsz, Tomson, L. Msériants onun çalışmalarından yararlandı. Adjarian Hratchia’ya göre Ermeniler Xarzan, Slivan, Samsad ve Clicia da Kürtçe konuşuyordu. Adjarian, Doğu Ermenicesi lehçelerinden Erivan, Tiflis, Karabağ, Samaha, Astraxan, Dijoulf ve Agulis’ı ve Batı Ermenicesi lehçelerinden 21 tanesini inceler. Adjarian Kharput ve Erzingan lehçelerini incelerken Dersim’de konuşulan lehçe için, ‘1900’de Tiflis’te yayınlanan seyahat kitabına başvurabiliriz’ demekle yetinir. Adjarian’ın sözünü ettiği kitap, Andranik’in DERSİM kitabıdır. Oysa Andranik kitabında bu lehçeden bahsetmez.”
Ali Kılıç, “Konferans ve Tarih Sorunu: Asatrian ve Kürtler” ara başlığı altında kaleme aldığı bölümde, Zaza’ların Ermeni olduğunu iddia eden bu kişi hakkında kanaatini şu sözlerle ifade etmektedir:

“Asatrian ve çevresi Kürtler’le ilgili karanlık bir tarih anlayışının temsilcileridir.”
Yazar, Asatrian’la ilgili bu tespiti yaptıktan sonra onun gerçek kişiliğinin anlaşılması için Zazalar ve Kürtler hakkında başından sonuna riyakarlık ifadesi olan şu sözlerine yer verir:
“Ben Zaza halkının politik mücadelesine kesinlikle katılmıyorum. Benim çalışmam tamamen bilimsel bir çerçeve ile sınırlıdır. Ama Zaza halkının kendi içinde kendi aydınları vardır ve bu aydın insanlar Zaza halkının politik mücadelesini omuzlayacak ve başarıya götüreceklerdir. Bundan eminim. Kürt arkadaşların şunu çok iyi bilmelerini istedim. Yükselen Zaza ulusal mücadelesini bir takım karşı propagandalarla ya da ön tedbirlerle önlemek mümkün değildir. Çünkü bu bir tarihi gelişmedir. Bu tarihi gelişmeyi durdurmak mümkün değildir. Öte yandan ben şahsen Zaza halkına karşı saygı ve sevgi duyuyorum. Kendi bilimsel çalışmalarımı bu halkın sorunlarına yönelik olarak geliştirmek beni mutlu ediyor. Bu halkın sorunlarının çözümü için elimden gelen her şeyi yapma konusunda kararlıyım, bundan kimse beni alı koyamaz. Bunun sebebi de şudur: Ben şundan eminim ki, Zaza halkı birçok yönden Ermeni halkına en çok yakın olan bir halktır. Zaza halkını kesinlikle Ermeni halkından ayrı düşünemiyorum. Fakat bu, Kürtlere karşı ilgisiz olduğum anlamına da gelmiyor. Kürtlere karşı da sevgi ve saygım sonsuzdur. Zaten bu nedenledir ki, on yıldan beridir Kürdolog olarak çalışmaktayım. Ümit ediyorum ki, eski Ermeni tarihçilerinin bize bildirdikleri Dılmik’lerin devamı olan bugünkü Zaza halkı kendi bağımsızlığına kavuşacak ve Zazaistan’ı teşkil edecektir. Zazaistan ve Ermenistan bizim müşterek anavatanımızdır.

D. Ali Kılıç yazısının son bölümünde, Ermenistan sınırları dahilinde yasayan Kürtlere karşı izlediği baskı siyasetinden ve yine bu devletin 1991’de Kafkasya Kürdistanı’nın bir bölgesi olan Karabağ’ın Ermenistan sınırında yer alan Laçin ve Kelbajar’da kurulan Kızıl Kürdistan devletine saldırısından ve bunun sonucunda vuku bulan soykırımdan söz etmektedir.
Ermenistan devletinin 1991’de Kızıl Kürdistan’da yaptığı Kürt soykırımı, Kürt Tarihçisi Prof. Mehrdad R. Izady tarafından Kafkasya’da Ermenilerin Kürt Soykırımı başlığı altında kaleme aldığı makale sayesinde dünya kamuoyu haberdar oldu. Dr. Ali Kılıç makalesinin son bölümünde, Izady’nin bu makalesinden yaptığı alıntılara yer vermektedir:

“1998, daha önce soykırım kurbanı olmuş Ermenilerin bir suçun, bir başka deyişle Ermenilerin Kafkasya’da Kürtlere karşı yaptığı soykırımın altıncı yıldönümüdür. Ermeniler katliam ve yıkıma girişti; bunu, Osmanlıların 1915’teki Ermeni soykırımı sırasında kullandıkları yöntemlere benzer yöntemlerle örtbas edip tarihi yeniden yazma girişimi izledi.
Ermenilerin soykırım girişimlerinden etkilenen Kürtler, Azerbeycan Cumhuriyeti’nde Ermenistan’ı Karabağ’dan ayıran topraklarda eski Kızıl Kürdistan topluluğunu kurdular. Ermenistan’dan Karabağ’a ulaşmak için, Kızıl Kürdistan’dan geçmek gerekiyordu. Ermeni birlikleri, düzensiz Amerikalı Ermeni gönüllüler 1991’in sonlarında başlayarak, en az 2 bin 200 yıldan beri bu bölgede yaşayan Kürtleri ortadan kaldırmaya koyuldular.”
“1991 Mayıs’ında Kızıl Kürdistan’ın başkenti Laçin’e hücum edildi ve alındı. Şehir 15.000 Kürt’ten temizlendi. Şehiri ele geçirenler adını Kaşatag olarak değiştirdiler ve eski bir Ermeni şehri olarak ilan ettiler.

İzleyen aylarda Kızıl Kürdistan kırsal kesimi sistematik olarak nüfustan ve tarihsel anıtlardan arındırıldı. 1993 Nisan’ında Ermeniler, bölgedeki en büyük Kürt şehri olan Kelbajar’a saldırdı. Ermenistan’dan gelen yoğun bombardıman Kelbecer topa tutuldu ve Karabağ’dan gelen birlikler ve ABD’den gelen Ermeni gönüllüler tarafından ele geçildi.
Yaklaşık 100.000 mülteciyle şişen Kelbecer ahalisi, ölümden kurtulmak için 10.000 feet yükseklikte Murow dağına kaçmak zorunda kaldı. New York Times’in bir muhabiri Kelbajar’daki gaddarlıklara tanık olan birkaç batılıdan biriydi. Uluslararası Kızılhaç, kaçan 15.000 sivilin kar altında hayatını yitirdiğini hesapladı. Osmanlıların 1915’te Ermeni sivillere yaptığı gibi… 1991’te Ermeniler mültecileri bombaladı, kurtarma ve boşaltma araçlarına saldırdılar ve sıradan sivilleri pusuya düşürüp öldürdüler. Kelbajar yerle bir edildi ve ‘Kale şehir’ anlamına gelen Kürtçe adı değiştirilip, Karvajar yapıldı.

Sonraki aylarda, Kızıl Kürdistan yönelik Ermeni yıkımı doğal çevreyi de kapsayacak şekilde genişletildi. Örneğin, Kelbajar etrafında bozulmamış ormanlar toptan kesime açıldı ve yakacak odun olarak Ermenilere satıldı. ((Armenian Reporter, 8.7.93)
1993 sonbaharına gelindiğinde Kızıl Kürdistan yerle bir edilmiş, batılı ve Ermeni haberlerde etnik adlarıyla söz edilmeyen 15.000 Kürt’ten etnik olarak temizlenmişti. Kürt kasabası Zengelan’dan kaçan bir çoban, Kızıl Kürdistan’ın kaderini New York Times’in bir muhabirine şöyle özetliyordu ‘Daha önce çok az şeyimiz vardı, şimdi hiçbir şeyimiz yok.’ (New York Times, 9.4.93)”

Söz açılmışken yazımı sonlandırmadan önce, Prof. Izady’nin yukarda sözü edilen makalesiyle ilgili bir hatıramı nakletmeden geçemeyeceğim.

Amerika’da yaşayan Kürt tarihçi Prof. Izady, New York Times’in bir muhabiri ve Kızılhaç raporlarına dayanarak 15 bin Kürdün ölümüyle neticelenen soykırımla ilgili kaleme aldığı bu makaleyi Ermeni organizasyonlarının engellemeleri yüzünden orada yayınlayamıyor. Bunun üzerine o sırada İstanbul’da sahibi olduğum DOZ yayınevinin bünyesinde Serbesti adıyla bir Kürt dergisi çıkarma hazırlığı içinde olduğunu öğrenen İzady, makalesini yayınlamamız için bize gönderdi.

Soykırım mağduru Ermeniler, soykırım suçu işlemişti. Trajedi içinde trajedi…
Izady’nin gönderdiği yazıyı hemen tercüme ederek Serbesti’nin 1998 Kasım’ında çıkan ilk sayısında yayınladık.

Kürtlerin tarih boyunca maruz kaldığı ve halen kalmakta olduğu soykırımlardan biri böylece bir ölçüde de olsa duyulmuş oldu.

27 Kasım 2017