1 MAYIS ve KÜRTLERİN SÖMÜRGE GERÇEĞİ

298

Fırat Behrewan

Emekçilerin ‘birlik, dayanışma ve mücadelesinin’ sembolü olan 1 Mayıs’ı geride bıraktık, tüm bir 1 Mayıs’lar gibi….

1 Mayıs üreten, emek veren ve çoğu zaman da emeğinin karşılığını alamayan işçilerin sembolik hak ve mücadele günüdür. Elbette özgürlük, eşitlik ve adalet arayışının bir sembol günü…

Bunun yanısıra 1 mayıs, konumu nedeniyle birçok kesim için farklı şeyler ifade edebilir.

Türkiye’de yaşayan kesimler açısından bakacak olursak, genel itibariyle bu alanları dolduran iki kesim mevcuttur; emekten yana hareketler ve Kürtler…

Kürt halkı açısından 1 Mayıs’ın anlam ve önemi yaşadığı durum itibarıyla Türkiye solundan apayrı taleplere ve gerekçelere sahiptir.

Kürtler açısından emek-sermaye çelişkisi elbette mevcuttur, ancak asıl ölümcül çelişkisi ‘sömürge-sömürgecilik’ çelişkisidir. Mao’nun tanımıyla ‘baş çelişki’miz bu ulusal çelişkidir ve önceliklidir.

Dolayısıyla 1 Mayıs’ın Kürt halkı açısından anlamı, Kürdistan işçi sınıfının ulusal ve onu içerdiği miktarınca sınıfsal mücadelesidir de…

Türkiye sol hareketleri için ise 1 Mayıs’ın sembolize ettiği şey, öncelikli olarak işçi sınıfı mücadelesidir, ezen ulus solu açısından elbette ki anlaşılır bir durumdur, bu…

Fakat kürt halkına bunu önceletmeye çalışmak realitemize uymamaktadır.

Bu çelişkiyi dominante ederek, kendi bünyesinde bulundurdukları Kürtlere işçi mücadelesini önceleten perspektifle davranmak, bu Kürt kesimin kendi sömürge gerçeğine yabancılaşmasına yol açmaktadır. (Bazı devrimci hareketleri dışında tutuyorum)

Kaldı ki bu hareketlerin sosyalizm referansıyla Kürt halkına yaklaşım biçimleri de çelişkilidir. En basitinden Marksist-Leninist bir ideale sahip olduğunu söyleyip, Marksizm ve Leninizm’in sömürgeler için, işgal edilmiş ülkeler için olmazsa olmaz şartı olan ‘Milletlerin Kendi Geleceğini Tayın Hakkı‘ (bağımsız devlet kurma hakkı) konusunda Kürt halkına bunun gereği ile yaklaşmıyorlar, Kürdistan’ın ülke gerçekliğine işaret etmiyorlar.

Hatta bunu saklatmanın bir aracına bile dönüştürülmektedir neredeyse.

Bu önemli bir handikaptır. Kürtlerin ülke ve millet gerçekliği bu noktada yoksatılmakta, sömürge gerçeğinden uzaklaştırılmakta ve dolayısıyla topraksal zemininden kopartılmaktadır.

Sonuçta burası da ‘politik asimilasyonun’ bir çeşidine tekabül etmektedir. ‘İşçi ve emek mücadelesi’ denilirken bile ilk olarak Türk veya Türkiyecilik dayatılmaktadır.

F.Fanon’un dediği gibi, ‘gençlik evresini atlayıp işgalcisi gibi olgun gözükme, özenme belirtisidir bu’…

Bu yaklaşım yalnıştır ve gençlik evresi eksiktir. Bu bireyler bu eksikliği gideremezler. Dolayısıyla bu bireylerin bir an önce asıl çelişkiyi yakalayıp öne göre tepki vermeleri ve bunu çözmeleri gerekiyor…

Ülkesi sömürge olan, hatta ‘sömürge altı’ olan milletler, tüm sınıf ve katmanlarıyla bu sorunlarını çözmekle mükelleftirler. ‘Sınıf’ kavramıyla bu gerçeği saklamak mümkün değildir….

02.05.2017