15 Temmuz : “Yeni Türkiye”!

2229

M.MAMAŞ

Saltanat kavgasında Osmanlı Sarayının iç iktidar komplolarının askeri gücü olarak kullanılan ‘Yeniçeri Ocağı’ II. Mahmut tarafından 15 Haziran 1826 yılında kapatıldığında, bugün TC devletinin iç iktidar hesaplaşmasıyla benzerlik taşıyan bir kanlı tasfiye süreci yaşanır.

Şimdiki gibi acemice sokağa çıkan/çıkarılan ‘Yeniçeri Ordusu’nun kışlaları kuşatılır ve ‘ahali’  de arkalanarak zamane topları tarafından bombalanır. Sokakta yakalananlar ve kışlalarda ele geçirilenler acımasızca öldürülür. Kurtulmayı başaranlar İstanbul’da bugün pikniğe gittiğimiz Belgrad Ormanı’na sığınırlar. Orman kuşatılır ve 3 ay boyunca orada saklanan içindeki ‘Yeniçeriler’le beraber ateşe verilir.

Hepsi yangında ölür, 3 bin civarı Yeniçeri askeri…

Ardından Şeyhulislam’a, Bektaşilerin Yeniçerileri desteklediği gerekçesiyle fetva çıkartılır. Bu gerekçeyle beraber tüm yerlerde sürek avı gibi “muhalif” kesimler tasfiye edilir. Toplam yaklaşık 20 bin civarı insanın öldürüldüğü çeşitli kaynaklarca belirtilmektedir. Onlarca  Bektaşi Tekkesi içindeki her şeyle ateşe verilir.

‘Yeniçeri Ordusunun’ yerine, ‘Asakir-i Mansure-i Muhammediye’ Ordusu kurulur.

 “Özellikle Padişaha bağlı olmaları için milli benliklerinden koparılıyor dinleri, dilleri, isimleri değiştiriliyordu. Yeniçeriler kendileri gibi devşirme olan Osmanlı yöneticilerinin ve tamamı Hıristiyan cariyeler olan saray kadınlarının iktidar çekişmelerinde Padişahlara karşı bir piyon olarak kullanıldılar. İktidarda istenmeyen kişiler yeniçerilerce Padişahtan isteniyor ve öldürülüyordu. Devşirme düzeninin hoşuna gitmeyen Padişahlar da yeniçerilere tahtan indirtiliyor, hapsediliyor veya öldürülüyordu.

Sonuçta perde arkasındaki hiçbir kimsenin eli kirlenmiyor ve tarihe günah keçisi olarak hep yeniçeriler geçiyordu. Yazı dizimi takip edenler bu sonuçları kolayca çıkaracaklardır.

Osmanlı Düzeni’nin sakatlığı insan tabiatına aykırı bu devşirme kulluk düzeninden gelmektedir. Bu zamana kadar yazdıklarım da göstermektedir ki bu sakat düzende hiç kimse, Osmanlı Hanedanına karşı gerçek bir bağlılık duygusu da taşımamaktadır.image001124

İşte bu sakat düzende artık istenmeyen bir unsur haline gelen yeniçeriler, yok edilmek için öncen planlı bir şekilde tüm hazırlıklar yapılır, bütün önlemler alınır. Eşkinci adında yeni bir ocak kurulur ve yeniçerilerin bu ocağa karşı ayaklanması için beklemeye geçilir. Tabiî ki beklenen olur ve yeniçeriler ayaklanır. Sekbanı cedit askerleri ve galeyana getirilen İstanbul ahalisiyle, derhal yeniçerilerin üzerine gidilir. Kışlalar top atışına tutulup ateşe verilir. Kaçmaya çalışanların çoğu kılıçtan geçirilir. Canını kurtarabilmek için Belgrat ormanına kaçmayı başarabilen yüzlercesi, orman çembere alınıp ateşe verilerek diri diri yakılacaklardır.” [http://blog.milliyet.com.tr/tarihimizle-yuzlesmek–osmanli-nin-acimasiz-gercegi–ya-iktidar-ya-olum–9/Blog/?BlogNo=356355]

Ayrıca, [Çamuroğlu,R.Son Yeniçeri.3.Baskı.Doğan Kitap]

15 Temmuz Operasyonu veya darbe girişimi de bir nevi Yeniçeri İsyanını çağrıştırmakta değil mi? Bastırma yöntemleri de tabi…

Osmanlıdan beri modernleş(eme)me sancısı, geç kapitalistleşme ve bunun sonucu gelişen geç uluslaşmanın yarattığı çarpık sosyo-ekonomi ve siyasal biçimlenme süreci devlet içinde bu kronikleşmiş çatışmanın öyle pek kolay giderilemeyeceğini 15 Temmuz gecesi bize öğretmiş oldu.

Yeniçeriler yine isyanda!

Kılıç-kalkan yerine bu defa F-16’lar, helikopterler ve tanklar kullanılıyor.

Şimdilik isyanı bastıran devlet eski bildik yöntemlerini kullanmayı da ihmal etmeden durumu kontrol altına almak telaşıyla tüm ülkede OHAL ilan etti. Ve ‘Asakir-i Mansure-i Muhammediye’ ordusu örneğindeki gibi yeni bir alternatif ordu kurma hazırlığı içindedir. Bu bağlamda Özel Harekat’a ağır silahların verileceği dillendirilerek polis ve sivil halkla modifiyeli yeni bir askeri odak yaratmak niyetini ifade ediyor.

Eğer bir ülkede Ordu harala gürele büyütülüp güçlendiriliyorsa bir ‘dış savaşa’, polis ve milislere bu görev yükleniyorsa bir ‘iç savaşa’ hazırlık yapılıyor demektir.

TC’de polis ve Özel Harekat’ın TSK’ya alternatif bir güç olarak organize edilmesi çabası T.Özal’la başlayan bir projedir. Tansu Çiller, bu projeyi azimli biçimde hayata geçirmeye çalışmıştı. Ne zamanki Özel Harekat’ı ağır silahlarla donatmaya başladı, işte o zaman film koptu. Ünlü ‘Susurluk Kazası’ ve akabinde başlayan tasfiye süreci ‘barsak temizliği’ safhasına kadar ilerletildi. Devlet, kendi içindeki siyasi gettolaşma ve parçalanma tehlikesine reaksiyon göstererek ‘safra atma’ya karar verdi.ohalresim

Ergenekon ve Balyoz davası Oprerasyonları ise ikinci ‘safra atma’ olayıydı!

15 Temmuz Darbe girişiminden sonra gelişen Gülen Cemaati’i kadrolarının sivil ve askeri bürokrasiden tasfiye edilmesi ise üçüncü ‘safra atma’ olayı.

Ancak burada da şöyle bir handikap var, Cemaat’in tasfiye edilen kadrolarının yerine eski Ergenekon ve Balyoz kadroları getirilmektedir. Atılan safranın yeri, bir önceki safrayla dolduruluyor. Ortada ciddi bir sıkıntı var ve kolayından atlatılacak cinsten değil.

Bana göre devlet içindeki bu gettolaşma ve çatışmanın üç temel nedeni var.

Birincisi, geç modernleşmenin toplumsal dinamikler üzerindeki negatif etkisidir. Bunun doğrudan sonucu olan yanlış uluslaşma ve yukarıdan aşağı inşa edilen kapitalist yapılanmanın sosyal tabandaki eksikliğinden kaynaklı değerler sisteminin kaynaşma yerine, saflaşma ve kümelenme direnci oluşturmasıdır. Belli bir kesim sunulmuş haliyle modern değerler sistemini baz alırken, diğer kesim daha çok ‘kırsal değerler sistemini’ baz almaktadır. Burada ‘birey’ temelli çözüşme yerine ‘cemaatleşme’ eğilimi veya direnci gelişmektedir. Ayrıca, Kore savaşı sonrası doğrudan CIA’nin kurup geliştirdiği ‘Moon Tarikatı’ tarzı akımlar da bu cemaatleşme direncini politik amaçlar için kullanmaya yöneltmiştir.

( Moon tarikatı, 1954 yılında Kuzey Kore‘den Güney Kore‘ye kaçan rahip Sun Myung Moon tarafından kurulan, dünyada Moon liderliğinde bir teokrasi kurulmasını ve herkesin Korece konuşmasını amaçlayan bir tarikattır.

ABD’de resmi dini mezhep statüsündedir. Sun Myun Moon, gençliğinde İsa‘nın kendisine gözükerek, kendisini mesih seçtiğini ve eşiyle birlikte günahsız ve insanoğlunun gerçek ebeveynleri olduklarını, İsa’nın yarım bıraktığı işleri tamamladığı iddiası içindedir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Moon_tarikat%C4%B1)

Anti-Komünizm temelinde Ortadoğu’da geliştirilen ‘Yeşil Kuşak’ projesi de bu amaç doğrultusunda uygulandı. Şimdi, “New Age/Yeniçağ” akımları olarak tanımlanan zamane tarikatları ise kara para trafiğinden tutun da birçok spesifik alana dek istihbarat teşkilatları tarafından kurgulanan yapılar olarak gerektiğinde politik alana sürülmektedirler. Örneğin, ABD’de olan, 1 milyon civarı üyesi olduğu ve uçuk mali kaynakları olan ‘Moon Tarikatı’, Deniz Baykal gibi birçok politikacının ziyaret ettiği bir yapıdır. Fethullah Gülen’in Pensilvanya’daki çiftliğinin de ‘Moon Tarikatı  tarafından tahsis edildiği daha ‘90’lı yıllarda iddia edilmişti. Ben,  gülen Cemaati’ni kurgulanmış bir ‘New Age’ akımı olarak görmekteyim.moon tarikatı

(CIA’nın kurduğu Kore CIA’nın Washington temsilcisi Albay Bo Hi Pak da, Moon tarikatının en güçlü isimleri arasında yerini aldı. CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi’ni örgütledi. Sun Myung Moon, 1959’da Amerika’ya yerleşti. Kiliseleri birleştirme çalışmalarında 1989’a kadar Anti-komünist mesajlar ağırlıkta iken, komünizmin çöküşü ile Batı’nın komünizmden sonra en büyük tehlike gördüğü, İslamiyet’e yöneldi.

http://ahmetdursun374.blogcu.com/tarikat-moon-tarikati-ve-nur-tarikati/1621734)

İslami tarikatlar, Gülen Cemaati ve Moon tipi kurgulanmış yapıların en tipik özelliği ‘antikomünist’ olmaları ve emekten yana güçlere karşı teşkilatlanmış olmalarıdır. Kritik bölgelerde ihtiyaca uygun dizayn edilmişlerdir. Çoğunlukla 2.Dünya savaşı sonrası kullanılmaya ve konumlandırılmaya başlanmıştır. Japonya’da bu ihtiyaç ‘Yakuza Mafyası’ aracılığıyla, İtalya’da da ‘Sicilya Mafyası’ vs. aracılığıyla giderilmiştir. Gladio Teşkilatlanmasının parçaları olarak….Türkiye’de Milli Türk Talebe Birliği, Milli Görüş ,Komünizmle Mücadele Dernekleri vs….

İkinci neden, Kürdistan milli kurtuluş mücadelesinin devletin merkezinde yarattığı çatlaktır. Kürdistan’ın Güney ve Güneybatı parçasında elde edilen kazanımların Kuzey’de de elde edileceği ihtimali bir kabus gibi TC’nin kozmik odalarında dolaşmaktadır, eminim!..

Üçüncü neden, Küresel kapitalist sistemin değişen uluslararası hiyerarşisiyle ilgilidir. TC artık Sovyetlerin varlığı dönemindeki gibi vazgeçilmez bir devlet olmaktan çıkıyor. Türk generalleri 1990’larda bu durumu, “Türkiye bu denklemde cephe ülkesi konumuna girdi” diye tanımlamaktaydılar. Sanırım artık bu ‘cephe ülke’ marjına girdi…

15 Temmuz operasyonu/darbe girişimi budur!…

Tıpkı Yeniçeriler örneğinde belirtildiği gibi, bir el devlet içindeki bir kesimi sokağa sürdü ve bunu bekleyen karşı taraf ‘ahaliyi’ arkasına alarak  kışlalara ve sonra da tüm ülkede temizliğe başladı. Daha da nerede noktalanacağı meçhul bir tasfiye ve kıyım süreci…

Artık Batı ittifakının yükünü taşımakta zorlandığı TC, Batı’yı oldukça endişelendiren agresif ve huysuz bir müttefik konumunda artık.

Yönetemeyen ve yönetilemeyen bir güç…

Bu halde iki yoldan ötesi kalmıyor. Ya içeride bir devlet kanadı tam hakimiyet sağlayarak ağır yara almış olan ilişkilerini toparlar, ya da onu bu saate dek getirmiş olan küresel güçler onu perte ayırarak kayyumunu atar….

Bütün bu manzara gördüklerimi şöyle anlatayım isterim;

  • TC devletinde Kemalistler(ulusalcılar), Gülenciler ve Hükümet olmak üzere üç siyasi eğilim çatışmaktadır. Her üçünün de balans ayarı küresel aktörlerin elindedir. Şimdilik Ortadoğu politikalarında Kürdistan’ın kazanımlarını baltalamak maksadıyla Batı Koalisyonunun ayağına dolanan TC kendi içinde boğuşma ve vuruşmaya bırakıldı.
  • Bu darbe girişiminde bana göre Erdoğan’ı devirmek isteyen Gülen Cemaati ve Kemalistler önceden müttefik olarak anlaştılar. Harekete geçilmesiyle beraber Kemalistler Cemaat kanadını yalnız bıraktı. Böylece uzun yıllardır devlet içinde örgütlenmelerinden rahatsız oldukları Cemaat kadrolarını AKP iktidarına temizlettiler.
  • Muhtemelen eski konumlarını elde ettikleri zaman bu defa Batı’ya ‘sizin ekibiniz biziz’ diyerek işbirliğini tazeleyerek AKP’yi tasfiye etmek için icazet isteyecektir.
  • 15 Temmuz Darbe Girişiminde TC büyük sermayesinin ciddi bir tepkisi olmaması dikkat çekicidir. Kanımca, Küresel Güçlerle istişareli bir tutum sergilendi. ‘Rahatsızız, daha fazla sınırları ve sana çizilen çerçeveyi aşma’ denildi.
  • Bundan sonrası, Ortadoğu’daki yeni savaşlar ve gidişat göz önüne alındığında TC devletinde küresel güçler açısından “yönetilebilir kaos” stratejisinin izleneceğinin işaretleri okunuyor diyebiliriz. Karşımızda “Yeni Türkiye” var. Seyredebilene….